İç ve dış siyasetinde büyük bir tıkanma yaşayan AKP-MHP iktidarı, ”Güvenli Bölge” adı altında uluslararası icazetle veya kısmi sessizlikle Kuzey - Doğu Suriye’yi işgal etmek istiyor. ABD ile sürdürülen görüşmelerde sonuç alamayan Türk iktidarının içinde de iki farklı görüş olduğu belirtiliyor.
Türkiye’nin olası bir saldırısının DAİŞ’i yeniden canlandıracağını düşünen Koalisyon ülkeleri ise Türkiye’nin 33 kilometrelik planına sıcak bakmıyor. Koalisyon ülkeleri, Türkiye’nin tutumu sonrası ABD’den ”Güvenli Bölge” görüşmelerini rölantiye almasını istedi.
ERSİN ÇAKSU/ANF/GIRÊ SPÎ
Türkiye’nin ABD’ye karşı ”eksen değiştirme” ve Avrupa’ya karşı da ”mülteci” kartını kullanarak, Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal etme planları sonrası bölge halkları hazırlıklarını sürdürüyor. Koalisyon ise önceliği DAİŞ‘e veriyor.
Türk rejiminin Kuzey-Doğu Suriye sınırına yığınağı devam ederken olası bir saldırıya karşı Demokratik Suriye Güçleri (QSD) de hazırlıklarını yapıyor. Kuzey - Doğu Suriye Özerk Yönetimi de işgal tehditlerine karşı diplomasi trafiğine hız vererek, bölgedeki huzur ortamını korumaya çalışıyor.
”Güvenli Bölge”yi görüşmek için geçtiğimiz hafta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirdi. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie de Eyn Îsa’da QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin yanı sıra Özerk Yönetim temsilcileriyle bir araya geldi.
Türkiye söz konusu bölgenin Dêrik’ten başlanarak Qereqozax köprüsüne kadarki 30 kilometrelik derinlikte olması ve kontrolün de kendisinde olmasını dayatıyor. Türk devleti, Rusya’dan aldığı S-400’lerin ilk parçalarının teslimatının yapıldığı gün de Kobanê, Girê Spî ve Serêkaniyê sınırlarına yaptığı sevkiyatlarla gözdağı vermişti. Kuzey - Doğu Suriye Yönetimi ise Türkiye’nin denetimindeki bir planı kabul etmeyeceğini ve şehirleri kapsamayacak şekilde 5 kilometrelik sınır hattında YPG/YPJ’nin çekilebileceği ve bu bölgelerin yerel askeri meclislere devredilebileceğini ifade ediyor. Fırat’tan Dêrik’e kadar olan hatta şehirleri kapsamayacak şekilde ara bölgelere Koalisyon tarafından gözlem noktalarının kurulabileceği, Türkiye’nin de sivil gözlemcilerinin Koalisyon bünyesinde bu noktalarda bulunabileceği kabul ediliyor.
Türkiye’de iki görüş
Jeffrey’nin geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Ankara temasları sonrası Türkiye’den farklı sesler yükseldi. Jeffrey’nin Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’la yaptığı görüşme sonrası bakanlıktan yapılan açıklamada, ”güvenli bölge tesisi ile ilgili müşterek çalışmalara, yarından itibaren devam edilmesi konusunda mutabık kalındığı” açıklaması yapıldı.
Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yapılan açıklamada ise Washington yönetiminin ilettiği son teklifin yeterli olmadığı belirtilerek, ”Artık sabrımız kalmadı. Aksi takdirde gereğini kendimiz yapacağız” tehditleri savruldu.
Erdoğan da yaptığı açıklamada, ”Ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın biz Fırat’ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmeye kararlıyız” dedi.
Edinilen bilgilere göre, ABD’ye karşı Rusya’ya yanaşma ve ”eksen değiştirme” şantajını kullanan Türk devlet yönetiminde ”Güvenli Bölge” konusunda iki farklı görüş öne çıkıyor:
- Birinci görüş, ”Güvenli Bölge”nin kabulünün ”Kuzey - Doğu Suriye’yi tanımak anlamına geleceğini” ifade ederek, şiddetle karşı çıkıyor.
- İkinci görüş ise Türkiye’nin bölgeyi işgal girişiminin ”içinden çıkılmaz bir hal alacağını” ve Türkiye’nin ”ABD’den gelen öneriyi kabul etmesi gerektiğini” savunuyor.
Şahinler savaşı dayatıyor
Birinci görüşü savunan şahin kanat, Türkiye’nin yaşadığı siyasi, ekonomik ve toplumsal krizi aşmanın tek yolunu savaşta görüyor. Bunun için uzlaşmaz bir karşıtlık içerisinde. Bu kanat, Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun öncülüğünde kurulması beklenen yeni partilere ölü doğum yaptırmak ve ekonomik krizi hasır altı etmek için savaş seçeneğini dayatıyor.
Hedeflenen iki yer
Cerablus, Bab, Ezaz, Efrîn ve hatta İdlib’i işgal eden Türk devleti, Fırat’ın doğusunda da önceliğini Şêxler, Girê Spî ve Serêkaniyê’ye vermiş durumda. Türk devleti, Cerablûs’un hemen karşısında ve Fırat’ın doğu yakasında yer alan Şêxler üzerinden Süleyman Şah Türbesi’nin eski yeri olan Qereqozax köprüsüne ulaşmak istiyor. Gire Spî’ye saldırıyla da Kobanê ile Cizîrê bölgelerini ayırmayı ve Reqa’ya uzanmayı hedefliyor.
Türk devleti tarafından sınır hattına yapılan askeri yığınak sonrası bölgenin halkları da her türlü ihtimale karşı hazırlıklarını yapıyor. Bir yandan canlı kalkan eylemleriyle dünyaya seslerini duyurmaya çalışıyor.
Herkese uygun şantaj
ABD’nin önerisine olumsuz yanıt veren Türkiye, ABD ve NATO’ya ”eksen değiştirir, Rusya ile hareket ederim” şantajı, Koalisyon içerisinde yer alan Avrupa ülkelerine de mülteci şantajında bulunarak, pazarlıktaki elini güçlendirmeye çalışıyor. Erdoğan’ın dört gün önce yaptığı açıklamada S-400’lerle ilgili ABD’ye meydan okuması ve Türkiye’nin mültecilerle ilgili Avrupa Birliği (AB) ile imzaladığı ”geri kabul anlaşması”ndan çekildiğini duyurmasının da söz konusu pazarlıkla ilgili olduğu ifade ediliyor.
Uluslararası Koalisyon içerisinde yer alan diğer ülkeler, Kuzey-Doğu Suriye cezaevlerinde bulunan 10 bini aşkın DAİŞ’li ile ailelerinin tutulmasına öncelik veriyor. Türkiye’nin olası bir saldırısının DAİŞ‘i yeniden canlandıracağını düşünen Koalisyon ülkelerinin Türkiye’nin 33 kilometrelik planına sıcak bakmadığı ve Türkiye’nin tutumu sonrası ABD’den ”Güvenli Bölge” görüşmelerini rölantiye almalarını istediği belirtiliyor.
İşgale karşı birlikteler
NAZIM DAŞTAN/ANF/GIRÊ SPÎ
Türkiye’nin sınırına asker yığarak saldırmakla tehdit ettiği Kuzey - Doğu Suriye’nin kenti Girê Spî’de Arap, Kürt, Türkmen ve Ermeniler, 13 gündür sınırda canlı kalkan eylemi yapıyor. Halklar, ”Osmanlı mantığıyla hareket edip halkları katletmelerine izin vermeyeceğiz” diyor.
Türkiye, Girê Spî başta olmak üzere Kobanê ve Serêkanîyê sınırına askeri yığınak yapıyor. Girê Spîliler ise Akçakale’nin hemen karşısına nöbet çadırı kurarak canlı kalkan eylemi yapıyor.
Topraklarımız için
Girê Spî’nin yanı sıra Kobanê’nin doğu ve batı yakalarında da nöbet çadırları açan Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmen halkları, olası saldırıya karşı topraklarını korumak için 13 gündür eylemdeler. Çadır nöbetinde ilerleyen yaşına rağmen yer alan Zeynep Eli (70), Girê Spî doğumlu. Eli, kentlerini korumak için hep birlikte ayakta olduklarını belirterek, kimsenin topraklarına girmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi. Tehditlerden dolayı geri adım atmayacaklarını belirten Eli, aynı zamanda çocukları için de mücadele ettiklerini dile getirdi.
Bu çatının altındayız
Bölgenin ileri gelen Arap aşiret önderlerinden olan Ehmed Süleyman, demokratik bir sistem oluşturduklarını, hep birlikte bu çatı altında yaşadıklarını ifade etti. Sistemi kurdukları ilk günden beri Türkiye’nin tehdit ve saldırılarına maruz kaldıklarını anlatan Süleyman, bu demokratik yapının yıkılmak istendiğini kaydetti. Türkiye’nin Efrîn ve İdlib’de yarattığı yıkımı buralarda da yapmak istediğini vurgulayan Süleyman, bölge halkları olarak karşı çıkmak için ayaklandıklarını ifade etti. Süleyman, bölgenin daha önce Heyet Tehrir El Şam (HTŞ/El Nusra) ve DAİŞ gibi yapıların saldırılarıyla karşı karşıya kaldığını hatırlattı.
İşgalci mantığı
Bölge halklarının tehditlere karşı savaşarak, yaşam yerlerini koruduğunu dile getiren Süleyman, “Bu gün de aynı görevi üstelenmiş bulunuyoruz. Burası bizim topraklarımız. Üzerinde biz yaşıyoruz. Daha önce de yıkımla karşılaştık. Ancak hepsinin üstesinden gelerek, demokratik, ortak bir yaşam kurduk. Bunun yıkılmasına ve saldırıya uğramasına izin vermemek için daha önce ne yaptıysak şimdi de öyle yapacağız. Türkiye işgal mantığıyla yaklaşıyor. Bu kabul edilemez. Bunu kabul etmediğimiz için buradayız. Onların ne işi var burada. Burası kimin toprakları? Osmanlı mantığıyla hareket edip halkları katletmelerine izin vermeyeceğiz. Ne mekan ne de zaman aynı. Şimdi farklı pozisyonlardayız. Bunu herkesin bilmesi lazım. Halklar ortak yaşamını korumak istiyor. Biz meşru bir hak talep ediyoruz” dedi.
Hepimizin sistemi
Girê Spî’nin Türkmenlerinden olan İbrahim Reftani ise Arap, Kürt ve Ermenilerle ortak bir yaşam kurduklarını kaydetti. Halkların ortak yaşam için bir sistem inşa ettiğini belirten Reftani, şunları dile getirdi: “Bir sistem kurduk ve birlikte yönetiyoruz. Ben de o sistem içinde yer alıyorum. Savaşırken çözüm üreten bir sistem. Onun için hepimize kucak açtı. Bu sisteme Türkiye’nin hep düşmanlığı oldu. Suriye savaşının başından beri bunu yapıyor. Daha önce birçok Suriye kentini yıktı. Bunlar arasında Cerablus, Bab, İdlib ve en son da Efrîn geldi. Şimdi oralarda yaptığını bu bölgelerde yapmak istiyor. Ancak bölge halkları buna izin vermemek için bu gün alanlarda mücadele ediyor.”
Süryani Askeri Meclisi: Direniş içerisinde olacağız
Türk devletinin işgal tehditleri ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki halkların ortak yaşamını yıkmak istediğini belirten Süryani Askeri Meclisi Resmi Sözcüsü Ebcer Yaqûb, olası saldırılara karşı ortak direniş içerisinde olacaklarını vurguladı.
Süryani Askeri Meclisi Resmi Sözcüsü Ebcer Yaqûb, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük işgal tehditleri ve sınır hattına yaptığı askeri yığınağa ilişkin ANHA’ya konuştu. Türkiye’nin bölgedeki Arap, Süryani, Kürt ve Türkmen halklarının yarattığı ortak yaşam için büyük bir tehlike oluşturduğunu belirten Yaqûb, “Türkiye, bölgeyi işgal ederek bu mozaiği yıkmak istiyor. Bu güzel tablo Demokratik Özerk Yönetim çatısı altında oluşturuldu. Özerk Yönetimler ile birlikte bölgedeki tüm halk ve inançların hakları garanti altına alındığı gibi güvenli bir ortam oluştu” dedi.
Bölgedeki halk ve inançların DAİŞ çetesine karşı verdiği ortak direnişe dikkat çeken Yaqûb, “Bölge halkları aynı katliamlar ile bir daha karşılaşmamak için şimdi de DAİŞ’in hücre yapılanmalarına karşı mücadele ediyor. Türkiye’nin her saldırısı ya da işgal tehdidi DAİŞ’in yeniden canlanmasına sebep olacak” ifadelerini kullandı.
Halkların düşmanı
Türkiye’nin bölgedeki huzur ve güvenliği yıkmak istediğine dikkat çeken Yaqûb, “Türk devleti birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan halkları yok etmek istiyor. Kuzey - Doğu Suriye’de yaşayan Süryanileri temsil eden Süryani Askeri Meclisi, Arap ve Kürt kardeşleri ile birlikte DAİŞ’e karşı mücadele etti. Türkiye, işgal ettiği bölgeleri yıktı ve talan etti. Bu durumun diğer bölgelere de yayılmasını engellemek için direneceğiz” şeklinde konuştu.
Süryani Askeri Meclisi’nin işgal tehditlerine ilişkin ABD yönetimine gönderdiği mektuba değinen Yaqûb, şunları söyledi: “Bu mektup ile Türk devletinin işgal tehditlerinin halklarda yarattığı etkiyi aktarmak istedik. Mektupta, bölgedeki tüm halkların kaderinin birbirine bağlı olduğu ve Kürtlere dönük olası bir saldırının Arap ve Süryani halkları da etkileyeceği vurgulandı.”
Mare’de üç çete vuruldu
HRE, 28 Temmuz’da Mare’de çetelerin ortak üs ve barınaklarına yönelik eylemde 6 çete elemanının öldürüldüğünü, 2’sinin de yaralandığını açıkladı.
Efrîn Kurtuluş Güçleri (HRE), yaptığı yazılı açıklamada 28 Temmuz’da Mare’de Ahrar El Şam, Cebha El Şamiye ve 2. Alay çetelerine yönelik eylemlerin detaylarını paylaştı: ”Düzenlenen eylem sonucunda ismi geçen gruplara bağlı 6 çete elemanı öldürüldü, 2’si yaralandı.”
HRE, ayrıca 26 Temmuz’da Birc Heyder köyünde gerçekleştirilen eylemde öldürülen Feyleq El Şam elemanı Ebu Hemze’nin de fotoğrafını yayınladı.