ABD Başkanı D. Trump’ın attığı bir tweet, Ortadoğu’da oluşacak yeni dengelerin habercisi oldu. Trump’ın attığı tweetin içeriğinden ziyade zamanlaması, Ortadoğu ve Suriye’de çözümün değil, kaosun daha da derinleşeceğine dair tahminleri güçlendirdi.

DAİŞ'in belinin kırıldığı ve "halifesi" Ebubekir El Bağdadi'nin kayıplarda olduğu bugünlerde Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, DAİŞ'in halifeliğini devralarak Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik işgal tehditleri savurmaya başladı. Erdoğan'ın bu sözleri haybeden sarf etmediği ve Washington-Ankara hattında bazı kirli pazarlıkların yapıldığı daha net açığa çıkarıyor. ABD'den gelen son çelişkili açıklamalar bunun habercisi.

Trump-Dışişleri ve Pentagon’un konu üzerinde mutabık olmadıkları yönünde izlenim olsa da bunun sahadaki partnerini ve halkları oyalamaya dönük bir danışıklı dövüş olma olasılığı yüksek. Tabi bu durumla birlikte özellikle Kürtler ve bölge halkları üzerinde Osmanlı sultasını yeniden tesis etmek için pusuda bekleyen Türk devletinin ağzının suyu akmaya başladı. Ama Türk makamları ve basınında karara karşılık Trump’ın TC’den ne istemiş olabileceği, neler isteyeceği endişesi de gözlerden kaçmıyor.

Burası Ortadoğu; akşam dost olan biri, sabah düşman; sabah düşman olan birisi öğlen müttefik; öğlen müttefik olan biri ikindi ile akşam saatleri arasında namlunun ucunda olabilir. Bu, bölgede siyaset yapan uluslararası, bölgesel güçler için geçerli olduğu kadar yerel güçler için iki misli daha geçerli bir kural.

Bu açıdan ABD'nin Suriye'de bulunması sürecine tekrar göz atmak yararlı olur. ABD Suriye savaşının başından beri sahada TC merkezli çeşitli güçler denedi ve Ekim 2014 tarihine kadar hiç birinde başarı sağlayamadı.

Peki neydi bu başarısızlığın sebebi...

Şüphesiz Irak'ta ağzı yanan ABD'nin doğrudan askerleriyle sahaya inmek istememesi ve sahada da arkasında ciddi toplumsal desteği ve siyasal programı olan bir politik-askeri gücün olmamasıydı.

DAİŞ Eylül 2014'te Kobanê'ye saldırınca ABD, bir ay boyunca saldırıları izledi ve Ekim ortalarında ise direnişin askeri ve toplumsal başarı sağladığını görünce YPG/YPJ güçleriyle bir koordinasyon geliştirip savaşa dahil oldu. O birliktelik o günden bugüne devam etti ve DAİŞ'a karşı önemli kazanımlar elde edildi.

Tabi, bu ilişki Kürtlere olduğundan daha fazla ABD'ye kazanım sağladı. Yıllardır Suriye sahasına giremeyen ve Suriye savaşında Rusya karşısında yenilgi üzerine yenilgi alan ABD, Kürtlere dayanarak DAİŞ'a karşı önemli başarılar kazandı. Suriye'nin kuzey-doğusunda ülkenin yüzde 30'luk toprağına girme, İran'ın Şii hilaline ciddi bir darbe indirme, Irak işgalinde bozulan imajını düzeltme şansı yakaladı.

Tüm bunlar Öcalan’ın Demokratik Ulus perspektifine dayanan Kürtler ve Kürtlerin bölge halklarıyla geliştirdiği bu projeye dayanarak gerçekleşti.

Evet; ABD'nin silahları, teknolojisi vardı; süper güçtü, ama sahada dayanacağı sağlam bir güç olmadan bunların hepsi başarısızlığa mahkûmdu. Nitekim ABD'nin 2011 ile 2014'ün sonuna kadar Suriye'deki başarısızlığının başat sebebi buydu.

Şimdi yukarıda belirttiğimiz bunca başarıyı Kürtlere borçlu olan ABD, Öcalan ve PKK’nin Rojava ve genel Kürdistan’da yarattığı özgür Kürtlerin bölgesel çaptaki etkisini kırmaya dönük hamleler geliştirme arayışına girdi. Bu amaçla daha önce dünyanın farklı yerlerinde denediği ve başarısız olduğu think-thank denilen düşünce kuruluşlarının masa başlarında hazırladığı toplumsal mühendislik planlarına gark oldu.

Öcalan ve PKK’nin düşüncesinden uzaklaştıramadığı Kürtleri kendince akıllandırmak ve iradesini teslim almak ve KDP üzerinden bölgeyi kontrol altına almak isteyen ABD, şimdi bu kararla yeminli Kürt düşmanı ve NATO'daki müttefiki Türkiye'ye Kuzey ve Doğu Suriye'ye saldırı zemini yaratarak “Kürtleri akıllandırmak” istiyor.

Türkiye ABD için önemli bir müttefik ve kaybetmek istemiyor olabilir; ama bu, Kürtler üzerinde sözünü ettiğimiz toplumsal mühendislik ürünü sofistike projeler geliştirmesine meşruiyet sağlamıyor.

Birinci Dünya Savaşı arifesinde Ermeni ve Süryanileri, İkinci Dünya Savaşı arifesinde Alevi Kürtleri soykırımdan geçiren Türk devletine, Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırılan bugün de Kürtler mi soykırım için kurban olarak sunulacak? Velev ki ABD bunu yaptı, Kürtler kurbanlık koyun gibi boyunlarını mı uzatacaklar?

Eğer ABD’nin karar alıcı mekanizmasında, yani siyasi iradesinde, çeşitli kişisel çıkarları için Türkiye ile iş tutan Flynn ve Tillerson gibi birileri bunu bilmiyorsa, sahada Kürtlerle birlikte hareket eden komutanlarından bir brifing alabilirler.

7 yıldır özgür yaşam iradesiyle Kürtlerin verdiği büyük bedeller ortadayken ve hala Kürtler bu mücadelede cenazelerini kaldırıyorken, ABD kalkar da Kürtlere blöf yapacak olsa şüphesiz ki Kürtler de alternatifsiz değil. Değişen koşullarda kendisi ve bölge halklarının çıkarına en uygun ittifakları geliştirmekten geri durmaz.

Kimse kusura bakmasın, ne daha DAİŞ bitti, ne İran sahadan çekildi, ne de Suriye ve Ortadoğu’da kimse için her şey bitmiş değil. Daha Trump'ın attığı tweet gündeme girmeden İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin uçağı, Erdoğan'ın daveti üzerine Türkiye hava sahasına girdi. Çok değil, daha 2 ay önce bu ikili Tahran'da ABD'ye Fırat'ın doğusundan çekilmesi için tehditler savuruyordu.

ABD, Türkiye'yi tekrar yanına çekmek için kimi tavizler veriyor olabilir. Trump'ın tweetinden sonra ABD'nin S-400 füze savunma sistemine karşı 3.5 milyar dolar değerindeki Patriot füze savunma sistemi için Türkiye ile anlaştığı basına yansıdı. ABD hala Türkiye'yi rotasına sokmak için bir taviz vermeyi ve bunu da Kürtler ve Kuzey-Doğu Suriye halkları aleyhine yapmayı düşünüyorsa o zaman Kürtlere de yeni hesaplar yapma şansı doğar.

Eğer bu kararın perde arkası KDP'nin uzantısı ENKS'ye bağlı Roj çetelerini sahaya sürme, Londra-Antep-Ankara-Hewlêr ve Hesekê hattında sıkı trafiği gözden kaçmayan Ahmed Carba ile yeni bir Arap gücü oluşturmayı Kuzey ve Doğu Suriye yönetimine kabul ettirme gibi hesaplar içeren bir blöf ise, (ki James Jeffrey’nin bu amaçla Rojava’da KDP ilişkili kimi gazetecilerle gizli toplantı yaptığı da bilgi olarak akıllarda olsun) o zaman yukarıda sözünü ettiğimiz toplumsal mühendislik tecrübelerine bir kez daha bakılabilir.

ABD'nin atacağı bu adımla birlikte ortaya cevabı merak edilen bir yığın soru çıkıyor: Yeniden ABD ile iş tutan bir Türkiye karşısında Rusya ne yapacak? Rejim, İran ve Rusya, ABD karşıtlığı için sessiz kaldığı Fırat’ın batısındaki TC işgaline bundan böyle sessiz kalır mı? İran yeniden sahaya hakim mi olacak? Olası bir İran müdahalesinde artık kim ABD'ye güvenecek? Suriye kaç parçaya ayrılacak? Türkiye uzun bir zamana ve geniş bir coğrafyaya yayılan bir savaşı ne kadar kaldırabilir? ABD, Kürtlere böyle bir hamle yaparsa uluslararası camiada nasıl karşılanacak?

Bunların hepsi Ortadoğu kaosundaki büyük belirsizlikler… Ancak Öcalan önderliğindeki Kürtler için belirsiz bir şey yok. Ne mi yapacaklar diye soranlara el cevap: Ülkeleri, 20. yüzyılda Britanya ve Fransa'nın başrolde olduğu uğursuz bir anlaşmayla bölündüğü günden bugüne geçen 100 yılda yaptıklarını yapacaklar. Yeni bir Cezayir anlaşmasını boşa çıkaracaklar. Yani statüsüzlüğü kabul etmeyecekler ve direnecekler. Ki bunun için uzun yıllara yetecek kadar hazırlıkları ve birikmiş tecrübeleri de var. Bu blöf, şantaj, kirli pazarlık, adı her neyse, onu kabul etmeyecekler ve yeni Lozanların arifesinde kendi kaderlerini başka güçlerin belirlemesine sessiz kalmayacaklar.