Leyla Güvenlerin başlattığı açlık grevi altı ayını doldurdu. Bu kadar uzun süren ve binlerce insanın katıldığı açlık grevleri dünya çapında ender görülen eylemlerdir. Oldukça önemli ve tarihe geçecek kapsamdadırlar. Eylemlerin tek bir talebi ve hedefi var. Bu kadar geniş katılımlı bir eylemin tek bir hedefe kilitlenmesi de bir istisnayı içeriyor.

Ve eylemin yasallığı ve meşruluğu da tartışılamaz. Eylemciler Türk devletinin kendi yasalarına uymasını istiyor. Yıllardır insanlık dışı ve tüm dünyada yasadışı kabul edilen İmralı tecridinin kaldırılmasını istiyorlar.

Eylemciler yurt dışında, cezaevlerinde aynı sorunu gündeme getiriyorlar. Eylemciler kendileri için bir şey istemiyorlar. İmralı’da yasaları hiçe sayan, savaşı ve düşmanlığı esas alan bir özel yönelimin son bulmasını istiyorlar. Eylemlerin özünde barışın ve demokrasinin savunulması var.

Bu talepler bütün Türkiye için ekmek ve sudan daha önemli ve acil bir ihtiyaçtır. Türk devletini yöneten zihniyet savaş kararı aldığı için İmralı’yı tecride aldı. Bu tecrit yıllarında binlerce insan yaşamını yitirdi. Türkiye ekonomisi büyük darbe aldı. Halka ağır bir fatura çıkarıldı. Demokratik gelişmeler yerine ortam zehirlendi, ırkçılık ve milliyetçilik tırmandırıldı.

Tecridin kaldırılmasını isteyenler bu ağır siyasi ortamın değişmesini de hedeflemiş oluyorlar. Kutuplaşmanın, hukukun ayaklar altına alınmasını engellemek Türkiye halklarının çıkarlarına hizmet ediyor. Erdoğan hükümeti ise savaşta ve tecritte ısrar ediyor.

Binlerce insanın hukuka, ahlaka ve barışa hizmet eden eylemlerini kamuoyundan gizlemeye ve katı bir sansür uygulamaya devam ediyor. Polislerini ve adliyesini tutsakların analarına saldırtıp aşağılıyor, gözaltına aldırıyor. Sorunu yasalar içinde ve insanı temelde ele alıp çözmek yerine şiddete ve bastırmaya, ezmeye çalışıyor.

İmralı tecridinin tamamen gayri insanı ve hukuk dışı olduğu çok net. Sorun tamamen politik ve savaşçı tutumun yansımasıdır.

Şimdiye kadar cezaevlerinden yedi genç insanın tabutu çıkarıldı. Bu insanlar İmralı tecridini ve hükümetin hukuk dışı, zorba tutumunu protesto etmek için yaşamlarına son verdiler.

Erdoğan Bahçeli ittifakı savaş ve imha eksenli bir politika sürdürdüğü için ölümlere soğukkanlı bir katil edasıyla yaklaştılar. Cenazelere bile saygı göstermediler. Geleneklere ve ailelerin istedikleri gibi cenazelerini gömmelerine izin vermediler. Cenazeler kaçırılarak, mezarlıklar kuşatmaya alınarak gece yarısı polisler tarafından toprağa verildiler.

Çok sayıda insan, oldukça uzun bir süre açlık grevini sürdürüyor. Hükümet ise ölümleri kayıtsızlıkla izliyor. Gelinen aşamada eylemleri etkisizleştirmek ve kırmak için arayışlarını ve girişimlerini sürdürüyor.

Hükümetin bu kayıtsızlığına ve hoyratlığına karşı bir grup tutsak şimdi de ölüm orucuna başladı. Bu ölümleri içeren, giderek ağırlaşan bir süreç olacak. Tutsaklar hükümeti zorlayan, yasalara uymayan bir istekte bulunmuyorlar.

Ayrıca Leyla Güven kendi parlamentolarının seçilmiş bir üyesidir. En azından parlamentonun Leyla’yı ve eylemini ele alması gerekiyordu.

Görüldüğü gibi yasalar ve hukuk işletilmediği gibi parlamento da işlevsizleştirilmiş ve etkisizleştirilmiştir. Erdoğan ve Bahçeli, Ergenekon ittifakı hem toplumunu hem de devletin bütün kurumlarını anlamsızlaştırmış ve teslim almıştır. Halkın ırkçılık ve yalanla düşünemez ve gerçekleri öğrenemez hale getirilmesinde ısrar edilmektedir.

Kürdistan toplumu büyük bir öfke biriktirmiştir. Belediye seçimlerinde yapılan hile ve zorbalıklar yetmiyormuş gibi seçilen belediye başkanlarına KHK’leri bahane ederek mazbatalarını vermediler. Açıktan bazı belediyeleri gasp edip AKP’ye verdiler.

Halk büyük emek harcayarak baskı ve yokluk koşullarında seçimler için çalıştı ve kazandıkları elinden alınıyor. Herhangi bir kural ve yasa tanınmadan evler basılıyor, sürekli insanlar gözaltına alınıyor. Kürt halkı bu haksızlıkları ve aşağılamayı hazmedemez. Halk bilinçlidir. Olan bitenin tanığıdır.

Erdoğan ve şürekası kurtuluşu daha fazla tehdit ve baskıda görüyor. Bunun için insanların ölümünü normalleştiriyor. Türk halkını da bu suçlara ortak etmek istiyor.

Sürecin zor ve sancılı geçeceği açık. Ölümleri ve zorbalıkları durdurmanın yegane yolu direnmek ve örgütlenmektir. Bunu sürekli dile getiriyor ve vurguluyoruz. Toplum ve tarih bilincimiz faşizmin başka biçimde yıkılmadığını söylüyor. Bedeli ağır olabilir, zor olabilir ama başka biçimde zorbalar ve faşist yönetimler iktidarlarını bırakmazlar.

İktidarda kaldıkları sürece ödenen bedeller daha fazla ve daha ağır, daha uzun süreli olur. Faşizmden korkarak ondan kurtulmak mümkün değildir. Faşist yönetimler halktan ve demokrasi güçlerinden korktukları için daha fazla korku yaymaya ve suç işlemeye devam ederler. Açlık grevcileri korku duvarlarını yıkmaya ve zorbalığı durdurmaya çalışıyorlar. Onların saflarında birleşmeye ve faşizmi aşmaya çalışmak en öncelikli görev olarak ortada duruyor.