AKP ve paralel devletin 4 yıl altı ay rehin aldığı seçilmiş milletvekilleri Faysal Sarıyıldız, Gülser Yıldırım, Kemal Aktaş, İbrahim Ayhan ve Selma Irmak bırakılmalarının daha bir haftası dolmadan bugün Roboskî’de olacaklar.

Roboskî’de olacaklar çünkü Serhat’ın ve 34 insanın katilleri Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybedilmek isteniyor. Roboskî’de olacaklar çünkü 34 genç ve çocuğu alanlardan hesap sormak ve 34 genç ve çocuğun katillerinin Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmaması için.
Milletvekilleri Roboskî’li ailelere taziyelerini bildirecek ve askeri savcılığın 6 Ocak tarihli katliamla ilgili başlattığı soruşturma da “takipsizlik kararı”ndaki adaletsizliği vurgulayacaklar.
Askeri savcılığın takipsizlik kararını askeri vesayetin hala var olması ile ilişkilendirmek doğrusu var olan sömürgeci hukukun gizlenmesidir. “Bu karar askeri vesayetin sonucudur” diyenlere sormak isterim hani vesayet rejimi bitti demiştiniz. Sivil savcılık bu karar öncesinde Roboskî katliamı hakkında soruşturma yapmadı mı? Yaptı. Ne dedi savcılık “bu benim görev alanımda değil” dedi ve dosyayı genelkurmay askeri savcılığına gönderdi. Roboskî katillerini yargılamayan mahkemeler binlerce Kürt siyasetçiyi cezaevinde tutuyor. Bu neden böyle? Çünkü bu hukuk ırkçıdır, ayrımcıdır. Türkiye’de hukuk etnik, dini ve ya cinsiyet kimliğine göre uygulanıyor.
Bir yandan barış görüşmeleri yapacaksın öbür yandan Rojava’da katliam yapan çetelere her gün silah taşıyacaksın. Bir yandan çalan, yolsuzluk yapan bakan çocuklarına, hükümetinin yakın kişilerine operasyon yapıp onları gözaltına aldı diye savcıları ve emniyet müdürlerini görevden alacaksın öbür yandan Roboskî’de 34 genci-çocuğu katledenleri aklayan savcı ve mahkemelere dokunmayacaksın, hatta onları koruyacaksın. Sonra da çıkıp ‘işte biz barış ortamı sağladık, demokratikleşme adımları attık’ diyeceksin. Erdoğan Roboskî katliamının hemen ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i tebrik etti.
Askeri savcılığın kararı bir gerçeği daha ifşa etti. Ne diyor?  “Bombalama kararını uygulayan şüpheliler Bakanlar Kurulu kararları, Genel Kurmay Başkanlığının emri ve Meclis Genel Kurulunun aldığı kararları uyguladı.” Savcılık bombalamanın bizzat Necden Özel tarafından verildiğini söylüyor. Dolayısıyla bu kararın altında Meclis’in de, Hükümetin de, Genel Kurmay’ın da imzası vardır.
Erdoğan düne kadar ‘militan yargıyı bitirdik’ dedi; “seçkinlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü” dedi; ‘çeteleri, darbecileri yargıladık, derin devleti bitirdik’ dedi; ‘bizim hükümetimizde kimse evinden alınıp kaybedilmedi’ dedi; ‘Barış ortamını tesis ettik Kürt sorununu çözüyoruz’ dedi; ‘bölgesel güç olduk, dünya devleti oluyoruz’ dedi. Peki Lice’de karakol inşaatlarına karşı sivil barışçıl gösteri yapanların üzerine ateş açanlar, Yüksekova’da barışçıl gösteri yapanların üzerine ateş açanlar ve Roboskî’de Kürt çocuk ve gençleri üzerine bomba yağdıranlar AKP Hükümetinin son iki yılında yaşanmadı mı? Peki bu katliamları yapanlar yargı önüne çıkarıldı mı, cezalandırıldı mı? Hayır. Başbakan katliam mağdurlarının ailelerinden bir özrü çok gördü. Hükümet kınama gereği bile duymadı. Bu sömürge hukuku ve zihniyeti değil mi?
Başbakan katliamla ilgili bir grup toplantısında “Roboskî olayı Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmaz” demişti.
Askeri savcılık katliamla ilgili yaptığı soruşturmada “kusur yoktur” dediğinde doğru diyor. Çünkü hakikaten her açıdan kusursuz bir katliam! Baksanıza 35 insan öldükleriyle kaldı. Ne yargı önüne çıkarılan oldu ne de cezalandırılan.
 “Yolsuzluk ve dolandırıcılık” operasyonu için, Ergenekon için “kumpas” deyip Roboskî katliamı karşısında sessiz kalanlar acaba Roboskî’de Kürtlere mi kumpas kurdular?
Kimse kusura bakmasın ama bu sömürgeci hukuk ile, Erdoğan’ın otoriter zihniyeti ile Kürt sorunu çözülmez.
Açıktır ki bu yapılanlar bir sömürgecilik hukukunun neticesidir ve bu hukuk hükümsüzdür!