Ayhan Bilgen: Türkiye’ye bir açık çek vermenin Türkiye toplumuna da bir faydası yok Avrupa’ya da bir faydası yok. Avrupa’yı mülteci sopasıyla korkutmanın ve bu korku nedeniyle siyasi yaklaşımı geliştirmenin de sürdürülebilir bir yanı yok.
REWŞAN DENİZ
HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen, Almanya’nın Türkiye’deki otoriterleşmeye meşruiyet kazandırmamasını ve suçlarına ortak olmamasını istedi. “Türkiye’ye bir açık çek vermenin Türkiye toplumuna da bir faydası yok Avrupa’ya da bir faydası yok” diyen Bilgen ekledi: “Türkiyeli siyasetçilerin Avrupa’yı mülteci sopasıyla korkutmasına boyun eğmenin, bu korkuyla, kaygıyla siyasi yaklaşım geliştirmenin sürdürülebilir bir yanı yoktur.”
Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül ayı sonunda Almanya’ya gerçekleştireceği ziyaret öncesinde HDP’liler bir dizi diplomatik görüşmelerde bulundu.
HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli başkanlığındaki heyet Almanya Federal Parlamentosu’nda 3 gün boyunca üst düzey görüşmeler gerçekleştirirken, HDP Grup Başkanvekili Bilgen ise Yeşiller Partisi’nin davetlisi olarak NRW Eyaleti’nde temaslarda bulundu.
Düsseldorf’ta 8 Eylül’de gerçekleştirilen mitinge de katılan Bilgen, temasları, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti, Almanya-Türkiye ilişkileri ve Kürtlere yönelik artan baskılara ilişkin gazetemizin sorularını yanıtladı.
NRW’de yaptığınız görüşmelerin özel bir gündem maddesi var mıydı? Kimlerle görüştünüz?
Yeşillerin organize ettiği bir buluşmaydı. Eyalet Parlamentosu’nda bir dizi görüşme yaptık. Türkiye’deki siyasi gelişmeleri, Türkiye-Almanya ilişkileri gibi bir dizi konuyu ele aldık. Türkiye ile Almanya arasındaki son dönemdeki gelişmeler, Alman Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gittiğinde muhalafet partileriyle görüşmemiş olması, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine yeniden nasıl döneceği, Türkiye-Almanya ilişkileri sadece ekonomik işbirliği midir? Yoksa demokratikleşme ve insan hakları Almanlar açısından bir anlam ifade ediyor mu ve bunun bir önemi var mı? Bunlarla ilgili kaygılarımızı, düşüncelerimizi ve beklentilerimizi ifade ettik. Gayet tabii Türkiye’de yaşanan her sorun ya da Türkiye’nin politikalarının Ortadoğu’da çıkardığı her durum bütün Avrupa’yı ilgilendiriyor. Özellikle mülteci sorunuyla ilgili. İdlib’teki son gelişmelerin Türkiye’ye ve Avrupa’ya yansımalarıyla ilgili değerlendirmeler yaptık ve soruları cevaplandırdık. Parlamentodaki partilerin yanı sıra medya ve sivil toplum inisiyatifleriyle de görüştük.
Almanya’yla Türkiye arasında yaşanan kriz yerini daha yumuşak bir çizgiye bıraktı. Almanya Dışişleri Bakanı Maas Türkiye’ye gitti, yakında Erdoğan Almanya’ya gelecek? Bu değişimin nedeni nedir?
Bir yıl öncesi gelişmelere baktığımızda Türkiye’deki bütün sorunların sebebi olarak Almanya tarif ediliyordu. Şimdi Amerika’yla bir gerilim yaşanıyor. Rusya’yla bir anlaşmazlık yaşanıyor ve sanki Almanya’yla arada hiçbir sorun yokmuş gibi bir siyaset yürütülüyor. Burada ciddi bir tutarsızlık var. Sağlam politik zemine oturmayan, tamamen konjöktürel çıkar ilişkilerine dayanan bir siyaset tarzı var. Bu tarz bizce iki toplum açısından sürdürülebilir değil. Toplumların geleceği açısından kararları sadece liderler vermez. Sadece iktidar partileri vermez. Tüm halkların geleceğini ilgilendiriyorsa bu konu gayet tabi bütün Almanya toplumunun hassasiyetlerini gözeterek siyaset geliştirmek Alman siyasetçilerin görevidir. Türkiye’de de aynı şekilde, Türkiye toplumu içinde de Erdoğan herkesi temsil etmez ve tek başına karar verecek inisiyatife sahip değil. Bunun altını çizmek ve bu konuya dikkat çekmek istiyoruz. Bu konuda Alman kamuoyunun da duyarlı davranması gerektiğini, Alman siyasetçilerin de üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelerini özellikle bekliyoruz.
HDP olarak sizce Almanya-Türkiye ilişkileri nasıl bir zemine oturmalı?
Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda ciddi bir adım atılmadığı müddetçe, Türkiye’yle kurulacak hiçbir ilişkinin kalıcı ve kabul edilebilir bir tarzı gelişmeyecek. Elbetteki biz Türkiye-Almanya ilişkilerinin gerilime dayalı olmasından yana değiliz ama bunun doğru bir zemine oturtulmasının olmazsa olmaz olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’ye bir açık çek vermenin Türkiye toplumuna da bir faydası yok Avrupa’ya da bir faydası yok. Avrupa’yı mülteci sopasıyla korkutmanın ve bu korku nedeniyle siyasi yaklaşımı geliştirmenin de sürdürülebilir bir yanı yok. Bugüne kadar yaşanan sorunlar bunun doğru bir zemine oturtulmamasından kaynaklanıyor. Demokrasi ve insan hakları gibi değerler Avrupa için hala önemliyse, ilişkilerin çerçevesini oluşturacak bir öneme sahipse, buna sadakat gösterilmesine ve buna özen gösterilmesine özellikle vurgu yapmak istiyoruz. Erdoğan’ın kendi siyasi ikbalini, kendi siyasi hesaplarını, sanki bütün toplumun önceliğiymiş gibi dünyaya yansıtarak, dış politika yürütmesi, iç politika üzerinden dış gerilimler üretmesinin iki ülke ilişkileri açısından ciddi riskler ürettiğini düşünüyoruz. Almanya’nın bu konuda tehlikenin farkında olması ve bu durumu dikkate alarak bir siyasi üslup geliştirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani Türkiye’de yaşanan baskılar nasıl tahammül edilemez bir noktada ise Avrupa’da ve Almanya’da yaşayan ama Türkiye’den farklı nedenlere buraya gelmiş Kürtler ve Türkler herkes açısından da sürdürülemez bir durumdur.
HDP’nin Almanya temaslarının Erdoğan’ın Berlin ziyareti öncesine gelmesi bir tesadüf mü? Yaptığınız görüşmelerle Almanya’ya ne tür mesajlar vermeyi hedefliyorsunuz?
Zamanlama elbetteki bir çakışmadır ama sonuç itibariyle HDP bir siyasi parti olarak Türkiye’yi de Avrupa’da yaşayanları da ilgilendirecek sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. Ortada bir net tablo var. Türkiye’deki ekonomik krizin faturasını toplum ödüyor, Türkiye’de yaşayanlar ödüyor ama belli ki bu Almanları da kaygılandırıyor ve bütün Avrupa’yı da tedirgin ediyor. Çünkü Türkiye’deki krizin bankacılık sektöründe doğuracağı sonuçlar domino etkisi yapıp Avrupa’daki bankaları da etkileyecek. Türkiye, Almanya için önemli bir pazar pozisyonunda ve bu pazarın yaşayacağı her siyasi ve ekonomik kaos doğal olarak onların çıkarlarını da etkiliyor. Tabii ki sadece ekonomi üzerinden bir bakışın ve böyle bir yaklaşımın orta ve uzun vadede geri dönüşü olmayan kopuşları doğuracağını düşünüyoruz. Onun için de heyetlerimiz, temsilcilerimiz hem Türkiye’de diplomatik misyonlarla temaslarında bunun aktarımını yapıyorlar hem Almanya’da en üst düzeyde dile getiriyorlar.
Türkiye-Almanya işbirliği Kürtlere ise çoğunlukla baskı ve yasak olarak yansıyor. Erdoğan’ın ziyareti öncesi Almanya, Kürt Kültür Festivali’ni yasakladı. Uzunca süredir Kürt Halk Önderi Öcalan posterleri yasak vs. Kürtlere yaklaşım konusunda iki ülke arasındaki paralelliği nasıl yorumluyorsunuz?
Öcalan konusuyla ilgili bir demokratik devletin üzerine düşen sorumluluğu öncelik itibariyle insan hakları eksenine oturması gerekir. Öcalan iki yılı aşkın bir süredir kimseyle görüştürülmeyen bir pozisyonda. Konunun siyasi boyutu elbetteki bizim açımızdan son derece önemli ama hukuki standartlar Almanlar için de çok önemli olmak zorundadır. Almanya’nın bu ihlali, bu haksızlığı görmezden gelmesi ve yok sayması ve kendi ikili ilişkileri uğruna bir takım değerleri feda etmesi, kurban etmesi uzun erimde Almanya’nın da çıkarına olamaz. Almanya’da yaşayan farklı halkların da geleceğini tehdit eden bir yaklaşımdır bu.
Burada açıkça CPT’nin uyarıları ve CPT’nin de üzerine düşeni yapmamış olmasına rağmen altını çizdiğim noktaların tümüyle gözardı edilerek tecridin uygulanması Almanya’nın kendi değerleriyle de ne kadar tutarlı olup olmadığının da göstergesidir. Öcalan konusu bölgesel istikrar konusudur. Ortadoğu’da barış konusudur ve doğal olarak da Avrupa’nın iç güvenliği ve huzuru açısından daha farklı bir yaklaşımla ele alınmak zorunda olunan bir boyuttadır.
Sayın Öcalan’a uygulanan tecridin aşılması konusunda HDP neler yapabilir?
Bunu özgün olarak yürüten kurumlar var. HDP milletvekilleri de bu konuda üzerlerine düşeni yapmanın çabası içerisindeler. Yerel toplantılarda bilgilendirme anlamında katkı sunma oluyor. Milletvekillerimiz yeni bu konuda bir çağrı yaptı. Önümüzdeki günlerde İstanbul’da yapılacak bir toplantının hazırlıklarına milletvekili arkadaşlarımız katkı sunuyor. Bu konu elbetteki bu ölçekteki bir çalışmayla çözülebilecek durumda değil. Neredeyse bütün sorunların kilitlendiği bir sorundan bahsediyoruz. Demokrasi mücadelesiyle tecrit birbirinden ayrılan şeyler değil diye düşünüyorum. Dolayısıyla hem bir taraftan tecritle ilgili farklı bir tablonun ortaya çıkmasına yoğunlaşmak, daha fazla odaklanmak ama bir taraftan da tecriti tümüyle ortadan kaldıracak başka mücadele alanlarının daha güçlü daha etkili inşa edilmesi gerekiyor.