Hani derler ya “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” diye; Allah’a inandığını söyleyen AKP’lilerin başbakanı Tayyip efendi açlıkla terbiye etmeyi ve istemediklerinin bu yolla imha etmeyi ilke edinmiş. Ama unuttuğu bir şey var. Tutsaklar kendi özgür iradeleriyle bedenlerini açlığa yatırarak direnmektedirler. Zindanlarda tutsakların tek silahı bedenleridir. Bu, şarjörde patlamayı bekleyen son mermi gibidir. Tutsağın bedeni işte o son mermidir. En gerekli olduğu ve son anda kullanılmak üzere korunan beden, yeri ve zamanı geldiğinde bir mermi gibi yuvasından fırlar ve celladın şah damarından içeriye süzülür. Öyleki cellat bunun farkına çok sonraları varır.
Açlık grevlerine yatırılmış beden, aslında özgür ruhun korunması için atılan çığlıktır. Aslında celladına söylenen son sözün isyanıdır. Ama cellat bunu anlayamayacak kadar ölüme susamıştır. Ölmesini istediği bedenleri tüm topluma bir sopa gibi sallayarak ve tehdit ederek; “boyun eğmezseniz sonunuz budur” diyecektir. Bilmez ki, aslolan bedenin içine gizlenmiş ve fiziki değişim denen ölümle birlikte özgürleşerek direnişin ruhuna dönüşmüş olan enerjidir. Bedensel olarak doğaya karışanların geride bıraktığı enerjidir esas olan. “Kavga bitmedi sürüyor” şiarının içinde saklı olan güç de işte bu enerjidir. Geride kalanlara aktarılacak olan da onların tecrübeleri, bilgileri, onurlu duruşları ve bir de eğilmeyen dik başlarıdır. Hangi zalim eğebilir ki bu öpülesi başı!
Peki AKP zorbalığına düşecek olan nedir? Tarih zalimlerin payına düşeni, “alçaklık, manevi yokluk ve açlıkla beslenenler” olarak not düşmüştür ve düşecektir. İki gün bile aç kalamayacak kadar korkak ve midelerine bağımlı yaşayan bu asalakların açlık grevcilerini ve taleplerine insani açıdan bakmaları zor görünmektedir. Çünkü vicdanları yoktur. Ama vicdansızlıkları çoktur.
Açlık grevleri zordur. Büyük bir inanç, direnç, amaç, ahlak, gönülülük ve onur ister. Bunlar olmadan, kimse bedenini ölümün kucağına bırakamaz. Buna değecek değerler olmalıdır ki bu eylemi sürdürebilesin. Çok önemli günlerde insanlar patlamaya hazır bomba gibidir. Açlık grevleri işte o bombanın piminin çekildiği ve bombanın sıkıca elde tutulduğu andır. Geçen her gün elin gevşemesine ve giderek bombanın elden düşmesine neden olur. Patlayan her bomba, insanlığın suratında patlamış bir bedendir. Bombanın patlamasının önüne geçmek için çok hızlı hareket etmek ve pimi tekrar takmak gerekir. Zaman hızla daralıyor ve eller gevşiyor. İnsanlık aranıyor! Bunun tek yolu taleplerin kabul edilmesidir. Taleplerin kabul edilmesi pimin yerine konarak toplumun barışa katkısının sağlanmasıdır. O zaman bombalar çiçeğe dönüşür.
Şu sala unutulmamalıdır: Bu açlık grevi, talepleri ve kitleselliği itibariyle de ülke de ilktir. Talepler karşılanmadan bitirilecek türden bir direniş olmadığı açıktır. Çünkü bir halkın haklarıyla birlikte yaşaması talebinin üzerinde yükselmektedir. Özgürlük, adalet, eşitlik ve barış talebinin kazanılması için tutsakların halkıyla ve önderliğiyle birlikte ayağa kalkmasıdır. Bu talepten vazgeçilmesi için ortayol yoktur. Açlık grevleri tükenen yolların ortaya çıkardığı bir direniştir. Dağlar ve sokaklar da süren direnişin zindanlardaki bir parçasıdır. Yürütülen topyekün direnişle birlikte devam etmektedir. Bu nedenle sıradan bir açlık grevi değildir.
Açlık grevcilerin talepleri cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi değil, bir halkın özgürleştirilmesidir. 1982 ruhuyla devam eden zindan direnişi, barışçıl yolun açılması ve müzakerelerin devam etmesi için zindanlardan yükselen onurlu bir haykırışın sesidir. Bu ses halkın sesiyle içiçedir. Binlerce tutsağın talepleri aynıdır. İçinde bulundukları kötü koşulların düzeltilmesi için değil, halkı ve ülkesi için direnmektedirler. Çünkü ancak o zaman kendi koşullarının düzeltilmesi kadar özgürlüğün de kazanılması mümkün olacağını bilmektedirler.
Bu nedenlerden dolayı tüm devrimci tutsakların ve örgütlerinin Kürt halkının özgürleşme talebine sahip çıkması, bunu halkların özgürlük talebi olarak genişletmesi ve geçmişteki bazı olaylara takılmaması ama eleştirisini de saklı tutması, oligarşiye karşı güçlü bir birleşik direnişin de önünü açacaktır. Bugün “siper yoldaşlığı” bunu gerektirmektedir. Yani içinde bulunulan ve kritik aşamaya gelmiş olan eylem içindeyken, devrimci sorumluluk ve görev önce eleştiriye değil, mücadeleye sarılmaktır. Elbetteki eleştiri silahı yeri ve zamanına uygun kullanılmadan mücadele gelişmez. Ama eylem içindeyken değil.
Açlık grevleri ve özgürlük ruhun korunması