Toplumun ‘Yaşı 70, işi bitmiş’ diyen bakışını boşa çıkarıyor İpek ana. “Yorulmuyor musun diye sorarsanız, tabii ki yoruluyorum ama işimin bitmediğini düşünüyorum. Bu mücadele içerisinde karınca kararınca bir emeğim oluyorsa kendimi mutlu sayarım” diyor.
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG
Koçgirî dağlarından Adana’nın Tufanbeyli ilçesine, oradan Hamburg’a uzanan zorlu, bir o kadar da onurlu bir yaşamın adıdır İpek Yusun’un hayatı. Yaklaşık yarım asırdır gurbet ellerde yaşayan İpek Yusun, ilerlemiş yaşına rağmen Hamburg’da yapılan tüm eylemlere düzenli katılıyor ve vicdanını taşın altına koyarak elinden geldiğince kadın çalışmaları yürütüyor.
Kendisiyle sohbet etmek üzere evine gittiğimizde bir ana sevgisiyle bizi sarmalayıp kahvaltıya davet ediyor. Sade ve mütevazı evi adeta bir müze. Her şeyin bir hikayesi var. Koçgirî yöresine ait elbiseler içerisindeki annesinin fotoğrafı evin baş köşesinde yerini almış.
69 yaşında iki çocuk annesi olan İpek Yusun’un ailesi, Koçgirî Direnişi’nin katliamla bastırılmasıyla beraber savrulmuş ülkenin dört bir yanına.
İki köylümüzü öldürdüler
Küçük yaşta kaybettiği babasını hatırlamadığını söyleyerek hayat hikayesini anlatmaya başlıyor:
“Annem bize hem annelik hem de babalık yaptı. Adana Tufanbeyli’ye bağlı Hanyeri köyünde doğdum. Hanyeri, etrafı Türk köyleriyle çevrili bir Kızılbaş Alevi köyüydü. Çevre köyler bizi hiç sevmezdi. Sevmeleri bir yana ‘kuyruklu Kürtler’ diye hakaret ediyorlardı. Hiç unutmuyorum; köylümüzün bir ineği çevre köylerden birisinin tarlasına girmişti diye iki insanımızı balta ile doğrayıp öldürmüşlerdi. İnekmiş, tarlaymış, bunlar bahaneydi aslında. Onların gözünde ‘isyancı devlet düşmanı Kürtler’ olduğumuz için bunu yapmışlardı.”
Tutkum o kadar büyüktü ki!
İpek Ana, tutkusuna rağmen ‘kardeşlerine baksın’ denilerek okuma hakkı elinden alınan kuşaktan. Hayalinin kursağında bırakılışını şöyle anlatıyor:
“Okul önceliği erkek çocuklara veriliyordu. Okumak için can atıyordum ama annem beni, ‘kardeşlerime baksın’ diye okula göndermedi. Bunun üzerine annemden gizli okula gidip öğretmeni dinliyordum. Annem duyunca feci dayak attı. Öğretmenler çok zeki bir insan olduğumu söylemelerine rağmen annemi ikna etmediler. Annem bana ‘kızım okuyup ne yapacaksın’ dediğinde çocuk aklımla, “Okuyup Kürt halkını kurtaracağım” diyordum. Adını hatırlamadığım bir akrabam vardı; çocukluğumda Koçgirî’yi ve orada yaşananları anlatırdı hep. Annem bu konuda hep ketum davrandı, hiçbir şey anlatmazdı. Acılarını ölene kadar da kendisine sakladı.”
Kürtlüğümden ödün vermedim
İpek ana, Almanya’ya geldikten sonra bile ötekileştirmeye maruz kalmaktan kurtulamadığını, buna karşı mücadeleyle örülü hayatını şu ifadelerle aktarıyor:
“Kendimi bildim bileli hayat ile mücadelem devam ediyor. Zeki olduğum kadar çalışkandım da. Elimden her iş gelirdi. Evimizde misafir eksik olmazdı. Annemle beraber her işe koşardım. 1972’de nişanlandılar beni. 73’te de Almanya’ya geldim. Eşim burada okuyordu. Fazla zorluk çekmedim aslında, topluma çabuk uyum sağladım. Çalıştığım her yerde Kürtlük davası için kavga ettiğim bile oldu. Temizlik firmasında Türk bir kadın bana ‘kuyruklu Kürt’ diye hakaret edince, onun dördüncü katın penceresinden atmaya kalkışmıştım. Kürt olduğum için benden çekiniyorlardı; oturduğum masada yemek yemiyor, benimle konuşmuyorlardı. Yüzlerce siyah güvercinin içinde beyaz bir güvercin gibiydim. Asla kendimi inkar etmedim. Hiçbir yerde ve hiçbir koşulda doğruluktan ve Kürtlüğümden ödün vermedim. Bu nedenle beni sevmeyen sevmez. Seni sevmiyorlar diye doğrulardan mı vazgeçecek misin? Asla. Ben bu mücadelenin doğruluğundan, önderinin doğruluğundan etkilenerek bu mücadeleyi sevdim.”
‘Doğrudan şaşmayın’
Her ne olursa olsun tanıdığı herkese doğruluğu öğütlediğini anlatan İpek ana, “Hamburg’da ilk döner imalathanesini eşimle beraber açtık. Yanımızda yüzlerce insan ekmek kazandı. Kimi usta oldu, kimi işinin patronu… Hepsine söylediğim şu oldu: Doğruluktan şaşmayın ve aslınızı inkar etmeyin. Soyunu sopunu inkar eden haramzadelerden nefret ettim hep. Bizim kimseden ne eksiğimiz var ne de fazlalığımız. Nasıl ki farklı ulusların farklı dili var, biz de Kürt olarak doğmuşuz, dilimiz de Kürtçe.”
‘Yaşım 70 ama işim bitmedi’
Yaşı ilerlemiş olsa da gücü oranında her zaman halkına yararlı bir insan olmak istediğini belirtiyor. Yapılan tüm etkinliklerde yerini alan İpek ana, “Yorulmuyor musun diye sorarsanız, tabii ki yoruluyorum. Yaş 70’e dayandı ama işimin bitmediğini düşünüyorum. Bu mücadele içerisinde karınca kararınca bir emeğim olmuşsa kendimi mutlu sayarım” diyor.
Kapısını çaldığı kimi ailelerin ‘yine rahatımızı bozacaklar’ denilerek karşılamasının kendisini üzse de asla yıldırmadığını anlatan İpek ana, son sözünü söyleyip, aynı şefkatle evinden uğurluyor:
“Keşke ömrüm yetseydi de halkımızın özgür olduğunu görseydim. Biz dünyanın en acılı halkı olduğumuz kadar en onurlu halkıyız da. Bunun için ne bedeller verdik. Onca zulme rağmen sokağa çıkıp barış diye haykırıyoruz. Çünkü barışın kutsallığını kimse anneler kadar bilemez. Tek dileğim ülkemize barış gelmesi ve herkesin kardeşçe yaşamasıdır.”