Süreç durdu mu, devam mı ediyor tartışması o derece gündemde ki, hızına da nedenlerine de yetişmek mümkün olmuyor. Süreci özgürlük, barış, demokrasi değil de güvenlik meselesi olarak değerlendirmekte ısrar eden iktidarın yan çizmek için hep bir nedeni var. Şimdi de dillerine kamu düzeni diye bir şey doladılar.
Rastgele dolamadıkları da malum. Zira özgürlükleri yasaklayan, hakları gasp eden anayasa ve yasa maddelerinden bildiğimiz kamu düzeni, kamu yararı, genel ahlak, ülkenin bölünmez bütünlüğü gibi kavramların belirsizliği uygulayıcının gücünü açığa çıkarmakta, bu kavramlar anlamını uygulamada bulmakta. Ve T.C.’nin de AKP iktidarının da şimdiye kadarki icraatları uygulamanın nasıl olacağına ilişkin kimsede kuşku bırakmayacak kadar net.
Tamam, dünyanın hiçbir yerinde özgürlükler kolay kazanılmamış, barış kolay sağlanmamış, devletlerin kırmızı çizgilerinde değişiklik her zaman büyük dirençlerle karşılaşmış; ancak olanlara bakınca, bu kadarı da sadece Türkiye’de olur dedirtiyor gerçekten.
Anadilde eğitim için eylem mi yaptın, Öcalan’ın koşulları düzeltilsin mi istedin, Rojava’yı mı sahiplendin, Kabanê’ye insani yardım koridoru mu istedin, iktidarın politikalarını protesto mu ettin; o zaman dursun süreç, gelsin devlet şiddeti, hiddeti, zehirli dili... Bir yandan da salladığı sopanın etkisini ölçsün. Yay gibi gersin ortamı, ölenler linç edilenler, toplum infial noktasında derken, iş bilmediğimiz bir noktaya gelsin  ve sürecin devam ettiği açıklansın. Yelkenler biraz indirilip hız azaltılsın, ancak durma ve devam etme konusundaki tartışmalar devam etsin.
Oysa Fırat’ın ötesinde de berisinde de sürecin durmasını istemiyor toplum. Süreç durunca şiddet açığa çıkıyor, sokağa iniyor, doğan kaos karanlık güçlere, devletin karanlık yüzüne de fırsat veriyor çünkü. Ancak sürecin durmasından ve devamından beklentiler çok farklı.
Batıda ve devlet katında sus pus, görünmez olmuş Kürt makbul halen. Süreç bunu sağlasın isteniyor. Diplomasi alanındaki görünürlüğe de el mahkum diyerek katlanma eğilimi var. Oysa öte yakada algı da, beklentiler de farklı. Barış, özgürlük, eşitlik, demokrasi, özerklik kavramlarının tartışması da mücadelesi de esas olarak öte yakada sürüyor. Orada süreç beklentileri karşılayacak adımların atılmasına ya da atılmamasına göre durup kalkıyor.
İktidar her fırsatta HDP’yi suçlu tahtasına yollamayı alışkanlık haline getirmiş olsa da asıl suçlunun kendisi olduğunu biliyor. Çünkü devlet gücü onda. Buna rağmen, ülkede yaşayan herkesi ölüm kalım ve insanca yaşam noktalarına varıncaya ilgilendiren böylesi bir meselede iktidarın takındığı bu tutum, yarattığı belirsizlik ve gelgit karşısında, sadece ‘samimi bir çözüm isteği yok zaten’ denilemez. Çünkü ortada, saklanamayacak kadar büyük bir lakaytlık da var.
"Aç, kapa, aç, kapa” diye bir Artema reklamı vardı. Süreç durdu kalktı tartışmaları yapılırken aklıma geliveriyor istemsiz. Reklamda binlerce kere açıp kapatarak musluğun dayanıklığı test ediliyordu. Sizce bu "süreç” o musluk kadar dayanıklı mıdır?