Hukuk ve adalet ahlaktan yoksunluk değil! Hele hele vicdandan el çekmek hiç değildir.
Hukuk ve adaletin, egemen devlet erkinin çıkarlarını savunsa da çirkinleşemeyecek, çiğnenemeyecek çizgileri vardır. İşte o sınırlar aşıldığında hukuk ve adalet deforme olur, çirkinleşir.
Türkiye’de hukuk ve adalet çirkinleşmiş ve deforme olmuştur!
Bunun aynada görüneni cezaevleri ve mahkeme salonlarıdır. Hükümet yandaşı ve “badem bıyıklı” kişiler dışında her kesimden insanlar cezaevlerinde var!
Hukukun üstünlüğünden dem vuran AK Parti’nin hükümet olduğu Türkiye’de bugün 120 bin tutuklu ve hükümlü var. Bunlardan sekiz bini siyasi. Dünyanın hiçbir ülkesinde sekiz bin siyasi tutuklu ve hükümlü yok. 104 tanesi gazeteci, 700’ü öğrenci, 8’i milletvekili ve onlarcası belediye meclis üyesi ve belediye başkanı siyasi nedenlerle cezaevinde.
İnsanlar keyfi bir şekilde cezaevine konuluyor. Cezalandırılıyor. Keyfilik o kadar yaygın ki Türkiye’de bu gün ki iktidara muhalif herkes cezaevine girebilir. Herkes bu korkuyla yaşıyor. “Badem bıyıklı” bir savcı her an hakkınızda yakalama kararı çıkartabilir.
Cezaevlerindeki yaşam şartları çok kötü!
Doluluk kapasitenin iki katı!
Bir süre önce Mardin Cezaevi’nde bulunan BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın görüşüne gittim. Cezaevinde doluluk oranının çok fazla olduğunu on kişilik koğuşlarda kırk kişi kaldıklarını söyledi.
Oradaki keyfilikten ve şartların kötü olmasından şikayet etti.
Hukukta yaşanan adaletsizlik, yargıdaki keyfilik ve cezaevlerindeki kötü muamele nedeniyle cezaevleri birer barut fıçısı!
Urfa Cezaevi’nden Mektup!
Haziran ayında 13 kişinin yanarak öldüğü Urfa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan siyasi tutsakların kamuoyu ile paylaştıkları bir mektubu sizinle paylaşmak istiyorum.
“Bildiğiniz gibi Urfa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yıllardan beri kangrenleşen ve çözüme kavuşturulmayan keyfi ve hukuk dışı uygulamamlar süre gelmektedir. Tutuklu ve hükümlüler adete esir muamelesine tabi tutulmuş ve ne yazık ki tutuklu ve hükümlülerin sesine kimse kulak vermediği için bunun bir sonucu olarak insanlar isyan eder duruma gelmiş ve canlarını ortaya koyarak çeşitli eylemlere vesile olunmuştur.
2010 yılında Erkan Gümüştaş bu keyfi uygulamalara karşı isyan edip bedenini ateşe vermişti. Yine 2011 yılında C-18 odasında kalan siyasi tutsaklar canlarını hiçe sayarak bu uygulamaları protesto etmek için odayı ateşe vermişlerdi. Başta Adalet Bakanlığı ve sorumlu kurumlar bu olaylara ciddiyetle yaklaşıp cezaevi şartlarını düzelteceğini, çözümü tutuklu ve hükümlüleri sürgün etmekte bulmuş ve yüzeysel yaklaşılmıştır.
Her gün uygulamalarını daha da ağırlaştırıp çekilmez hale getiren cezaevi yönetimi tüm görüşme talep ve önerilerimize rağmen birinci müdür Akif Bakal ve infaz kurumu Baş memuru Ali Çakal çeteci bir mantıkla uygulamalarını ağırlaştırarak devam ettirmiştir. İnsan onurunu rencide eden ve yaşamı çekilmez hale getiren bu uygulamalar sonucunda C-15 odasında bulunan 13 gencecik tutsak seslerini duyurabilmek amacıyla koğuşu ateşe vermek suretiyle bir eylem gerçekleştirilmiş ve ne yazık ki canlarından olmuşlardır.
Verilen bütün bedellere rağmen başta Adalet Bakanlığı ve Hükümet sözcüleri olmak üzere buradaki uygulamaları görüp faillerini açığa çıkartmaktan ziyade olayı örtbas edip geçiştirmeye çalışmış ve gerçeği çarpıtmışlardır. Bunun sonucunda cezaevinde olaylar çıkmış ve yıllardır süregelen sorunların ısrarla çözülmemesine tepki gösterilmiştir ve faillerin açığa alınıp yargılanması istenmiştir. Ama her ne hikmetse olaydan birinci derecede sorumlu olan birinci müdür Akif Bakal ve infaz koruma Baş Memuru Ali Çakmak sorumluluklarından dolayı soruşturulmak yerine ikisi de Samsun’a ve aynı cezaevine terfi edilircesine aynı şekilde görevlendirilmeye gidilmiştir. Her ne hikmetse yerlerine göreve gelen birinci ve ikinci müdürler eski müdür olan Akif Bakal’ın köylüsü ve arkadaşıdır. Yeni gelen birinci ve ikinci müdür geçmiş uygulamalardan daha beter uygulamaları sürdürmektedirler.
Gelir gelmez cezaevindeki kadın tutsakları kaba bir şekilde zor uygulayarak yerlerde sürükleyerek şahsi enşyalarını bile almalarına izin vermeden sürgün edilmişlerdir. Olayın üzerinden bir aya yakın bir süre geçmesine rağmen başta cezaevinin birinci müdürü olmak üzere cezaevi yönetimi taleplerimize kulak vermemekte ve keyfi uygulamalarına devam etmektedir.
Buna karşın 9 gündür ortaya koyduğumuz demokratik eylemliklerimizi sorunlarımız çözülmediği takdirde arttırarak devam ettireceğiz. Bu anlamda cezaevinde var olan gergin atmosfer her an istenilmeyen olaylara zemin sunmaktadır. Bu nedenle duyarlılık sahibi bütün şahsiyet ve kurumların sorunlarımıza kulak vermesini istiyor ve kamuoyuyla paylaşmasını bekliyoruz.”
(URFA CEZAEVİNDE BULUNAN SİYASİ TUTSAKLAR)
Cezaevlerinden gelen neredeyse her mektup benzer şikayetler yazıyor!
Adaletin aynası cezaevleri!