
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’le beraber çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler’den 6.’sı yayımlandı. 672 sayılı KHK ile “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve kamu kurumlarındaki çok sayıda kişi, kamudaki görevlerinden çıkarıldı” denildi. Yeni düzenleme ile 2346 akademisyen meslekten ihraç edildi. İhraç edilen akademisyenlerin çoğu Marksist, Eğitim-Sen üyesi ve çoğunun “Barış İçin Akademisyenler” olarak imzalanan “Bu Suça Ortak Olmuyoruz” metninde imzası var. Bu akademisyenlerden bazıları: Ertuğrul Uzun (Anadolu Üniversitesi), Abdülcelil Kaya (Ankara Üniversitesi), Betül Yarar (Gazi Üniversitesi), Ümit Biçer (Kocaeli Üniversitesi), Diyar Yılmaz (Niğde Üniversitesi), Candan Badem (Tunceli Üniversitesi).
Meslekten ihraç edilen akademisyenlerde biri de Abdurrahman Aydın. Abdurrahman Aydın, Adıyaman Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde araştırma görevlisi ve “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin de ilk imzacılarından biriydi. Bu metne attığı imzadan dolayı Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifadeye çağrılmıştı. Doktorasını Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamlayan Aydın, Ayrıntı Dergi’nin de yayın kurulu üyesi. Fethullah Gülen Cemaatiyle uzaktan yakından alakası olmayan, çoğumuzun gözden kaçırdığı sorunları dahi kendine dert edinen bir akademisyen Abdurrahman Aydın. Meslekten ihraç edilmesinin gülünesi bir yanı da var; sol-sosyalist hassasiyetleri ve dertleri olan bir insanı FETÖ’ye yönelik kararnameyle saf dışı bırakma çabası bizim için bile fazla bahane.
Abdurrahman Aydın, sabah saatlerinde sosyal medya hesabından ise işten çıkarıldığını şöyle duyurdu: “KHK kapsamında kamu görevinden çıkarılmış bulunuyorum; kamusu kalmamış ülkede.. ‘Aç gezerim, kuyruğum dik gezerim’ derdi dedem.”
Abdurrahman Aydın ve diğer işten çıkarılan birçok hocamız gibi, dertleri derdimiz olan insanları akademiden uzaklaştırmak esasen bir yanıyla iyi. Çürümüş, kokmuş; kibirden geçilmeyen akademiye fazla Abdurrahman Aydın gibi hocalar. Biz bu günleri de atlatırız, dayanışma bizi her türlü ayakta tutar; ama onların devranı elbet bir gün biter.
‘Ya atılırsan’ diye sormuştum...
Abdurrahman Aydın’la, Barış İçin Akademisyenler’den dolayı gözaltına alındıktan sonra, 13 Ağustos’ta Yeni Özgür Politika’da yayımlanan bir söyleşi yapmıştık. O söyleşide, işten atılan akademisyenleri konuştuktan sonra, “Ne düşünüyorsunuz? Aynı durum sizin başınıza gelse ne yapardınız?” diye sormuştum, şöyle yanıtlamıştı beni:
“Doğrusu işin bu boyutunu düşünmemeyi tercih ediyorum; çünkü insanı ya da en azından beni kinikleştiren bir tarafı var bunları düşünmenin. Bunun yerine uzaklaştırmanın, işine son verme tehdidinin anlamı üzerine düşünmek gerekiyor bana kalırsa.
Bu tür şeyleri hiçbir suçluluk duymadan yapabilmek için iki şey gerekiyor.
İlki, bunu yapacağınız insanları dehümanize etmekten geçiyor ki bunların da nazarında bizler ‘terörist’ ya da ‘terör yanlısıyız’. Terörist sözcüğü, çağımızda bir insanı insan dışı bir varlık olarak işaretleme anlamını taşıyor. “Ona her şey yapılabilir” anlamına geliyor bu. İşte Kevser Eltürk’ün ve Hacı Lokman Birlik’in cenazelerine yapılanları hepimiz gördük.
İkincisi de normal zamanlarda yapılmasına izin verilmeyecek şeylerin yapılmasına imkan tanıyan istisna dönemlerinin ve mekanlarının ortaya çıkması... Kötü bir benzetmeyle, cumhuriyetin bütün bilinçaltını kustuğu bir dönemden geçiyoruz. Bakmayın siz bunca tantanaya, cumhuriyet elitleri, bu İslamcıların alter egosudur hala.”
TUÐÇE YILMAZ