Bu yazı yazıldığı sırada henüz Erdoğan-Trump görüşmesi yapılmamıştı.

Türk medyası içine yuvarlandığı utanç bataklığında, bu görüşmeden “tavşan mı yoksa ceviz mi çıkacağı” üzerine manasız yazı ve yorumlarla dolu.

Türkiye’nin Çin başkentinde Rusya ve Çin devlet başkanlarıyla çektirdiği resim Abdülkadir Selvi tarafından bir “mesaj” olarak yorumlandı. Aklınca Erdoğan ABD’yi “böyle yaparsan şöyle yaparım” diye korkutmaya çalışmış. İyi de bu “korkutmaca” pek eski bir şey.

Erdoğan bilmem kaç defa, öyle fotoğrafla, mimikle, jestle mestle değil, düpedüz yaptığı açıklamalarla ABD’yi “öyle yaparsan Şanghay Beşlisine aza olurum” diye korkutmadı mı?

Ne oldu?

Bu “korkutucu açıklama” işe yaramadı. ABD Demokratik Suriye güçlerine ağır silahları verdi.

Şimdi “resimle” korkutmadan medet umuyorlar.

Görüşmeden nasıl bir sonuç çıkacağı hakkında eğer bir öngörü yapmak gerekirse, ABD’nin silah yardımından geri adım atmayacağını söylemek yeterli olur mu? Olmaz.

Soru şu: ABD yapılacak pazarlık sonucunda, Raqa’nın kurtarılmasından sonra ABD YPG-YPJ ile ittifaktan vazgeçer mi?

İkinci soru şu: Rusya Rojava güçlerine karşı Türkiye ile ortaklık kurar mı?

Üçüncü soru da şu: ABD Türkiye’den vazgeçer mi? Ya da Türkiye’yi “Şanghay Beşlisine” terk eder mi?

Bu üç sorunun da yanıtı “hayır”.

Birinci soruyu yanıtlayalım: Türkiye Suriye’de ABD açısından artık hiç bir işe yaramaz. Çünkü TC Suriye’de herhangi bir “iç ya da yerli veya ulusal” güce dayanmıyor. Dayandığı bir avuçluk ÖSO, gerçekte DAİŞ, El Nusra artıklarından oluşuyor ve bu gücü ne ABD ve ne de Rusya güvenilir bir güç saymıyor. Türkiye Suriye krizinin başında Sünni Arap nüfusu etki altına almaya kalkıştı, sonunda Sünni Arap nüfus hızla DAİŞ kontrolüne girdi, milyonlarcası da Suriye’yi terketti. Erdoğan ve kafadarları Türkiye’nin Suriye’de bir “iç güç” olmadığını, “işgalci bir güç” olarak bizzat Şam rejimi tarafından suçlandığını unutmuş. ABD az sonra Suriye topraklarını terketmek zorunda olan Türk devletiyle neden Suriye’de ortaklık kursun.

Sanırım Trump bu gerçeği Erdoğan’a “tane tane” anlatmıştır.

İkinci soruya yanıt verelim: Resim’deki Rusya ve Çin, Türkiye’nin “YPG’yi bırakın benimle ortaklık kurun” pazarlığını hiç bir şekilde umursamaz. Çünkü Rusya doğrudan, Çin dolaylı olarak Suriye’de mevcut Alevi Araplarla stratejik ittifak halindeler ve geleceğin Suriye’sinde Alevi Arapların Sünni Araplarla güvenilir bir ittifak kuramayacaklarını, buna karşılık, Suriye’nin geleceğinde onlar için biricik stratejik müttefikin Kürtler olduğunu çok iyi biliyorlar.

Yani Erdoğan’a Suriye’de “ekmek yok.”

Üçüncü soruya gelince: ABD Türkiye’den vazgeçmez. Neden vazgeçsin. O Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan paylaşımda ABD’nin “yanına” düşmüştü. Bu denge değişmedi. Tam tersine denge 2. Dünya Savaşının galibi Rusya’nın aleyhine gelişti. Bu durumda Erdoğan Türkiye’nin anahtarını kendi eliyle Putin’e teslim etse, bilelim ki Putin bu anahtarı almaz. Çin ise Türkiye’ye el koymak için ABD’yle bırakalım kavgayı, tartışmaya bile girmez.

ABD Türkiye’den vazgeçmemenin yanında, ciddi bir alternatifi çıkmadıkça Erdoğan’dan da vazgeçmez. O nedenledir ki, Suriye’de Rojava Kürdistanı ile ittifak kurarken, Türk ordusunun Kuzey’deki savaşını desteklemekte ve eğer pazarlıkta Türkiye’den ciddi ödünler alırsa, Şengal’e karşı Erdoğan’ı destekleyebilir. 

Ancak gerek Kuzey’de, gerekse Şengal’de bu desteğin de sınırları var. Kürt siyasi ve askeri hareketinin en büyük özelliklerinden birisi “kendi gücüne güvenmek ve kendi halkına dayanmak.” İşte bu yönde Kürt tarafı ne kadar güçlü olursa, ABD’nin Erdoğan’a Kuzey’de ve Şengal’deki desteği de o kadar sınırlı olur.

Demek ki, şimdi Raqa önlerinde çarpışan “enternasyonalist” devrimciler, bir “heves” uğruna toprağa düşmüyor. Onlar ABD’yle birlikte DAİŞ’i vuruyor, ama aynı zamanda Kuzey’i ve Şengal’i desteklemek için can vererek ABD’yi “sınırlıyor”, onun hesaplarını boşa çıkarmanın yolunu gösteriyorlar.

O halde selam olsun şehit komutan Ulaş Bayraktaroğlu’na.