
Rojava; Suriye Kürdistanı, Batı Kürdistan, Güneybatı Kürdistan ya da kuzey Suriye Federasyonu. Coğrafik olarak sınırlara göre ismi değişen ancak şu an tüm dünyanın devrimsel çıkışını ilgiyle takip ettiği ve etki alanı sınırların ötesine taşan kelebekler yurdu. Arîn Mîrkan’ın, Ebu Leyla’nın ve isimsiz binlerce yaşam kutsayıcısının ölüm yerine yaşamı yaratışının, acıyı bal eyleyişinin destansı mekanı.
Salt bununla sınırlı olmayan, büyüleyici bir tarihsel, sosyo kültürel arka plana yaslanan insanlık yurdu Rojava. Til Xelef’de tarım köy devriminin insanlık adına emzirildiği, ilk müziğin, şiirin büyüleyici tınısının keşfedildiği, çamurdan yaratılan aletlerin yaşam bulduğu, ana soylu değerlerin, aşkın mekanı... Rojava için birşeyler yazılacaksa zamanda ya da simbadın sihri halısında, yolculuğa çıkmış saymalı insan kendini. Güncel içerisinde yaşanan her tarihsel anın tekabül ettiği bir başka olgu ya da olay, kumların altından, bir zeytin dalından ‘ben buradayım’ dercesine bakıyor zamana. Yaşam enerjisinin bu kadar yoğun ve köklü olduğu bir coğrafyada zaman ne yöne akacağını şaşırıyor.
Stî Zeyn’in, Tamor ya da Zenobya’nın Palmirası’nda mesela... Dönemin hegemonik ilişkilerine kafa tutan bir kadının eşitlikçi, adil düzeninin, Venedik tacirlerinin iktidar oyunlarıyla alaşağı edilişi ve kellesinin gittiği 14 Şubat’ın, kendi tutsağının aşığı Valentin’in çaresizce ‘aşkın’ günü olarak kutlanışı. Aşkın ve yaşamın toplumdan çalınan kesiti, hınçla havaya uçurulan çöl güzeli, Palmirası... O denli toplumların sevgilisiydi ki Zeyn(Zenobya) Altın Hilal, Anadolu halklarının isyanını, direnişini yazmadı tarih kitapları, kıyıda köşede kalmış türbelerde adanan dilekler dışında.
Çoğumuz katilin cinayeti işlediği yere dönme arzusuyla kaleme alınmış ya da kadraja girmiş hikayeleri izlemiş, seyretmişizdir. Katil yarı tanrısallık atfetmiştir kendine ve bu kusursuzlukla cinayet mahalline yönelir. Tıpkı Rojava özgülünde Ortadoğu’da yaşanan durum gibi. İnsanlığın komünal ahlaki yaşamı kurduğu, devrimsel bir çıkış yarattığı bu topraklar aynı zamanda El Ubeyd soy esaslı hanedanlık formunun oluştuğu ilk çelişkinin de mekanıdır. Bir de Habil’le Kabil’den sonra kardeş kanına doymayanların. Bilge insanın “Tarih günümüzde, biz tarihin başlangıcında gizliyiz” tespiti sanki bugünler için söylenmiş.
Bir yanıyla eşitlikçi-komünal insanlık adına büyütülmeye, yeşertilmeye çalışılan derin bir ahlaki kültür diğer yanıyla hiyerarşik soy ve etnisite merkezli ve dincilikle bezenmiş binbir suratlı ve iştahlı kara maskeli bir sapma.
Yaşanan devrimsel süreci ki bazı çevreler ısrarla devrimsel bir çıkış olmadığını idda etse de, üretim araç ve süreçlerinin halka devredilmediğine dönük eleştirileri; komün kooperatif yapılanmaları ile boşa çıkarıldı bile. Dünya halklarının gözünde Rojava Kadın Devrimi’ni çekici kılan da bu. Eşitlikçi, adil renkli, ana soylu bir yaşam.
Kendi kökleri üzerinde sürekli var olmaya çalışan toplumsal mücadele bir kendi olma (xwebûn) mücadelesidir. Rojava’da yaşanan ve tüm insanlığa yeniden kendi olma şansı tanıyan işte bu devrimdir.
Zaman’ın bu kesitinden geleceğe ne kalacağı, nasıl kalacağı belirli yönleriyle açığa çıksa da, arşivlerin baş köşesinde fotoğrafların yer tutacağı çok belirgin. Hani DAİŞ zulmünden kurtulan ve ilk işleri üzerinlerindeki kara çarşafı tilillilerle sevinçle fırlatan kadınlar, çoğumuzun kilitlendiği o harikulade resimler...
Zulüm altında zorla çarşaf giydirilen, evlere kapatılan, bir erkeğin haremine sokulan kadınların isyanı ‘xwebûn” olmanın anda gerçekleşmiş hali, özgürlüğün o tarifsiz güzelliği.
Bu fotoğrafı anlatmaya kelimelerin gücü yetmese bile, yine de hayatı, iradesi, bedeni, cinselliği kördüğüm haline getirilmiş kadınların kölelik zincirlerini parçalarcasına kırdığı o tarihsel an!
O’na rağmen, ona giydirilmiş olan bir tutsaklığın, demir parmaklıkların, karartılmış kadın hayatlarının, siyaha çalan cehennemi zihniyetin fırlatıldığı, hayata tek renk giydirmek isteyenlerin ya ak ya da karadan ibaret görenlerin, farklılığı düşmanca algılayanların, dünyayı bir renk körüne çevirmeye çalışanlara karşılık özgürlüğün rengi, isyanıdır fotoğrafa yansıyan...
Siyahın altında gizlenmeye, kapatılmaya ve yok edilmeye çalışılan o fotoğrafta açığa çıkan kırmızı bir elbise, çiçekli, nergizli, capcanlı bir özgürlük ve yaşam betimlemesidir...
Sadece bu da değil, ısrarla kadınlara, çocuklara, halklara mutsuzluğun resmini an be an çizdirmeye çalışanlara, hayatı kapkaranlık koyu bir dünyaya mahkum edenlere, kadın şahsında insanlığın bitişine imza atmaya çalışanlara inat özgürlüğün resmini çizmeye çalışanların karelendiği andır çarşafın fırlatılması...
İnsanlık düşmanlarının tüm öfkesi böyle bir özgürlüğe ve onun tarihsel belleğine yöneliktir. Bu yüzden ilk el atılan kapatılan havaya uçurulan kadındır. Erkek egemen faşizmin öfkesi ve nefreti Zenobya’nın Palmirası’na, Semiramis’in Nînowası’na, Lilith’in İştar’ın ve Ninhursag’ın Serêkaniyêsi’ne, Kobanêsi’nedir. Şimdi oralarda yeniden hayat yeşerirken kadınca bir güzellik de söz konusudur.
ROJDA YIDIRIM