“Sen ki anlarsın bu yaşamı
Aşklar şimdi hücrelerde tutsak
Düğünler kelepçeli
Doğumlar
Ve çocuklar zindanlarda.
Bunları nasıl anlatayım sana
Bu türküleri nasıl çağırayım
Bu ninnileri nasıl....
Bir kitap diyoruz koltuğumuzda.
Kitapların göğüslerinde kan
Bu kanı nasıl okuyayım sana.
Şimdi devleşen bir öfkenin
Ve sınırlar ötesi bir özlemin
Bildirisi okunurken her gün
Her saat, her dakika,
Can çekişen
Bir çağı yaşıyoruz dünyada”
Yukarıdaki dizeler Adnan Yücel’den... Şiir daha iyi anlatır onları...
Fuat Kav, Ahmet Celik, Mecbure Özer, Tarık Yususfi, İmam Yıldız, Gulistan Hesen, Harun Yılmaz, Kerim Sivri, Emine Benek, Nigar Eneyati, Erol Polat, Hasan Acar, Ahmet Kılıç, Öner Uludağ ve Gönül Kaya...
Kürdistan’a baharın geldiği ilk günlerde 15 Kürt Strasbourg’a gitti... Kürdistan’ın değişik parçalarından 15 kişi... Her biri Kürdistan’nın özgürlük mücadelesi için benzer ve farklı mekanlarda mücadele yürüttü. Zindanlarda zulümler gördüler. Pes etmediler... Dağların patikalarında yürüdüler. Zemheride dondular ama durmadılar... İşkence ve zulüm yaşadılar. Direndiler. Sürgün’de buluştular. Ancak durmadılar yine de. Mücadelelerini devam ettirdiler. Siyasette, medyada, sivil toplum örgütleri alanında çalıştılar. Adlarını sıraladığımız bu isimler şimdi Avrupa’nın en önemli siyasi merkezlerinde Strasbourg’da bir kiliseye ait mekanda açlık grevindeler. Bedenlerini ölüme yatırmış durumdadırlar. Bütün Kürt halkının mücadelesini özetleyen temel iki talepleri var “İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık-güvenlik-özgürlük” sorununu çözülmesi, Kürt halkına siyasal statünün tanınması...
Yani onlar dağlardaki genç gerillaların yaşamlarını kaybetmemesi, Pozantı’da çocuklarımıza işkence ve tecavüz edilmemesi, Roboskî’den sonra yeni katliamların olmaması için kendi bedenlerini açlığa yatırdılar. Nerede olursak olalım; onlar bizim yaşamımızı özgürce sürdürebilmemiz için kendilerini feda ediyorlar. Ve bunu bilinçili ve kararlı yapıyorlar. Dolayısıyla vicdanımızın ölçüsü, mücadelemizin karakterini 15 Kürdün Strasbourg’da ve yüzlercesinin zindanlarda gösterdiği direniş ölçüsüne gere gözden geçirmek durumundayız. 15 kişi ölümün sınırlarına varan direnişinde, insanın sahip olabileceği ahlak ölçüsünü ortaya koyuyor. Bir halkın mücadelesine karşı sorumluluk ve duyarlılık ölçüsü şu an Strasbourg’da ve zindanlarda kendisini dışavuruyor.
Ve biz bu durumu görüp bilerek normal yaşantımızı devam ettiremeyiz. Ölümleri durdurmak için insane olan herkesin herkesin harekete geçmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu anlamak için de açlık grevi eylemlerine bakmakta fayda var. Cezaevlerinde işkence, zulüm, tecrit devam ediyor. Eylemin ayrıntılarına bakıldığında daha önemli gerçekler ortaya çıkıyor. Açlık grevleri bugün 12 Eylül askeri darbesini yargıladığını söyleyen AKP’nin ve Türkiye kamuoyunun aslında nasıl bir yanılgı içinde olduğunu gösteriyor. Çünkü 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesine karşı Kürtler zindanlarda, sokaklarda ve dışarıda büyük bir direniş içindeydi. İnsanlık onuru ve özgür kimliğini savunmak için büyük bedeller ortaya koydular. Ama bugün yine Kürtler insanlık onuru ve özgür kimlik için AKP zulmüne karşı direniş içindeler. Ve bugün nasıl darbelere zemin olan, darbeye teslim olanlar lanetle anılıyor ve direnenlerden saygıyla söz ediliyorsa; bugün de AKP zulmüne karşı direnenlerden saygıyla söz edilecektir. Lanetli olunmak istenmiyorsa insanlığın vicdan ölçülerini yükseltenlerin yanında yer almak gerekiyor.
Baharın ikinci ayı geçmek üzere, onlar Kürdistan’dan uzakta bir kilisenin gölgesinde açlıkla ölümüne direnişteler... Daha geç olmadan, gecikmeden...
Açlık grevleri