Bazılarına sempatiyle baktığım „sol, demokrat“ yazarlar, Hükümetin Kürt sorununda izlediği politikaya bir anlam veremiyorlar. Şaşırıyorlar. Soruyorlar: Bu politika aslında Hükümete zarar vermiyor mu?
Hükümetin başka „çaresi“ var mı?
„Açılım“ yapabilir diye düşünüyor sözünü ettiğimiz yazarlar. „Güvenlik öncelikli“ siyaset yerine, „Açılım öncelikli“ siyasete hükümeti razı etmeye çalışıyorlar.
Yani bir bakıma „daha az öldür, daha az tutukla, ama daha çok Açılım yap“ demeye getiriyorlar.
Oysa hükümet bu denileni artık yapamaz. Onun önünde yalnızca iki yol kaldı: Ya Kürt halkının çözüm olarak önerdiği „çeşitlilik içinde birlik, yani demokratik ulus“, „tek çatı altında birlik, yani demokratik cumhuriyet“, „özgürlük içinde birlik, yani Demokratik Özerklik“ programına „evet“ diyecek; ya da daha çok öldürecek, daha çok tutuklayacak…
Önünde başka yol yok. Yani Başbakan ahmak olduğu, kendi çıkarını bilmediği için değil, Kürt halkının haklı taleplerini kabul etmediği için, çaresiz bir şekilde bu kanlı ve adaletsiz yolda koşuyor: Amok koşucusu gibi…
Sempatiyle baktığımız yazar kardeşlerimiz yine de sızlanıyorlar; „öyle deme Açılım yapabilir“…
Yapamaz. Çünkü „yaptı“…
AKP’nin Açılım’ı, gerçekten de Kürt sorununda izlenen 1990 model „imha ve inkar“ siyasetinin, „ulus devletçi, tekçi ve önleyici karşı-reformcu“ alternatifiydi.
„İnkar ederek, silahla imha“ yerine, „İnkar etmiyor gibi yaparak“, „sahte reformlarla isyanın tabanını zayıflatma, örgütü bölme, silahsızlandırarak tasfiye etme“ çizgisiydi.
Açılım buydu…
Yapıldı. Tekrarı mümkün değildir.
Yani artık AKP Hükümeti „Açılım“ yapamaz. Örneğin „TRT 7 ya da TRT 8“ kanallarını açamaz. TRT 6’yı açtı, „yanaşanı“ „aşüfte“ ilan etti. Bir kere daha açsa, „en yanaşmacı ve tırşıkçı“ şarkıcı bile, „hadi ordan maço“ diye burun kıvırır.
„Kürt açılımı“ diyemez. Dedi ve çoktan vazgeçti. Bir daha dese, Kürt ağaçlarına tüneyen akıllı kargalar bile ona güler. „Kürt sorunu vardır, benim sorunumdur“ diye nutuk atamaz. Attı ve çoktan beri „Kürt sorunu yok, PKK sorunu var“ dedi. Bir kere daha „haykırsa“, Diyarbakır „kırıkları„, „yürü de ense traşını görelim“ diye maytaba alır.
„Habur’dan elinizi kolunuzu sallayarak geçin“ diye HPG’ye çağrı yapamaz. Çünkü yaptı. Gelenler hapiste. Bir çağrı daha yapsa, Kandil’in muzip gerillası ünlü Kürt mantarlarından bir paket yapıp gönderir, arasına da nazik bir kart bırakır: Mantara basmam…
„PKK ve BDP olmasın, başka Kürt partileri ortaya çıksın“ diyemez. Çünkü HAKPAR, KADEP ortaya çıktı, AKP’yle değil, BDP’yle aynı blokta yer aldı. KADEP Genel Başkanı Meclise girdi. Elini sıkan olmadı. Bir kere daha „başka parti isterim“ dese, muhtemelen Burkay ve Miroğlu’ndan şöyle „Kürtçe“ değil de, „Lazca“ bir yanıt alır: Uy kuracağuz kurmasina da lakin tikine duramayruz!...
Demek ki, AKP hükümeti „sahte çözüm“le ilgili elindeki bütün barutu tüketmiş. Açılımın amacı neydi? PKK ile BDP’yi karşı karşıya getirmekti…
Şu son dönemde bu Hükümet BDP’yi „PKK’nin legal uzantısı“ olarak resmen ilan ediyor ve bu iddiasına uygun olarak da, „örgüt üyesi, yani PKK üyesi olmasa da örgütün propagandasını yapmak ya da ona yardım etmek“ suçlamasıyla, „PKK’yle arasına mesafe koymasını“ istediği bütün BDP’lileri tutukluyor. Bu tutuklamalar devlet ve hükümet açısından „PKK ile BDP ya da KCK arasında hiçbir fark gözetilmediğini“ kanıtladığı için, artık hiç kimse, „BDP PKK’yle arasına mesafe koyarsa iyi şeyler olur“ diyemez. „İyi şeyler açılımı“ artık bir kere daha yapılamaz.
 Açılımın bir başka amacı, BDP’yi, hatta KCK’yi kendi içinde bölmekti. „Güvercin şahin“ masallarını hatırlayın. Öcalan bir yanda KCK onun karşısında, „Ankara grubu bir yanda Karayılan öte yanda“ sis bombalarının atıldığı günleri düşünün. Şimdi sisler dağıldı. Daha düne kadar „KCK Öcalan’ı tasfiye ediyor“ yalanını savuran ahlaksızların bir tekinden bile Öcalan’ın üzerindeki ağır tecrite karşı tek laf duyuyuor musunuz? Düne kadar kimilerini BDP’nin „güvercinleri“ olarak tanıtan bu utanmazlardan, şimdi bu „güvercinlere“ karşı yapılan hakaret, tehdit ve tutuklamalar karşısında tek ses çıkıyor mu? Bitti; Öcalan’ı örgüte, BDP’lileri birbirine düşürme „açılımı“ da yapıldı, bir daha yapılamaz.
Başka? Başkası en önemlisi: „Silahsızla müzakere, silahlıya operasyon“ açılımına ne oldu? Üç yıl içinde beş bin silahsızı tutukladıktan sonra, bu „açılımı“ bir kere daha tekrar etmek mümkün mü? Artık ya silahlısı ve silahsızıyla müzakere edeceksin; ya da silahlısı ve silahsızıyla topyekun savaşa tutuşacaksın. Silahlıyla silahsızı birbirinden ayırmak, silahsızın silahlıyı silahsızlandırması için onu kandırmak açılımı yapılmıştır; açılımın sonunda bizzat hükümet, „bizim için Kürdün silahlısı ile silahsızı arasında, gerilla kafilesiyle kaçakçı kafilesi arasında, kadınla erkek, çocukla yaşlı arasında hiçbir fark yoktur“ demiştir. Şimdi dönüp, „vardır, silahlıya karşı silahsızlar canımız ciğerimiz“ diyebilir mi?
Diyemez… O halde „açılım“ öldü. Şimdi ya gerçek çözüm ya savaş… Kürt halkı gerçek çözümden, AKP hükümeti savaştan yanadır.