Yazar Sultan Demiroğlu, Kürt halkının Osmanlı’dan bu yana Mezopotamya’da yaşadığı acıları anlatan öykülerini “Kanlı Başaklar” adlı kitabında topladı. Etki Yayınları’nda çıkan kitap, 13 ayrı öykü Kürt halkının gördüğü zulümler işleniyor. Kitap “Kanlı Başaklar” ismini, Riha’da hasat zamanı başakları ayırmak için kullanılan patoz makinelerine bir dönem insanların devlet güçleri tarafından atılarak katledilmesinden alıyor. Osmanlı döneminde Kürt ve Alevilerin yaşadığı zulümler de öykülerde anlatılıyor.
Öyküler için 5 yıl çalıştığını belirten Demiroğlu, tüm öyküleri yaşanmışlıklardan seçtiğini söyledi ve ekledi: ”Kitap için 5 yıl çalıştım. Benim gözümde sıradan bir kitap değil. Beni çok etkileyen ismi, Siverek’te insanlar bir dönem diri diri patoza atıldılar. Bunların üzeri hep kapatıldı. Üzeri hep örtüldü. Bu beni çok etkilemişti. Aslında kitabı yazmadan kitabın adı kafamdaydı. ‘Kanlı Başaklar’ dört tane öyküdür ve birbirine bağlıdır. Bu zulmü gören insanları dört öyküde işledim.”
Kitabın ilk öyküsü Yol Yitiği’nde Kürtler ve Alevilere yapılan zulmü işlendiğini söyleyen Demiroğlu, şöyle dedi: “Tarih süreci boyunca biz zulümlerle geliyoruz. Biraz oradan da etkilendim. Arka planda bir tarih var. Siyaset var. Edebiyatı siyasetten ayıramazsınız edebiyatın kendisi siyasettir. Her alan edebiyattır. Bunu ayrıştıran devlettir. Bu halkın gördüğü zulmün bugüne kadar ifade edilmeyen görmezlikten gelinen bilinmeyen tarihi öykü ile dile getirmeye çalıştım.”

Riha ilklerin kültürü
Öykülerinde Riha’nın önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Demiroğlu, “Urfa kültürü dünyada ilklerin kültürüdür. Son dönemde AKP’nin etkisiyle başka bir hal aldı. Bu kitapta Urfa’daki ilkler de yer alıyor” diye konuştu.
Kürdistan’daki durumun kendisini bu kitaba yönelttiğini belirten Demiroğlu, Kürdistan’da köylerin boşaltılmasıyla birlikte batıya göç eden ailelerin çocuklarının durumunun da yazmasında etken olduğunu kaydetti.
“Bugün yok edilen bir halkı, soykırım yaşayan bir halkı görmezden gelmek edebi anlamda da hiçbir ahlaka sığmaz” diyen Demiroğlu, şöyle devam etti: “Yazar-çizer grubu bunun üzerinde durmalı. Sıcak bir süreçteyiz, belki çok sınırlı bir kesim üzerinde duracak. Ancak bunlar yaşanırken üzerinde durmuyorsak, değil edebiyatçı, insan dahi olamayız.”
“Türkiye’de iki kere zenciyim. Hem Kürt’üm hem Alevi’yim” diye kendisini özetleyen Demiroğlu, yaşam biçimine dönüştürdüğü iki kimliği de öykülerinde bilinçli olarak tercih ettiğini söyledi.


CİHAN BAŞAKÇIOÐLU/DİHA