İngiltere Gündemi
İngiliz ve Türk polisi arasında bazı mukayeseler yaptığım geçen haftalara ait bir yazım, bazı okurlar tarafından İngiliz polisini övdüğüm gerekçesiyle eleştirilmişti. Halbuki yazıda ki temel amacım İngiliz polis teşkilatını övmek değil; Türk polis teşkilatını yermekti. Mukayese yapmak illa ki bir tarafı onaylamak anlamına gelmez. Fikir beyanını netleştirmek için mukayeseye sıkça başvurulur. Zati genel anlamda polis güçlerine sempati duymama imkan yok ki herhangi bir ülkenin polis teşkilatını destekleyebileyim. Bu inançsız birinin Museviliği İslamiyet’e tercih etmesine benzer. Nereden baksan çelişkili bir tutuma işaret eder. Daha önce de belirtmiştim. Polisler sistemin koruyucularıdır. Ancak bazı ülkelerde gerçek hukuk ve demokrasi gereği bazı mekanizmalar bu koruyucuların görevlerini kısıtlar. Yani sistem koruyucusu olan polisler bazı ülkelerde ehl-i keyif davranmaz, davranamaz, haddini bilir. Türk polis teşkilatının aksine. Bazı ülkelerde ki topluluklar yapılan haksızlığa ve hukuksuzluğa katlanamaz, sesini çıkarır, sokaklara çıkar. Türk toplumunun aksine. Örnek mi vereyim?
Geçtiğimiz hafta Londra Emniyet Müdürlüğü, 2009 yılında Londra’da G20 protestoları sırasında öldürülen Ian Tomlinson’un ailesinden resmen özür diledi ve aileye tazminat ödemeyi kabul etti. 47 yaşındaki Tomlinson, coplandıktan sonra bayılmış ve iç kanamadan hayatını kaybetmişti. Tomlinson’un ölümünün ardından Polis memuru cinayetten yargılanırken Londra Emniyet Müdürlüğü medya ve basın yayınları dahil birçok kişi ve grup tarafından yaylım ateşine tabi tutuldu. Emniyetin açıklamasında polis memurlarının “aşırı ve kanundışı güç” kullandıklarını kabul edip kayıp yakınlarından özür dilediler. Londra polisinin daha önce de karıştığı yargısız infaz ve cinayetler her daim hatırlatıldı. Unutulmasına izin verilmedi.
Bu Londra Emniyet Müdürlüğü’nün doğasında hümanizmin ve adaletin olduğu anlamına gelmiyor. Bu İngiliz toplumunun geçmişte verdiği mücadeleler ve seçimle getirilen hükümetlere yapılan baskılar sonucunda oluşturulan bazı mekanizmaların emniyet müdürlükleri üzerinde denetim sağladıkları anlamına geliyor. Bu İngiliz polislerin uluorta yerde adam öldürmelerini engelleyen yasaların ve yaptırım gücünün olduğunu anlamına geliyor.
İngiltere’nin göçmenler politikasını, dış siyasetini, liberal ekonomi sistemini veyahut Kürtlere karşıt Türk devleti ile çıkarcı politikalarını eleştirebiliriz. Fazlasıyla eleştiriyoruz da. Ama yiğidi öldür hakkını yeme derler. İngiltere’de bir polis, vatandaş olsun olmasın bir kişiyi öldürdüğünde yer yerinden sarsılır. Medya günlerce bu olaydan bahseder. Sivil toplum örgütleri, polis teşkilatını ve ilgili devlet kurumlarını sertçe eleştirir. The Times diye en çok satan gazetelerden biri ise Londra Emniyet Müdürlüğünü İngiltere’nin en geri ve köhne kalmış kurumu diye başyazı yayınlar (Bknz: The Times, Mayıs 2011). Sadece muhalif parti vekilleri değil, hükümetteki vekillerden de mutlaka onlarcası bu durumu kabullenemez ve buu vukuatı meclise taşır. Halk sokağa çıkar.
Yani Roboskî katliamı akabinde medya haberi halka taşısaydı; tüm sivil toplum örgütleri elbirliğiyle halkın desteğini alarak bu olayı kınasaydı; Hürriyet ve Sabah gibi merkeziyetçi basın yayınları haberi yazsalardı bırakalım hükümet parti vekillerini CHP ve MHP vekilleri bile hükümete adaletin yerini bulması için baskı yapsaydı, Gezi Parkı protestoları esnasında yaşanan kayıplar yaşanmayacaktı. Uğur Kaymaz ve babasının hunharca öldürüşüne ses çıkarılsaydı Ceylan Önkol cinayeti yaşanmayacaktı. Ceylan Önkol cinayetine ses çıkarılsaydı Roboskî diye bir katliamdan bugün bahsetmiyor olacaktık.
Yani güvenlik ve emniyet konusunda Türkiye ve Kürdistan’da hayat tamam bir kısır döngü. İngiltere’de ise değil. Belki bilmem kaç sene önce öyleydi ama artık bu hususta değil. İngiliz polisi de arada halktan birilerini yaralıyor, öldürüyor ama artık yaptığı yanına kalmıyor. Emniyet müdürlüğü sussa, ilgili kurumlar susmuyor, ilgili kurumlar sussa, halk susmuyor. Türkiye’de ise herkes susuyor! İşte anlatmak istediğim Ses ve Sessizlik arasındaki farktı. Biri adaleti ve diğeri adaletsizliğini doğuruyor. Adalet için ses çıkarmak lazım!