33 devrimcinin öldürüldüğü Suruç katliamının iddianamesi, 18 ay sonra tamamlanabildi. Ortaya çıkan iddianame, ailelerin, katliam tanıklarının, sosyalist gençlerin ve demokratik kamuoyunun kaygılarının ne kadar gerçekçi olduğunu gözler önüne serdi. İddianamede katliamın sorumlusu olarak ismi geçen 6 kişiden 3’ü ölü. Sanık olarak yer alan ve haklarında hapis cezası istenen 3 kişiden 2’si ise Suriye’de. Bu durumda 33 kişinin katledildiği Suruç’un tek faili var. O da Ankara katliamı nedeniyle Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan Yakup Şahin. Sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali, Suriye’de olduğu için bu koşullarda yargılanmaları pek de mümkün görünmüyor. Adları geçen Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz adlı DAİŞ’liler ise Antep'te operasyon sırasında öldürüldüler.
Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianameye göre, canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, Aligör Mahallesi’nden saat 09.01.55’de yaya olarak Suruç merkezine giriş yapıyor. Ardından da ilçe merkezinde dolaşıyor, olay yerine gelerek keşif yapıyor, bir saat de internet kafede zaman geçiriyor. İddianamede, katliamcının tek başına olduğu, “Suruç İlçesinde görüldüğü andan itibaren yalnız olduğu, ilçede kimse ile görüşüp irtibat kurmadığı, herhangi bir araca binip, inmediği, ikamete girmediği” öne sürülüyor. Ancak Aligör Mahallesi’ne nasıl geldiğine dair herhangi bir bilgi yer almıyor.
AKP/Saray yargısının bir kişinin cezalandırılmasıyla katliamın üzerini kapatma niyetlerinin olduğu çok açık. Örneğin, katliamın ardından Amara Kültür Merkezi’nin önüne motosikleti ile gelen ve şüpheli davranışları nedeniyle halk tarafından fark edilip, alıkonulan kişiye dair iddianamede hiçbir şey yer almıyor. Söz konusu kişinin üzerinden “Abdullah Ömer Arslan” adına kayıtlı bir kimlik çıkmıştı. Kimlik ve sürücü belgesi sahte değilse, halkın yakaladığı kişi Abdullah Ömer Arslan. “12563669198” TC kimlik nolu Arslan, 19 Haziran 1994 doğumlu ve Konya Meram nüfusuna kayıtlı. Nüfus Müdürlüğü kayıtlarına göre, ailesinin ve kendisinin adresi Ankara’nın Gölbaşı ilçesi.
Arslan’ın üzerinde çıkanlar arasında “Türkiye Büyük Millet Meclisi” logolu bir zarf ile Urfa Halfeti’deki Ziraat Bankası‘nda 16 Haziran 2015 tarihinde açılan banka hesap cüzdanı da yer aldı. Arslan’ın Halfeti’nin Gürkuyu köyünde imam olarak görevli olduğunu belirten bir kimlik de bulunuyordu. “Furkan Genç” adlı dergi de çantada çıkanlar arasında. “Aralık 2014” tarihli derginin kapağında “Engeller inanları yıldıramaz” manşeti dikkat çekiyordu. Söz konusu dergi, Furkan Vakfı’nın yayını olan Furkan Nesli’nin eki olarak “Hakkı batıldan ayıran genç” sloganı ile çıkıyordu. “El Nusra bayrağı” olarak bilinen siyah bayrak ile “Kur’an-ı Kerim başlama duası” ve “Halil İbrahim Al Ansari” yazılı esans kesesi Arslan’ın üzerinden çıkanlar arasındaydı.
Üzerindeki tüm eşyalar kayıt altına alınan Arslan, daha sonra polise teslim edildi. Polis, söz konusu şüpheliyi Amara Kültür Merkezi’ne soktu. Görgü tanıklarına göre, sakalları kesilerek tipi değiştirilen kişi, polis tarafından hızla uzaklaştırıldı. Bir daha da ortalıkta görünmedi. İmamlık yaptığı köye de gitmedi.
Ankara katliamın davasında da yargılanan Yakup Şahin’in ifadesi Abdullah Ömer Aslan’ın canlı bomba Abdullah Alagöz ile olan ilişkisini doğruluyor.
Ankara soruşturması kapsamında ifadesi alınan Yakup Şahin, canlı bomba Abdullah Alagöz’ün bir motosikletle Suruç’a getirildiğini anlattı. İfade şöyle: “H.İ.D ile tanıştıktan bir süre sonra ben kendisinin IŞİD’e çalıştığını anladım. Suruç’taki patlamadan 3-4 gün sonra H.İ.D araç kullanıyordu. Ben kendisine ‘Abi Suruç işi nasıl olmuş’ diye sordum. Bana ‘Oğlum Suruç’u biz yaptık’ dedi. ‘PKK’lılar hak etti bizde yaptık’ dedi. Ben de kendisine ‘Nasıl yaptınız?’ diye sordum, bana ‘Gaziantep Elbeyli’den bir kişi üstünde yeleği ile geçti, Deniz Büyükçelebi canlı bombayı gönderdi. Biz Gaziantep’de bir gece misafir ettik. Daha sonra motosikletle Suruç’a gönderdik. Onlar da orada patlattı’ dedi. Motosiklette kimin olduğunu bana söylemedi.”
Sadece Yakup Şahin’in ifadesi bile, o gün halk tarafından fark edilen Abdullah Ömer Arslan’ın dava kapsamına alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak şüpheliye dair bir araştırma dahi iddianamede yer almıyor.
Dönemin Suruç İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında taksitlendirilmiş 7 bin 500 liralık para cezası kararı geçtiğimiz günlerde Suruç Asliye Ceza Mahkemesi’nden çıkmıştı. Katliamın resmi olmayan faillerine ilişkin hazırlanan iddianamede, cezasızlık amacını açık ediyor. AKP/Saray yargısının, katliamın faillerini koruyan bu tutumuna karşı, adalet mücadelesinin toplumsallaşması daha da önem taşıyor. Unutmayalım, Suruç katliamı, bir milat oldu. Suruç’ta kazanılacak olan adalet, ardılı katliamların aydınlatılması için milat olabilir.