FEHMİ KATAR / BERLİN


Almanya’da 26 Kasım 93’den bu yana uygulanan ‘PKK yasağı’ İçişleri Bakanlığı tarafından bu yılın Mart ayında genişletilerek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posteri, YPG/YPG bayraklarının da aralarında bulunduğu birçok Kürt sembolü yasaklandı. 

Düsseldorf’ta 4 Kasım’da sırf bu posterler ve bayraklar gerekçe gösterilerek gerçekleştirilen polis saldırısı hafızalarda. Almanya Federal Parlamento Sol Parti Milletvekili Pascal Maiser ile Almanya’nın Türkiye ile ilişkileri ve Kürtlere yönelik kriminalizasyon politikaları üzerine konuştuk. 

 Maiser, Almanya’nın Erdoğan’ın uzun kolu gibi davranmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, Kürt sembollerinin yasaklanmasını ”absürt” olarak değerlendirdi. Almanya’nın Kürtlere karşı kriminalizasyon ve yasakçı uygulamalar yerine Türk hükümetine karşı yaptırım uygulaması gerektiğini söyleyen genç milletvekili Maiser, ”3 konuda acilen yaptırımda bulunulmalı” diyerek askeri, istihbaratı ve ekonomik işbirliğe son verilmesini istedi. Türkiye’deki gidişat konusunda kaygılı olduğunun altını çizerek, Öcalan’a yönelik tecride tepki gösteren Maiser ”Öcalan’a uygulanan tecrit bir an önce sona erdirilmeli, avukatları ve ailesi ile görüştürülmeli” dedi. Maiser, Kürt sorunda barışçıl çözüm için de adresin açık olduğunu ifade etti: ”Barışçıl çözüm ancak Öcalan ve PKK ile mümkündür.”

Almanya’da Eylül ayında gerçekleşen genel seçimlerde Berlin’deki sol ve göçmenlerin yoğun yasadığı Kreuzberg-Friedrichshain’da Sol Parti’nin (Die Linke) adayı olarak Berlin Listesi’nden Federal Parlamento’ya giren eski sendikacı Pascal Maiser’in (42) sorularımıza yanıtları şöyle: 



Başarılı bir seçim çalışması yürüterek Parlamento’ya girmeye hak kazandınız? Nasıl bir çalışma yürüttünüz, kimler sizi destekledi?

Seçim çalışmamazı kendi bölgemizde mümkün oldukça farklı gruplara ulaşmak üzerine kuruluydu. Bizim bölgemiz oldukça renkli; yaşlı, genç, göçmen kökenli insanlar, doğudan ve batıdan (Almanya) insanlar, bir işe sahip olmasına rağmen az geliri olanlar, iyi gelirliler, işsizler, emekliler vs. Bizim amacımız sadece bu gruplardan birine değil, hepsine ulaşmaktı. Biz ”bekleyelim insanlar bize gelsin” anlayışıyla değil, mümkün oldukça ”biz onlara gidelim” anlayışı üzerine bir seçim programı yaptık. Çok fazla bölgeye gitmeye çalıştık, oralarda bilgilendirme standları açtık hatta bazı yerlerde kapı zillerini çaldık. Büyük bilgilendirme etkinlikleri yapmayı tercih etmedik, çünkü o gibi yerlere zaten çoğunlukla hali hazırda ikna olmuş olanlar geliyor. Partimden oldukça fazla destek aldım ama seçim çalışmaları esnasında partimize üye olanlar da oldu ve bu da oldukça sevindiriydi. Yakın çalıştığım çevreden de oldukça destek aldım. Kira inisiyatifleri, göçmen dernekleri, HDP, HDK’dan arkadaşlar da çok büyük destek verdi. Bütün bu insanlara teşekkür etmek istiyorum. 


Sol Parti’nin işçilerle olan bağının zayıfladığı eleştirisi yapılıyor. Sizin seçim bölgeniz için de durum nedir?

Sadece kendi seçim bölgemle ilgili görüş belirtebilirim. Biz Almanya’nın hem doğu hem batısında bir önceki seçime göre oylarımızı yükseltebildik. Elimizde benim seçim bölgem ile ilgili ayrıntılı bir seçim analizi yok ama benim izlenimime göre burada yaşayan oldukça farklı gruplardan destek aldık. Yüksek eğitimli insanların yanı sıra, yüksek eğitimi olmayan ama önemli bir işi olanlardan, işçilerden, hemşirelerden, öğretmenlerden veya diğer farklı branşlarda çalışan insanlardan destek aldığımızı düşünüyorum. Benim için önemli olan da buydu; herkese ulaşmaya çalışmak, en azından kendi emeği ile yaşanlara ulaşmak oldukça önemliydi. Tabii milyonerlerden bahsetmiyorum zira onlara ulaşmak gibi bir amacım yok. Onlar ‘evet’ işaretlerini FDP’ye basabilirler. Ama diğerlerin hepsine yani yüzde 90’a ulaşmak istiyordum. Sanırım bunu oldukça iyi başardık.


Seçildiğiniz kentin temel sorunları neler? Seçmenler hangi vaat ve projelerinizden dolayı size oy verdi? 

Benim seçim bölgemdeki insanların gündemindeki bir numaralı konu, kira artışlarındaki bir nevi patlamadır. Sanırım bir çok farklı grubu bir araya getiren de bu konudur. Çünkü çoğu bir şekilde bu konudan muzdaripler. Çok iyi geliri olanlar dışında bölgede yaşayan herkes bugün ya da yarın oturduğu evin kirasını verip veremeyeceği ile ilgili kaygılar taşıyor. Bunun yanı sıra, hem benim açımdan hem de çoğunluk açısından bu konu ile ilgili tamamen başarısız olan CDU-CSU-SPD hükümetinden duyulan rahatsızlık vardı. Sol Parti’nin güçlenmesi gerektiği ve bununla emlak pazarındaki durumun düzeleceği, gelecekte kiracıların haklarının iyileştirileceği ve kiraların yükselmesinin durdurulacağına büyük bir inanç vardı. Bana oy verenler için bir numaralı sorun buydu.


Peki sizin bu konuya ilişkin çözüm projeniz nedir? 

Benim ağırlıklı çalışmam yükselen kiralarla ilgili olacak. Öncelikli olarak neden bu ülkede kiralar yükseliyor, bunu sorgulamalıyız. Bizim kiracıları yükselen kiralara karşı koruyan yasalara ihtiyacımız var. Bunu yapabiliriz bunun için gerekli yasaları Meclis’te geçirmeliyiz. Bunun için mutlaka mücadele edeceğiz. Bir çok insan, çok emek harcasa da az kazandıkları için evin kirasını nasıl vereceklerini bilmiyor. Seçim çalışmamda dilendirdiğim ”Maaşlar yükselsin, kiralar düşsün” benim gelecek 4 yıldaki hedefim.


Sol Parti yükselen aşırı sağcı AfD’ye karşı nasıl bir rol oynamalı?

Bu ülkede AfD’nin yükselişi ile gelen bir tehdit var. Burada özellikle Sol olarak bizden buna karşı bir şey yapma beklentisi var. AfD’yi tehlikeli gören, AfD’nin hedefindeki insalara şu mesajı verebilmeliyiz: ”Sizi AfD’den gelebilecek saldırılardan koruyacağız.” Bunun da dışında gelecek dönemde, nasıl bir hükümetin de oluşacağının da ötesinde korkarım ki bir çok sosyal kazanımı savunmak zorunda kalacağız. FDP de yükselen sağın bir parçası. FDP, neoliberal politikalardan rahatsız olmayan ve seçimlerin böyle bir atmosferde yapılması ile güçlenen partidir. Biz, bu partinin bu ülkedeki büyük işverenler birliklerinin de yardımı ile çalışma hakları ve sosyal güvenlik konularında geri gidişlerin olması için baskı yapacağı konusunda kaygı duymalıyız. Biz, meclisteki sosyal muhalefetiz. ”Biz iyi bir iş, yüksek maaş ve sosyal güvenlik, herkesin iyi bir emeklilik ve sağlık sigortası alması için mücadele eden iyi bir azınlığız” diyebileceğimiz, bir programımız olmalı. 


Kürtlere yönelik kriminalizasyon PKK yasağının 24. yıldönümünde ağırlaştırılarak devam ediyor. Sizin partiniz PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasını talep ediyor, hatta bunu parti programına aldı. Siz son dönemlere artan yasak ve baskılara ilişkin ne diyorsunuz?

Bizim için Federal Almanya devleti ve hükümetinin Erdoğan’ın Almanya’daki uzun kolu olmaması gerektiği konusu oldukça açık bir konu. Türkiye’deki politik muhalefetin, Erdoğan için burada Almanya’da kriminalize edilmesi, baskıya maruz kalması olacak şey değil. Biri Almanya’da bir suç işlediğinde, kim olursa olsun, Alman Ceza Kanunu’na tabi olur. Ama başka bir ülkede yasak diye bir bayrağı yasaklamak oldukça absürt bir şey. Bu yasak hatta, şu an Suriye’de DAİŞ’e karşı en ön cephede savaşan YPG’ye karşı da uygulanıyor. Bunu tabii ki çok absürt buluyorum. Buradaki Kürtlerin ve Türklerin düşünce özgürlüğünü savunacağız. Biz burada Türkiyeli muhalefeti baskı altında tutamayız, tam tersine onları nasıl destekleyeceğimizi düşünmeliyiz ve ordaki muhalefeti barışçıl araçlarla desteklemeliyiz. 


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan uzun süredir ailesi ve avukatları da dahil hiç kimse ile görüştürülmüyor, sağlık ve güvenliğinden endişe ediliyor. Sizce bu konuda Almanya’nın tavrı nasıl olmalı? Sol parti olarak neler yapacaksınız?

Alman hükümeti acilen Türk hükümetine yaptırım uygulamalıdır. Son Alman hükümetinin Erdoğan ve onun hükümetine karşı, muhalefete karşı yaptıklarının kabul edilemez olduğu ile ilgili nerdeyse bir şey yapmadığını düşünüyoruz. Binlerce politikacı, gazeteci, akademisyen şu an cezaevinde yatıyor, işlerinden atıldılar, bunları kabul edilemez görüyoruz. 

Almanya’da oluşacak hükümet Erdoğan’la daha açık bir politika gütmeli, yaptırımlarda bulunmalıdır. Bu yaptırımlar özelikle şu üç konuda olmalı: 

* Birinci olarak güvenlik konularındaki, askeri, polis vs. işbirliği sona erdirilmelidir. Şu an bu işbirliğinin en güncel örneği Türkiye’nin çıkardığı İnterpol aramalarıyla İspanya’da bir kişinin tutuklanmasıdır. Şimdilik tutukluluk sona erdirildi ama bunun tekrar Almanya’nın bir bölgesinde de olmayacağının garantisi yok. Bundan dolayı da istihbarat vs. polisiye işbirlikleri, Türkiye’deki durum değişene kadar sonlandırılmalıdır.

* İkinci olarak da askeri işbirliği sona erdirilmelidir. Biz askeri ilişkilerin acilen bitirilmesini ve Alman askerlerin Türkiye’den çekilmesini talep ediyoruz. 

* Üçüncü olarak hali hazırda halen çok farklı, geniş finansal destek programları devam ediyor. Özellikle farklı kurumlar üzerinden halen Türkiye’ye oldukça fazla para akıyor. Bunda yine hükümetin söz hakkı var ve bizce bu hemen kullanılmalıdır ve Türkiye’ye yapılan finansal yardımlar hemen sonlandırılmalıdır. Bunlar çok açık yaptırımlar ama Alman hükümeti şimdiye kadar müdahale etmedi, hep Türkiye’deki durum için güzel kelime buldu ama hiçbir zaman bir şey değiştirmeye kalkmadı, bu değişmelidir. 


Çözüm PKK ve Öcalan ile olur

Türkiye’deki siyasi tutukların cezaevindeki koşulları oldukça problemli. Biz uzun süredir avukatları ve ailesi ile görüştürülmeyen Öcalan’a uygulanan tecriti de kabul edilemez görüyoruz. Öcalan’a uygulanan tecrit bir an önce sona erdirilmeli, avukatları ve ailesi ile görüştürülmesinin mümkün kılınmasını talep ediyoruz. Biz, Türkiye’deki gidişat konusunda oldukça kaygılıyız. Bu gidişat tabi ki de kabul edilemez. Ben şahsen Kürt bölgesindeki barışçıl çözümün ancak Öcalan ve PKK ile mümkün olabileceğini düşünüyorum. PKK’nin daha önce yaptıklarını doğru bulmak zorunda değilsiniz ama barışçıl bir çözüm ancak di,alogla olur ki daha önce barış görüşmeleri yapıldı. Barış görüşmelerini, Erdoğan’ın sınırsız güç istemi kesti. Erdoğan bu barış görüşmelerini bıraktı ama yine de o barış görüşmelerine dönülmelidir. Bunun için de Kürt Hareketi’nin temsilcilerine ihtiyaç var.