
Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM), 29-30 Haziran 2013’te Brüksel’de düzenlenen Avrupa Barış ve Demokrasi Konferansı’nda alınan kararlar doğrultusunda oluştu. ABDEM Eşbaşkanı Rojda Yıldırım’la çalışmalarını ve önümüzdeki sürece ilişkin planlarını konuştuk.
Öncelikle, ABDEM’i tanımak istiyoruz. Nedir ABDEM? Meclis olarak nasıl çalışma yürütüyorsunuz?
Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM), 29-30 Haziran’da Brüksel’de yapılan Avrupa Barış ve Demokrasi Konferansı’nda oluştu. Konferansımız Kürt sorununun demokratik çözümü ve barış süreciyle ilgili olarak Ankara ve Amed’de yapılan konferansların devamı niteliğindeydi. ABDEM, Avrupa’da bir şekilde yaşamak zorunda kalan Kürdistan ve Türkiye kökenli halkların, inanç gruplarının ve değişik siyasi görüşleri temsil eden örgüt ve kişilerin katılımıyla, 74 kurucu üyeden oluştu. Ancak yeni katılımlara da açığız. Şu anda, henüz 8 aylık olan meclisimizde, seçilen 14 kişilik yürütme kurulumuz var ve 2 ayda bir toplanıyor. Ayrıca 7 ana komisyonumuz var. Eşbaşkanlık sistemini esas alıyoruz.
Evet, komisyonlarımızı şöyle tanımlayabiliriz: Avrupa’da yaşayan Kürdistan ve Türkiye kökenli insanların ülkede yaşadıkları mağduriyetlerin açığa çıkarılması için kurulan “Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu”, ülkede yaşananları Avrupa’ya aktarmak için kurulan “Avrupa Kamuoyuna Yönelik Çalışma Komisyonu”, Meclis çalışmalarını toplumsallaştırma ve bütün farklı kimlikleri demokratik değerler ekseninde mücadeleye teşvik etme amaçlı “Halkla İlişkiler ve Medya Komisyonu”, Avrupa’ya zorunlu göç eden sürgünlerin geri dönüşlerini engelleyen yasaların kaldırılması mücadelesini organize eden “Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu”, kadına karşı gerek savaş süreçlerinde gerekse de toplumsal cinsiyetçilikten kaynaklı işlenen suçlara dikkat çekmeyi ve açığa çıkarmayı hedefleyen “Kadın Özgürlük Komisyonu”, Avrupa’da yaşayan gençliği barış ve demokrasi mücadelesine katmayı hedefleyen “Gençlik Komisyonu”, inançlar arası birliği ve ortak yaşama kültürünü yaratma mücadelesini veren “İnançlar Arası Diyalog Komisyonu”.
Brüksel Konferansı çok değişik kesimlerin katılımıyla gerçekleşti. Konferans sonucunda ortaya çıkan ABDEM’de de bu çeşitlilik var mı?
Brüksel Konferansı’nda farklı etnik ve inanç toplulukları, demokratik hareketler, kişiler, kadınlar, gençler, kısacası Anadolu ve Mezopotamya kökenli çok değişik kesimler katıldı. Örneğin Êzîdîler, Aleviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar bir araya geldi. Yine Kürtler, Asurî-Süryanîler, Keldanîler, Ermeniler, Araplar, Çerkezler, Rumlar ve Lazlardan temsilciler vardı.
‘57 kurumsal bileşen temsil ediliyor’
Toplumsal ve cinsel yönden ötekileştirilenler, sistem dışına atılanlar, kadınlar, gençler, emek hareketi temsilcileri konferansta yer aldı. Şu anda da meclisimizde kurumsal anlamda 57 bileşenin temsiliyeti bulunuyor. Buna ek olarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde aktif siyaset yapanlar, aydınlar, sanatçılar, feminist aktivistlerde meclisimizde yer alıyor.
Meclis çalışmaları sırf ülke odaklı mı; yoksa Avrupa’da yaşanan sorunları da gündeminize alıyor musunuz?
Meclisimizin önceliği ve oluşum gerekçesi, elbette, ülkede barış ve demokrasinin inşası ve kalıcılaştırılmasıdır. Çünkü burada, Avrupa’da bizim varlığımızın sebebi, Türkiye’de devletten kaynaklı yaşanan yapısal sorunlardır. Doğal olarak, oradaki süreç bizi direkt etkilemektedir.
Öte yandan buradaki yaşantımızdan kaynaklanan sorunlarımız da var. Meclisimiz bu yönlü de çalışma perspektifi ve planlamasına sahiptir. Komisyonlarımız alanlarına ilişkin bu genel çerçeve doğrultusunda da konferans kararlarını pratikleşmeye çalışıyor. Şu ana kadar Avrupa’nın değişik kentlerinde panel ve seminerler yapıldı. Bazı yerlerde ABDEM’in tanıtımı amaçlı halk toplantıları gerçekleştirildi. 2014 yılı bu yönlü çalışmalarımız açısından daha da yoğun geçecek.
Ankara ve Amed’de yapılan konferanslar da bazı yapılar doğurdu. Onlarla iletişiminiz var mı?
Tabii ki var. Zaten konferansımızın sonuç bildirgesinde Ankara ve Amed Konferanslarının kararlaşmalarının aynen kabul edildiği deklare edilmişti. Halihazırda komisyonlarımız ülkede oluşan yapılarla da eşgüdümlü çalışmayı amaçlayan bir iletişimi sağlamış durumdadır. Çalışmalarımız geliştikçe, Türkiye ve Kürdistan’daki çalışmalarla eşgüdümü de bir biçimde yansıyacaktır.
Farklı kimliklerin bir arada çalışıyor olması nasıl bir atmosfer yaratıyor?
Öncelikle şunu söyleyeyim: Hazırlık aşamasında da, konferansta da, pratik çalışma sürecinde de tüm bileşenler olarak, ötekileştirilmiş toplulukların, inanç gruplarının yan yana durmasının heyecan ve sevincini paylaştık, paylaşıyoruz. Önceleri belki de bir araya gelmesi zor görülecek kesimler yan yana geldi. Bu çok anlamlı bir buluşmaydı. Birbirimizi dinlediğimizde gördük ki, ne çok ortaklığımız var. Ne çok ortak acımız var. Ancak tarihsel süreç içinde oluşturulan önyargılarımızın olduğunu da fark ettik. Yan yana gelmeye, birbirimizi dinlemeye, anlamaya ve birlikte çalışmaya, mücadele etmeye ne kadar ihtiyacımız olduğunu anladık. Ortak iş yapma süreci, birbirimizi daha fazla tanımayı ve birbirimizle yakınlaşmayı gerektiriyor. Şu anda geldiğimiz aşama ise bu çalışmaların daha da yaygınlaştırılması, derinleştirilmesi ve kalıcı hale getirilmesi aşamasıdır.
‘Ortaklaşarak hareket ediyoruz’
Meclisimizde çok farklı yapılardan bileşenler olduğu için karar alma süreçleri de konsensüse dayalıdır. Tartışarak, birbirimizin farklı düşünce ve yaklaşımlarını en azami düzeyde ortaklaştırmaya çalışarak hareket ediyoruz. Şimdiye kadar çalışmaları tıkayacak, geri çekecek bir durumla karşılaşmış değiliz. Pratik geliştikçe bu konsensüsün daha da akıcı ve üretici hale geleceğini düşünüyorum. Tüm bileşenlerimizde de bu inanç hakimdir.
Avrupa’da yaşayan kadınlarımızın durumunu ülkemizde yaşanan tarihsel süreçten ayrı ele almıyoruz. Yaşanan savaş ve katliamlarda kadınlar, sadece etnik kimlikleri ve inançlarından dolayı değil, kadın olmalarından kaynaklı da ezildiler. Cins çelişkisini temel çelişkilerden biri olarak görüyoruz. Bu sorun görülmeden tarih boyunca yaşanan soykırımların da , göçettirilmelerinde yeterince anlaşılamayacağını düşünüyoruz.
‘Kadın özgün ele alınmalı’
Kadınlara karşı işlenen bütün suçların da savaş suçu kapsamında ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Savaşlarda kadınlar her türlü cinsel saldırıya maruz kaldılar. Dolayısıyla, geçmişle yüzleşilecekse, hakikaketler açığa çıkarılacaksa, kadının içinde bulunduğu durum özgün olarak ele alınmalıdır. Bu da toplumsal cinsiyetçilik konusunda özel bir duyarlılık gerektirir. ABDEM Kadın Komisyonu’nun amacı, bütün bu konularda duyarlılık yaratmaktır. Bununla birlikte, Avrupa’daki kadınlarımızı barış ve demokrasi sürecine katmayı hedeflemektedir. Komisyon, ülkemizde yaşanan bütün savaş ve sürgün süreçlerine, kadına karşı işlenen suçlar bağlamında bakmaktadır. Avrupa’daki kadın yapılarıyla da temas kurarak kadın özgürlük mücadelesinin geniş kesimlere yayılmasını sağlamaya çalışıyor.
2014’e ilişkin planınız nedir? Nasıl geçecek 2014?
İlk olarak, 2014 yılının başından itibaren, Almanya yoğunluklu, Avrupa’nın birçok ülkesinde paneller düzenledik ve düzenlemeye devam edeceğiz. En önemlisiyse, 22 Mart’ta yaptığımız Newroz kutlamasıydı. ABDEM bileşenleri tarafından organize edildi. Önemli bir deneyim oldu bizler açısından. Newroz, “Halkların Demokrasi ve Barış Şöleni” olarak kutlandı. Herkes kendi rengiyle, farklılığıyla, dili, kültürü ve sanatıyla katıldı. Kısacası, bir demokrasi şöleni tadında geçti. Bunun dışında Kadın Komisyonu, toplumsal cinsiyetçiliğe dikkat çekmek ve göçmen kadınların durumunu irdelemek için paneller düzenleyecek. Bir de “göç ve kadın” konulu bir konferans organize edecek.
Yine, “Soykırımla Yüzleşme Konferansı” ve Avrupa kamuoyuna yönelik Barış ve Demokrasi Konferansı düzenleyeceğiz. Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan sorunların bir parçası olarak Avrupa’da yaşamak zorunda kalan sürgünlerin hukuksal durumlarına dikkat çekmeyi amaçlayan çalışmalarımız olacak. ayrıca 24 Nisan Ermeni Soykırımı vesilesiyle ABDEM adına bir heyet Ermenistan’a gidecek ve anma etkinliklerine katılacak. Yine tarihsel ve güncel olaylarla ilgili ABDEM bileşenleri ortak eylemler ve etkinlikler düzenlemeye de devam edecek.
Bütün bu çalışmaların Avrupa’da bir demokrasi ve barış cephesinin örgütlenmesine ve Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen mücadeleye önemli katkı sunacağı inancındayız. Ayrıca bu çalışmaların Avrupa’da da halklar ve toplumsal kesimler arasında eşit, demokratik ve özgür bir temelde uyum ve ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal sorunların çözümü noktasında da etkili olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, Anadolu ve Mezopotamya kökenli halklar ve topluluklar kadar, Avrupa toplumunun ilerici, demokrat, barışçı kişi, kurum ve platformlarıyla da ortaklaşmayı esas alıyoruz.
Her dilden, her inançtan bir çalışma...
Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi'nin (ABDEM) Eşbaşkanı Zeynel Özen, ABDEM'in Türkiye'deki demokrasi güçlerine örnek teşkil edileceğini dile getirdi. "ABDEM bileşenleri olarak HDP oluşumunu doğru bir proje olarak gördük" diyen Özen ile Avrupa'daki barış çalışmalarını ve Alevilerin tavrını konuştuk.
Aleviler de ABDEM bünyesinde yer alıyor. Şu ana kadar Alevilerin ne gibi çalışmaları oldu?
Aslında ABDEM'in tohumları 2011 yılında atıldı. AABK, 2011 yılında demokrasi güçleriyle eylem birlikleri yapma kararı aldı ve demokrasi güçlerini AABK'nin ev sahipliğinde bir toplantıya çağırdı. Bu çağrı Kürt Özgürlük Hareketi ve sol, sosyalist örgütler tarafından olumlu karşılandı. İlke olarak ortak paydalarda eylemliklerde birlikte hareket etme kararı alındı. Prensip olarak "herkesin kendi gücünü koruyarak, kendisi olarak yer alacağı, kimsenin kimseye dayatmada bulunmayacağı, herkesin hassasiyetleri göz önünde tutulacağı" kabul edildi.
Bu oluşumun içinde 30'a yakın sol, sosyalist örgütün ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin de içinde olduğu ve adına Almanya Demokratik Güç Birliği denilen oluşum ortaya çıkarıldı. Daha sonraları bu oluşum örnek alınarak Avrupa'nın tüm ülkelerinde Demokratik Güç Birlikleri oluşturulmaya başlandı. 2012 yılında Başbakanın (Erdoğan'ın) Bochum ve Berlin'e gelişleri onbinlerin katılımıyla protesto edildi. 2013 yılında Gezi Direnişine destek amacıyla Köln'de 100 binin üzerinde katılımıyla miting düzenlendi. Bu mitinglerde her ulustan her dilden, her inançtan konuşmalar oldu. Herkes kendi bayrak ve flamalarıyla katıldı. Şimdiye kadar hakim olan anlayış kırıldı, görüldü ki biraraya gelmeyen güçler biraraya gelip ortak eylemlilik yapabiliyorlar ve kıyamet kopmuyor.
29-30 Haziran 2013'te Türkiye ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan etnik, kimlik, inançlar ve sol, sosyalist örgütlerin katıldığı başarılı bir konferans gerçekleştirildi. 57 kurum ve kuruluşun içinde yer aldığı 75 kişilik Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi kuruldu, bunun adını da kısaca ABDEM koyduk. Bu süreçten sonra ortak olarak Berlin mitingini düzenledik. Birçok ülkede paneller yaptık ki bu paneller dizisi devam etmektedir. ABDEM daha yeni bir oluşum ama gerçekten önemli bir oluşum. İçinin doldurulması, tanıtımı zaman alacaktır. Fakat Avrupa'da başlattığımız bu birliğin çok güçleneceği, Türkiye'deki demokrasi güçlerine örnek teşkil edileceği açıktır.
ABDEM'in içerisinde Avrupa'daki demokrasi güçleri bulunuyor. Türkiye'de de demokrasi güçlerin çatısı ise Halkların Demokratik Partisi var. HDP'yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçimlerdeki tutumunuz nedir?
ABDEM bileşenleri olarak HDP oluşumunu doğru bir proje olarak gördük ve selamlıyoruz. Kuruluş kongresine ABDEM adına eşbaşkan olarak ben katıldım ve bir konuşma yaparak kendilerini kutladım. HDP projesi, ABDEM'e benzemektedir fakat ABDEM daha geniş kapsamlı, daha renkli, ötekileştirilen herkesi içinde barındırıyor. HDP de eğer Avrupa'da olduğu gibi tüm renkleri, ötekileştirilenleri kucaklayabilirse, başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktur.
Şahsen HDP oluşumunu doğru bir proje olarak görüyorum. Avrupa Aleviler Birlikleri Konfederasyonu AABK Başkanımız sayın Turgut Öker, HDP'nin kuruluş kongresine katıldı ve bir selamlama konuşması yaptı. Söylediğim gibi proje doğru ama projeyi hayata geçirmek için çok çalışmak gerektiğini ve ona uygun davranılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da süreç meselesi olduğunu görüyorum. Bizlere parti meclisinde yer almamız önerildi, kendilerine teşekkür ettik ve parti meclisinde yer almadık. Çünkü bizler bir inanç örgütüyüz. Hiçbir partiyle organik bir bağımız olamaz. Fakat Alevi örgütlülüğü mazlumun yanındadır, emekten, soldan ve demokratik bir Türkiye'den yanadır. Demokrasi güçlerinin birliğini önemsiyoruz. Bu doğrultuda yapılan mücadelenin yanında olacağımızı söyledik.
Yerel seçimlere gelince Alevi örgütlülüğü homojen bir yapı değildir. Sosyaldemokratlardan tutun da komünistlere kadar içinde barınmaktadır. Etnik olarak da birçok etnisiteyi içinde barındırmaktır. Seçimlerde tavrımız açık ve netti. Tüm ötekileştirilen, ezilen sınıfların, inançların, etnik kimliklerin ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini savunan devrimci demokrat yurtsever adayları destekledik, bundan sonra da destekleyeceğiz.
SİDAR DERSİM/HABER MERKEZİ