FETÖ TBMM’ye "güya" saldırdı. Erdoğan "lütuf" diyerek OHAL ile kendi TBMM’sini yok etti. Şimdi Kürdistan’da "kayyım darbesi"ni başlattı.

Neler oluyor?

"FETÖ"ye karşı, başında Adil Öksüz’ün olduğu bir "çift taraflı" ajan örgütü, büyük bir "darbe" tuzağı kurdu. Başladığı anda iflas edecek bir günde ve saatte darbe düğmesine bu unsurlar bastı. Erdoğan karşıtı generallerin arasına sızan bu "çift taraflı" ajan örgütü, "asıl darbe" için ortamı işte bu "koşulları oluşmamış darbeyi" bizzat başlatarak hazırladı.

Hatırlayın. 9 Mart 1971 "darbe" hazırlığının içinde MİT vardı. Mahir Kaynak İlhan Selçukların, Madanoğluların en güvenilir elemanı olarak, generaller, albaylar arasında "darbe kışkırtması" yapıyordu. 9 Mart günü harekete geçen "darbeciler", 12 Mart günü "asıl darbe" ile yıkılıp gittiler. Tıpkı 15 Temmuz 2016’da, içlerine sızan "çift taraflı" ajanların oyununa gelen generallerin, bir gün sonra 16 Temmuz günü yıkılıp gitmeleri gibi…

16 Temmuz "asıl darbenin" başlangıç günüydü.

Ordu büyük ölçüde tasfiye edildi.   

Asıl darbenin bu "ön hazırlığı" bittikten sonra, ansızın İçişleri Bakanı Efkan Ala gönderildi. Yerine Süleyman Soylu geldi.

Böylece "asıl darbe" süreci "tamamlanmış" oldu. Kontrgerilla ya da Türk Gladiosu iktidara el koydu. Soylu Çiller-Ağar döneminin "genç" bir "kontrasıdır." O dönemde Çiller partisine girmiş, hızla Ağarcı kontrgerillanın mutemet adamı olmuştur. 

İşte şu anda Süleyman Soylu ağır silahlarla donatılan ve sayıları yakında (özel güvenlikçilerin yerine alınacak olanlarla birlikte) 600 bine varacak olan bir polis gücünün başına geçmiştir. Bu TSK’dan çok daha etkin bir güçtür. Çünkü TSK’nın asıl kitlesi, zorunlu askerlik yapanlar tarafından oluşmuş iken, polis teşkilatının tüm kitlesi, profesyonel olarak eğitilmiş kadrolardan meydana gelmekte.

Süleyman Soylu yalnız bu gücün başına da geçmemiştir. 198 bin kişilik Jandarma da ona bağlıdır. 6 bin kişilik Sahil Güvenlik Komutanlığı da onun emrindedir. 

Şu anda ordunun içine yuvarlandığı yıkımı hesaba kattığınız zaman, asıl Genelkurmay Başkanının Akar değil, ordunun yerine ikame edilen kuvvetlerin başındaki Süleyman Soylu olduğunu kolayca anlarsınız.

Soylu, 1990’larda Çiller-Ağar-Güreş kliğinin yönettiği "kontrgerilla"nın başıdır; Çiller takımının "kof dayanağı Demirel"in yerine Soylu, Erdoğan’ın "karizmasına" dayanarak "geniş bir kitle tabanına" sahip olmuştur.

Faşist bir rejim için artık her şey hazırlanmıştır. "Lider", Gestapo ayarında bir "kontrgerilla", SS ayarında bir polis-jandarma gücü ve adım adım radikalleşecek olan bir "sünni İslami kitle tabanı" ve rakiplerinin pazarlarını ve sermayesini yağmalayan bir "finans-kapital", bu faşist rejimin bileşenleridir.

Süleyman Soylu’nun "devletin silahlı aygıtını" ele geçirmesiyle birlikte, FETÖ karşıtı kampanya, büyük bir hızla Kürdistan düşmanı bir kampanyaya dönüşmekle kalmamış, saldırı Altan kardeşlerden, CHP’ye kadar geniş bir yelpazeyi hedef almıştır.

Şimdi Soylu bir yandan Kürdistan’daki tüm Belediyeleri tasfiye etmeye ve HDP’li vekilleri tutuklamaya, "Yahudi" tasfiyesi gibi, tüm Kürtleri devlet ve kamu kurum ve işletmelerinden dışlamaya hazırlanırken, bir yandan da CHP’yi teslim almayı, teslim alamadıklarını tutuklamayı hedeflemektedir.

Örneğin MİT TIR’larıyla ilgili bir gösteriye katıldıkları bahanesiyle, HDP milletvekilleri Garo Paylan, Filiz Kerestecioğlu ve Meral Danış Beştaş’ın yanı sıra, CHP milletvekilleri Enis Berberoğlu, Gürsel Tekin, Şafak Pavey, Mahmut Tanal, Barış Yarkadaş, İlhan Cihaner, Hilmi Yarayıcı, Tuncay Özkan, Engin Özkoç hakkında fezlekeler TBMM’ye gönderildi. Bu arada kimi CHP’li vekiller hakkında "FETÖ üyesi" olma iddiaları medyada uçuşmaya başladı.

Silahsız, sivil ve barışçı demokratik güçler Erdoğan-Soylu rejimi tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Soru şu: Bu güçler yok edilmeyi mi bekleyecekler, yoksa sonunda yok edilme ihtimali bile olsa, birleşip, direnecekler mi?

Direniş başarının temelidir. PKK Önderi’nden "haber" almak için başlatılan dünya çapındaki direniş Erdoğan-Soylu rejimine, eğer yeni bir "oyun" oynanmazsa, geri adım attırdı.

Şimdi "kayyım" darbesine karşı, "halk egemenlik" organı olan Belediyeleri savunma direnişinde.

Yolunuz açık olsun…