Kürtlerin Türkiye’de hatta bölgede yaşadıkları, tamda buna denk düşüyor. En ileri yaklaşım „varsın, ama yoksun aslında, yani hakların yok“ diyor. Türk devleti, bütün mekanizmalarıyla Kürt sorununun yakıcılığından kurtulmaya çalışıyor. Bir asırdır her kurtuldum dediğinde karşısına dikilmiş, ezdim dediğinde daha büyüyerek yeniden varlığını göstermiş olan sorundan. Kürt gerçeğinden, yüzleşmek tek çıkar yol. Şeyh Said, Ağrı, Dersim ve Maraş’ta öldürmenin, sürgüne göndermenin sonuç almadığı ortadadır. Daha yakın tarih olan 1980’lerde binlercesi en vahşi işkencelerden geçirildi. 90’larda binlerce faili belli olay yaşandı. Yani baskı ve öldürmeye dair her şey denendi. Yarım kalanlarda şimdi yapılıyor. Bir avukatlara yönelim olmamıştı o da oldu. Gazetecilere ise daha öncede tutuklanmış, katledilmişlerdi. Ama gerçek halen yerinde duruyor. Şimdiye kadar tek yapılmayan bu gerçekle yüzleşmektir.
Kürt halkının direnişi acıların, oluşturduğu bilinçten besleniyor. Acılar arttıkça direniş büyüyor, bilinç çoğalıyor. Kürtler tüm acılarına rağmen gerçekten vazgeçmedi, geçmeyecek. O gerçek Kürt halkının var olma gerçeğidir çünkü.
Şimdi bu kadar yaşanmışlıktan sonra; Kürt gazeteciler tutuklanınca Kürdistan’da yaşanan gerçekler saklı mı kalacak? Zilan Deresi’nde binlerce insan öldürülmüştü. O zamanlar ne teknik vardı, ne de gazetecilik bu kadar gelişkindi. Gizlene bildi mi bu gerçekler? Katliamlara tanıklık edenler bir yazar adesıyla, yaşananları hikayeleştirerek aktarmadı mı çocuklarına? Ya da katliamlara şahitlik etmiş o topraklar direnişlere yataklık etmedi mi yine?
Eğer bir olgu kendisini sürekli büyüterek gelişiyorsa, kendi hafızasını oluşturmuş demektir.
Bu hafıza toplumlara yön verir ve veriyor da. Kürdistan’da gerçeğin hafızası oluşmuştur. Binlerce siyasetçinin tutuklanmasının yanı sıra, avukatlar, gazeteciler de tutuklandı. Kürt halkı siyasetten vazgeçmedi. Dolayısıyla savunma hakkından da, gerçeği ortaya çıkarmaktanda vazgeçmeyecektir.
İktidar medyasının suskun kalması Kürdistan’da yaşananları saklamaya yetti mi? Bu halk kendi yaşadığı gerçeğin farkındadır. Binlerce gencecik çocuğunun parçalanmış bedenlerine rağmen vazgeçmemiştir var olma geçeğinden.
Kürt gazetecilerinin gözaltına alındığı gün, bir muhabirin öfekesi yansıdı kameralara. Bir yanı öfke, diğer yanı ise isyandı. “Gece gündüz çalışıp bu gazeteyi çıkaracağız” diyordu. „Evet“ dedim kendi kendime. Sorunda bu ya zaten. Gece gündüz çalışmak, bu kadar baskıya rağmen ayakta durmak. Öldükçe çoğalmak, bastırıldıkça direnmek. Esas suç bu. Diğerleri hikaye. Terör örgütüne üye olmak, yardım etmek, ya da desteklemek vb... Hikayenin özü baş eğdirmek. Kürt halkı yüzyıllardır bunca inkar ve imha politikalarına rağmen „gerçek“ten vazgeçmemişken bundan sonra vazgeçeceğini düşünmek büyük bir gaflettir. Kürtlerin baş eğmesini beklemekte nafile bir bekleyiştir.