Siyasi sığınmacı olarak geldiği Fransa’da hala bir oturuma bile sahip değil. Önce 12 Eylül darbesini takip eden karanlık yıllarda eşini faili meçhul-belli cinayetler listesinde görüyor. Eşi ensesinden bir kurşunla öldürülmüş olarak bulunuyor. Devlet, görenler, yapanlar karanlıkta kalırken Hanım iki çocuk ve iki aile büyüğüyle birlikte köyde yalnız kalıyor. Maraş Elbistan İkizpınar Köyü’nde kadın, Kürt ve bir faili meçul eşi olarak yaşamaya başlıyor. Feodal toplumun ve devletin baskısı onu yaşam mücadelesinden vazgeçirmiyor. Hayvancılık ve tarımla uğraşarak iki evladını büyütmeye çalışıyor. Köydeki baskı ve sindirme politikası nedeniyle iki çocuğu sırayla köyü terkediyor. Oğlu Mehmet, 80’lı yılların sonuna doğru önce ülkeyi terkedip Avrupa’ya oradan da gerillaya yol alıyor. Son olarak annesini Paris’ten arayan Mehmet, „Anne ben onurlu davamız için dağlara gidiyorum. Hakkını helal et“ der. Bu oğlu Mehmet’ten aldığı son haberdir.
Sürgün yılları...
Türk devletinin kısa süre sonra Mehmet’in gerillaya katıldığını öğrenmesiyle Hanım üzerinde yoğunlaşan baskıların boyutu giderek artar. Evleri basılır ve köylüler, Hanım’la iletişim kurmamaları yönünde tehdit edilir. Bu baskı ve sindirme büyüdükçe Hanım için tek korku bu kez kızı olur. Köydeki içme suyu veya hayvanlar için açılan su kanalının yolu köylü ve jandarma tarafından Hanım, kızı ve yanında bulunan iki aile büyüğüne yasaklanır. Bir kışı kar eritip su haline getirerek geçiren ailenin yaşadıklarının ardından 2001 yılında Hanım’ın kızı ortadan kaybolur. Daha sonra tıpkı oğlu için olduğu gibi bu kez kızı için de jandarmalar kapısına dayanır.
Her iki çocuğunun durumundan dolayı Hanım sürekli baskıya maruz kalmaya devam eder. Yanında bulunan aile büyüklerinin de ölmesiyle Hanım köydeki tek umudunu yitirmiş olur. Yıllardır süren baskı ve yıldırma politikası çoğalınca, Hanım tanıdıklarının vasıtası ile Fransa’ya gelir. Siyasi sığınma talebinden çok oğlunun sesini son olarak Paris’te duymasından kaynaklıdır Fransa’ya gelişi....