Kırk günü aşamayıp ölen çocuklar ve anneler çok bilinir. Kırk haramiler! Alevilikte kırk makam dört kapı veya Kırklar Cemi... Ölünün kırkı dolunca hayrına yemek verilir. Birçok tarikatın süresi de kırk gündür. Peygamberleşmede de kırk gün önemli. Hz. Musa Sina dağında, Hz. Muhammed ise Hira mağarasında kırk gün yoğunlaşmıştı, amacına ulaşmak için...
Bunun belki tarihi, mitolojik, dini veya doğayla bağlantısı vardır. Ya da insan biyolojisi ile. Aslına bakılırsa belki hepsi ile bağlantısı vardır. Çocuk ve annede sağlığa ulaşma, dinlerdeki tarikatlarda nefs terbiyesine ve kendini bulma. Peygamberlikte ise Hz. Musa’da Tanrı ile konuşma, Hz. Muhammed’de ise Tanrıdan melekler aracılığı ile vahiy alma…
Kısaca özetlersek kırkından sonra olgunlaşma, sağlığına kavuşma, erişme, mayalanma, kaynaşma, bütünleşme, kendini bulma, kendisi olmak, irade olmak, amacına varma, tanrılaşma veya tanrı katına ulaşma anlamına geliyor. Veya bu temelde algılanıp yorumlanıyor ya da tüm bunlar kırkında bir algı haline geliyor. Bu durum gerçekten her yönüyle muhteşemlik taşıyor.
Biz de açlık grevinde ‘kırk’ günü aştık. Nefs terbiyesinden tutalım kendimizi bulmaya kadar, birey olma ve irade olma, kaderini eline almaya kadar birçok yönü ile olgunlaşma düzeyine vardığımız bir gerçek. Halklaşma ve amacımız olan özgürlüğün artık mayalandığı da bir gerçek. Dünya insanlığı ile buluşma belli oranda sağlandı.
Kalan ve en önemli olan nokta, kırkında olmamıza rağmen önderlikle buluşmayı sağlayamamak... Biz 15 arkadaş olarak ruhsal anlamda belli oranda önderlikle buluşmayı sağladığımıza inanıyoruz. Ancak bizlere ve halkımıza, arabulucu olan CPT’den bir ses gelmediği gibi, Reber Apo’nun direk sesini de alamıyoruz. Evet kırkıncı gün... Biyolojimizin de dayanma noktasından geriye doğru sayıma geçtiği sınırdır. Ne kimseyi korkutmak ne de tehdit etmek istiyoruz. Hele duygusal sömürü yapmaya hiç niyetimiz yok. Çok net bir biçimde bir yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz. Evet ister aracı, isterse direk, Reber Apo'nun sesini hemen ‘ya duyacağız, ya duyacağız.’ Bunun diğer bir adı da ‘An Azadî, An Azadî.’
Bu temelde diğer eylemci arkadaşlarım adına bir kez daha ilgili kurum ve kuruluşların duyarlı yaklaşmasını ve sorunun çözümünde görevlerini yerine getirmesi çağrısında bulunuyorum.
Bu haklı eylemimizin hüzünlü ‘kırk’lar arasında yer almaması ve başarıya ulaşması için herkes zaman kaybetmeden elini taşın altına koymalıdır.

AHMET ÇELİK / Strasbourg'da süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcisi