“Açlık grevindekilerin fotoğrafını gördüm” diyordu, Memik Ağa’nın yazarı Haydar Işık, ağlama kırılganı sesiyle. “Hitler’in, aç bırakarak ölüme terk ettiği Yahudileri andırıyorlar. Bedenleri erimiş, derileri kemiğe yapışmış, kafaları büyümüş, bir tek canlı görünen gözleri, onlar da irileşmiş bakıyor.”
Faşizm (ırkçılık) böyle, açlıktan, yavaş yavaş eriyerek can veren Yahudiler fotoğrafta birer yumru, kol ve bacaklar gövdeye tutulu kurumuş birer dal gibidir.
Bulgaristan’ın eski Başbakanlarından Georgi Dimitrov, bu nedenle faşizmi insanlıktan çıkama olarak tanımlıyor. Dillere düşmüş deyişiyle faşizm (ırkçılık), zincirlerini koparmış, serbest kalmış canavarlıktır ki, bu canavarı en iyi tanıyan, Kürtlerdir.
Kürtlerin yalnız yurdu değil, dilleri de işgalde. Canavarın dişleri paçalarında, pençesi sırtlarındadır, Kürtlerin. İnsanlıktan çıkmanın her türlü örneği ortada…
Bu sözümü “küfür” gibi karşılayan ve başkasının onurunu çiğnemeyi yaşama biçimi yapan katilin, talancı ve hırsızın onuru olurmuş gibi birilerine hakaret sayanlara sormak gerek: Dil yasaklamak, insanlıktan çıkma değilse, başka adı, anlamı nedir?
Kürtler, insanlıktan çıkanları durdurtmak için, her yolu denediler. İnsani tavırdan, edadan anlar da utanır diye murız ettiler, bana mısın demediler. Meydanlarda, sokaklarda açıktan açığa barbarlıklarını sayıp, dökerek kurtulmak istediklerini haykırdılar, anlamadılar. Vergi ödemeye yanaşmadılar, askerlikten kaçtılar, yine olmadı.
Sözün bittiği yerde, “bunların anladığı dil budur” diyerek ve vahşi hücumlarda diri diri yakılmayı, tek tek, topluca katledilmeyi, bebek yaştaki kızlara, kadınlara tecavüzü, ülkelerinin talanını göze alma pahasına başkaldırdılar. Ellerinde kırık dökük tüfekler, sopalarla yollarına çıktılar. Yine olmadı.
Türk Başbakanı, ordusu darbelendikçe küfürler sayıyor, Kürtlerin kutsalları, üstün değerlerine hakaret ediyor, sonra faşistin dini olurmuş gibi, haddini aşıp birilerini Kürtlerle eşitleyerek “din kardeşim” diyor.
Oysa, dinin dibacesi, yani temeli vicdandır. Din tüm yaratıkları, bu arada insan evladı sedası, dilini de Tanrının eseri, dolayısıyla doknulmaz bilir. Onu yok saymaz, Fethullah Gülen’in deyimiyle kökünü kurutmaya çıkmaz, Allah’ın yaratığıdır diye esirger, besler.
Dindar geçinip, dine göre tanrı yaratığı varlığı katle kalkışmak, dinden çıkmaktır ki, bu durumda, bunlar dindar değil, din pazarlayan sahtekarlar, dolandırıcılardır. Yer yüzünde dili yasaklayan, ona cevaz veren herhangi bir din yoktur. Bir ülkeyi zulüm altında tutma, halkını düşman ilan etmenin de hiç bir dinde yeri yoktur.
Kürdistan kadını, erkeği, çocuğuyla tek başına bu vahşetle savaşıyor. Esir düşmüş çocukları, Türk zindanlarında yapabilecekleri tek şeyi yapıp, hayatlarını ortaya koyarak direniyorlar. Bir değil, on, yirmi, yüz tane de değil, binlercesi, açık grevinde. Varsa vicdan seslerini duyurmak için, açlıkta iki ayı doldurmak üzereler.
Haydar Işık’ın deyimiyle Hitler’in esirleri gibi güçsüz, mecalsiz, ama gözleriyle zafere gülümseyerek yan yana yatıyorlar.
Fakat, onlar zafere inanıyorlar. Zalimin yenileceğine dair umut, dahası inançları kavi. Çünkü, yer yüzünde insan onurunun yenilgisiz, zulmün de asla paidar olmadığını biliyorlar. Onurun evrensel tarihinin yanında ve Kürdistan’ın özel tarihi de bunu yazıyor.
Onlar, tarih sahnesine çıkarken Kürtlerin var olmadığına karar vermiş, dillerini de yasaklamışlardı. Nobel ödülü de alan Britanyalı yazar Harold Pinter, Kürt diline reva soykırımı “Dağ Dili” adındaki oynuyla dünyaya anlatmıştı, birileri utanır umuduyla.
Ama ne gezer!..
Kürdistan’ın çocukları, onları kovmak için, ordulaşıp dağlara çıktıktan sonra, yere türkürdüklerini yalayıp, Kürtler ve kendilerine has dillerinin varlığını kabul ettiler. Ama kadim dille eğitim hala esir.
Kürdistan’ın çocukları, Türk zindanlarında açlık grevine yatarak dilimin üstündeki kirli ayağını kaldır diyorlar. Onlar, Kürdistan’ın onur savaşçıları. Tek silahları hayatları. Onunla savaşıyorlar. Düşseler de yarın Kürdistan onur abideleri onlar, yasakçı ise bütün benzerleri gibi lanetli…
Bu arada Türk aydın ve entelektüellerinin büyük bir bölümü babaları, dedelerinin yolunda. Vicdanları geçimliktir, onların. Vicdanlarını satarken, dişleri kinle sıkılı…
Türk’ün tarih sahnesine çıkışı TC iledir. Bu gün üçüncü kuşak iş başındadır. Üç kuşağın da eli Kürt kanıyla kirli.
Bugüne kadar hiç bir Türk kendi eserleri, babaları ve dedelerinin döktüğü Kürt kanı, yaptığı soygun nedeniyle özür dilemedi. İki istisna Çetin Altan ve oğlu Ahmet Altan’dır.
Oysa babalar ve dedelerinin özel tarihi utançla doludur, bunların.
Kimileri ise günümüzde hala zalimin arabasında, faşistin yanında, onunla aynı çıkar çanağına kaşık sallamada, fakat öbür yandan da, Ali Bayramoğlu misali kurnazlık sularını “insanlık da, ona ruh veren vicdan da bende” diye kulaç atmada…
Oysa ortalıkta yağma malı, iki yüzlülüğe ise hiç yer yok.
AKP’nin dolayısıyla, devletin trenine binecek, duraklarda muhafuz duracak, savunma mevzilerinde yatacak, sonra da “insanlık bende” diyeceksin. Kasımpaşalı deyimiyle bu namarayı yemezler, azizim!..
AKP’nin savunma kalemlerinden Ali Bayramoğlu, Kürt liderlerden Sırrı Sakık’ın saldırgan Türk ırkçılarına “Kürtler, yok edip sürdüğünüz Ermeni ve Yahudilerden değildir” diye çıkışmasını, ne ilgisi, hangi bağı, bağlantısı varsa Ermenilere hakaret gibi gösterip, bunun üzerinden Kürtleri, kendince besleyen efendilerinden afferin alma adına... Kurnaza bak sen, sanki Ermeni soykırımında Kürtler devletmiş, Kürdistan’da vur emrini veren, onları ordularının önüne katıp, silip süpüren yine onlar gibi yapıyor, okuyana “ah seni omurgasız amip, seni” dedirtiyordu.
Açlık ve Ali Bayramoğlu