Adalet Bakanlığı, AİHM önünde görülmekte olan Cemil Kırbayır davasına verdiği savunmada; olayın insanlığa karşı suç olduğu gerçeğini çarpıtmak, 31 yıllık inkar ve 6 yıllık görevi kötüye kullanmayı ve devletin katillere giydirdiği cezasızlık zırhını perdelemek için çamura yatmakla kalmamış, içinde debelenmiş resmen. 

Hatırlanacağı üzere Cemil Kırbayır 13 Eylül 1980 günü göz altına alınmış, işkence altında sorgulanmış, ancak sonrasında “emniyetten firar etti” denilmiş ve olay kapatılmıştı. Dile kolay, tam 31 yıl firar etti demiş başka şey dememiş devlet, inkar etmiş suçunu ama çuvallamış sonunda. 2011 yılında kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporunda, işkence edilerek öldürüldüğü ve cesedinin yakılarak yok edildiği tespitine yer verilmiş. Katil polislerin isimleri de yine komisyon raporunda mevcut. Komisyon, tespitleri üzerine Kars Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda da bulunmuş ancak aradan geçen 6 yıllık sürede ne dava açıldı ne de etkin soruşturma adına yargısal bir faaliyet var.

Bakanlık savunmasında öne çıkarılan argümanlardan biri; “Bu tekil olayın, darbe rejiminin toplumun bir kesimine karşı devlet politikası çerçevesinde olduğuna dair bir bulgu yoktur” tespiti. Yaklaşık 15 yıl içinde 17.500 faili meçhul, 940 gözaltında kayıp, toplu mezarlarda 3 bin 240 insan; neredeyse tamamı kimlik değerlerini özgürleştirmek isteyen Kürtler ve sosyalizm için mücadele eden devrimciler; tamamının katili belli ama devlet tarafından cezasızlık zırhıyla korunuyor; ama Adalet Bakanlığına göre bu bir devlet politikası değil, üstelik tekil olay. Bu savunmayı hazırlayan bakanlık görevlilerinin tekil ile çoğulu ayıracak bilgileri vardır eminim, ancak halkı aptal yerine koyabileceklerini sanacak kadar akli melekelerini kaybetmişler belli ki. 

Bakanlık savunmasında 2005 yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınan insanlığa karşı suç tanımından da söz etmiş ancak yasaların geri yürütülemeyeceğini söyleyerek; Cemil Kırbayır olayı “yasa çıkmadan önceki tarihte olmuştur, insanlığa karşı suç olarak yargılanamaz” demiş. Olayın yaşama hakkı ve işkence yasağının ihlalini içermesi nedeniyle suç tarihine bakmaksızın AİHM’nin esastan inceleyebileceği yönündeki bilgiler göz ardı edilmekle kalmamış, Cemil Kırbayır dosyasının da zamanaşımına uğratılarak kapatılmasına kılıf hazırlanmış.

Kaldı ki bugüne kadar çok defa ve en son Şubat 2015 tarihinde, soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımının işlemeyeceği kuralının yasadan evvel işlenmiş suçlara da genişletilmesi yönünde sunulan yasa teklifleri olduğu ancak bu tekliflerin iktidarın oyları ile görüşülmeden reddedildiği de herkesin malumu.  

Bırakalım yeni yasanın eski tarihe yürümemesinin sonuçlarını, TCK’nın insanlığa karşı suçlar başlıklı 77. maddesi 12 yıldır yürürlükte olmasına rağmen yargı pratiğinin olmaması bu düzenlemenin de vitrin için yapıldığına yeterli kanıt zaten. 

Yani ortada yasasını bile uygulamayan bir devlet var. İşkence suçunun uzun yıllar boyunca kötü muamele ya da görevi ihmal olarak yargılama konusu edilmesi gibi, insanlığa karşı suçlar için de yasada düzenleme olmasına rağmen; kasten adam öldürme, kötü muamele, görevi ihmal olarak yargıya yansıtılmaya devam ediliyor.

Bakanlık savunmasında, devletin tutumu konusunda bildiğimizin dışında hiçbir şey yok. Ama aymazlıkta bir adım ileri gidip Berfo annenin ölümü ile davanın takipsiz kaldığını ve esastan incelemeye alınmadan düşmesi gerektiğini söylemiş. Kardeşleri, akrabaları ve onlar olmasa bile insan hakları savunucuları bu davanın mağduru ve dahi tarafı oysa. Ve son katil de cezalandırılana kadar ellerimiz katillerin ve onları koruyanların yakasında olacak, katiller bunu böyle bile!