Tarih boyunca toplumlar her zaman birbirleriyle ilişki içinde olmuşlardır. Hiçbir toplum kendi başına ve içe kapanık olarak yaşayamaz. Toplumlar geliştikçe, nüfus arttıkça ve ihtiyaçlar fazlalaştıkça karşılıklı ilişkiler de artış göstermiştir. Toplumların, halkların, devletlerin, örgütlerin, kurumların birbirleriyle kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal gibi çok yönlü ilişkileri vardır. Bu ilişkilerin tümüne dış ilişkiler denmekle beraber, diplomasi daha çok devletlerarası siyasal ilişkiler olarak bilinmektedir.  

Kürdistan’ın uluslararası anlaşmalar sonucu dörde bölünmüşlüğü, jeo-stratejik konumu, bölgedeki yerüstü ve yeraltı zenginlik kaynaklarına olan uluslararası ilgi gözönüne alındığında, Kürtler adına hareket eden kurumların her şeyden çok dış ilişki alanına önem vermesi gerekir.  

Dış ilişki alanı, halk olarak yetersiz olduğumuz bir alandır. Yeterli bir bilinç ve tecrübeden yoksunluk hep kendisini göstermiştir. Hiçbir statüsü olmayan ve tanınmayan bir halkı ve hareketi Ortadoğu gibi bir bölgede kalıcı kılmak ve ilişkilerle gelişiminin önünü açmak kolay olmamıştır. Bu bilinçli ve uzun vadeli diplomasi hedefi, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan tarafından 1980'li yılların başında başarıldığına da şahit olduk. Bu çabaları devam ettirme ve her alana hak ettiği şekilde yayma çalışmaları konusunda kurum ve kadroların halen eksiklikleri görülmektedir. Bu açıdan bu alana daha fazla önem vermek, var olanı daha iyi işletmek, örgütlemek ve kavratmak görevi, özellikle inşa görevlerinin tartışıldığı bu dönemde daha fazla öne çıkmaktadır. 


Yeni dengelerde Kürt diplomasisi

Ortadoğu’da yaşanan sıcak mücadele ortamına zamanında ve yerinde müdahalelerde bulunan Özgürlük Hareketi, hem uluslararası sistemin siyasetini belirlemede hem de sistem karşıtı güç ve hareketlerin alternatif siyaset alanlarını oluşturmada büyük olanaklar elde etmiştir. Özellikle çok yönlü çıkarları DAİŞ olarak kendisini ifade eden gericilik karşısında tehlikeyi gören güçler, yoğun bir biçimde çeşitli Kürt diplomatik temsilcilikleriyle ilişki kurma gereği duymuşlardır. Keza kapitalist sistemin genişlemesine ve derinlemesine kendi sınırlarına ulaşmasından sonra sayıları iyice artan çok farklı sistem karşıtı hareket de, Özgürlük Hareketi'nin birikim ve deneyimlerinden yararlanmak istemişlerdir. Öyle ki Kürtler, bir zamanlar Bolşeviklerin Dünya Devrimci Hareketinin model öncü gücü olması gibi bir rol üstlenebilir duruma gelmiştir. Dünyanın her bölgesinde mücadele yürüten anarşistlerden, çevrecilere, marksistlerden feministlere kadar birçok güç Kürtlerin deneyimlerinden yararlanarak, kendilerini yeniden üretme arayışlarına girmiştir. 

Bölge ve ülkedeki gelişmeler, biz Kürtlerin tam bir devrim sürecinde olduğunu göstermektedir. Bundan dolayıdır ki gelişmelere zamanında ve yerinde cevap vererek başarı elde etmek artık kaçınılmazdır. İşte böylesi devrim süreçlerine çözüm perspektifi ve halkların ortak yaşam projesi ile yaklaşmak önemli olmaktadır. 

Diplomasi çalışması da, bu gerçeğe göre stratejik ve taktik müttefiklerini netleştirip hayata geçirmekle karşı karşıyadır. Diplomasinin de sürecin temel perspektifi olan inşa görevlerine göre olması, yine örgütlülük, kamuoyunu bilgilendirme ve etkili lobi çalışmasına dayanması gerekiyor. Aşağıda ayrıntılarına değineceğimiz dönemin diplomasisi kendisini halk diplomasisi, lobi, enformasyon, sivil toplum ve sistem dışı güçlerle ilişkilere göre yeniden ele almalıdır. Yine Kürdistan'ın her parçasına yönelik özgün diplomasi perspektifinin netleştirilmesi ve yürütülmesi gerekmektedir.


Demokratik konfederalizm sürecinde diplomasi çalışmaları  

Demokratik konfederalizm diplomasisinin karakteri, amacı ve hedefleri, bilinen klasik diplomasiden farklı olacaktır. Her şeyden önce klasik devlet ya da devletlerarası diplomasi tarzı yeterince sonuç vermemektedir. Direkt halklar arası ortak yaşam ve dayanışmanın güçlendirilmesinin esas alındığı diplomasi daha fazla sonuç almaktadır. Bu bir nevi halk diplomasisi olmaktadır. 

Kürt özgürlük mücadelesinin geldiği düzey, dış ilişki sahası için altın değerinde imkan ve olanaklar yaratmıştır. Bunun en başında Kürtler artık sadece sorunu görünür kılma mücadelesi vermemekte, çözüm alternatifi, güçlü olan bir öncü güce dönüşmektedir. Özellikle son yıllarda gitgide yaşamsallaşan demokratik konfederalizm projesi, ciddi bir alternatif olarak dikkate alınmasına ve salt Kürtler için değil bölgedeki bütün halklar için bir can simidi rolü oynamasına, Kürtlere karşı sömürgeci devletler tarafından oluşturulan haksız negatif algının kırılmasına meydan vermiştir. Bu, farklı kesimlerle ilişkilenme olanağı, üst diplomasiden tutalım, stratejik dostluk ilişkilere kadar geniş çalışma alanı sunmaktadır. Kürtler sadece destek bekleyen bir pozisyonda değil, farklı halklar ve hareketlerle ortaklaşarak, bu düşünceleri evrenselleştirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Daha da değişik örneklerle de dile getirebileceğimiz bu avantajlı konumumuzu dar, içe kapalı bir duruş ile karşılamamız mümkün değildir. 

Avrupa’daki kitlemiz bugün belli bir bilinç, kültür ve örgütlenme düzeyine ulaşmış, yaygın ve yoğun bir gençlik potansiyeline, okuyan, aydın ve emekçi yurtsever gücüne sahiptir. Bu oldukça önemli bir potansiyel ve avantaj teşkil etmektedir. Onbinlerce yetenekli Kürt genci bulunmaktadır. Ayrıca uzun bir zamandan beri bu alanda yaşayan, belli bir çevre edinmiş, meslek sahibi, saygınlığı olan kesimler de vardır. Bu ciddi bir potansiyel ve olanaktır. Bütün bu birikim ve potansiyele doğru ulaşılır ve örgütlendirilirse, diplomasi çalışmalarına büyük katkı sağlar. Kürt aydın ve gençliğini bilinçlendirerek teşvik etmek, özgürlük mücadelesine karşı aidiyet ve sorumluluk bilincini geliştirmek, diplomaside yeni bir hamle anlamına gelecektir. Global ölçekte etkisi olan Kürdistan özgürlük mücadelesi içinde ve kurumlarında diplomasi yürütenlerin ulusal bilinç, tarihsel ve entellektüel donanım, politik öngörü ve örgütsel reflekslerin çok daha güçlü olması gerekir. Kapitalist modernitenin merkezinde, liberalizmin hayatın her alanına ve tüm ilişkilere etkisini en ağır bir şekilde hissettirdiği bir yerde, inançlı ve kararlı duruş, ideolojik olarak güçlü bir temsiliyet gerekmektedir. 



Halk diplomasisi

Statüsüz bir halk olmak zordur ve onun zorluklarını halen de yaşıyoruz. Bununla beraber devletsiz ve statüsüz halklar içerisinde en büyük mücadele ve en güçlü bir örgütlenme ve organizesine sahip olduğumuz da bir gerçektir. Bunun beraberinde yarattığı olanaklar ve avantajlar da elbette küçümsenmeyecek bir düzeydedir. 

Geçmiş diplomatik çalışmaların pratik tecrübesinden de hareketle diplomasiyi sadece devletlerle ilişkilenme ile sınırlandırmanın doğru olmadığı ve istenilen sonucu vermediği görülmüştür. Toplumsalcı paradigmaya göre yeni dönem diplomasinin esas olarak topluma dayandırılması, daha doğrusu toplumsal diplomasinin geliştirilmesi gerekmektedir. Artık salt merkezler ve bürolar üzeri çalışma yerine, daha çok yerelde bizzat halkın kendisinin dış ilişki faaliyetine alınması esas alınmalıdır. Buna katılımcı diplomasi de denilebilir. 

Bu alanda başarılı olmak için de Avrupa'da diplomatik çalışma yürüten kurum ve kuruluşların, özellikle devletsiz halkların haklı ve meşru mücadelelerine, katkı ve dayanışma anlamında eylem ve etkinliklerine ilgi ve katılım göstermesi gerekir. Avrupa topluluklarının hemen hemen tüm kesimleriyle yoğun ve yaygın bir ilişkiyi hedeflemek esastır. Özellikle sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, çevrecilerin, değişik hümaniter kesimlerin, kadın hareketlerinin ve daha birçok çevrenin mücadelemize ilgisi ve duyarlılığı arttırılabilir. Bilinmelidir ki siyasi, diplomatik veya kitlesel eylemliliklere dostlardan yüzlerin ve binlerin katılması, muhatap devletlerin üzerinde büyük bir baskı oluşturacağı gibi mücadelenin sesinin daha geniş kesimlere ulaşmasına da yardımcı olacaktır. Şüphesiz bütün bunlar devletlerle, parlamentolarla, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler vb. ile ilişkilenmemek, diplomasi yapmamak, gündemlerine girmemek, etkilememek, değişik düzeylerde dostlar ve çevreler edinmemek anlamına gelmez. Elbette bu çalışmalar da önemlidir ve geliştirilmelidir. Fakat diplomasinin belirtildiği gibi esasen toplumsallık üzerinden gelişmesi gerektiğini bir kez daha belirtelim. 


Amaç ve hedefler

Dış ilişkilerde amaç, karşıt güçlerin dezenformasyonlarını kırarak, halkımızı ve mücadelesini dünya kamuoyuna tüm gerçekliğiyle tanıtmak, kamuoyunu olumlu etkilemek ve daha fazla dost edinmektir. Tabii ki bununla beraber ilgili devletlerin negatif yaklaşımlarını aşarak, Kürtlere olan yaklaşımlarını pozitife çevirmek ve çözüm yönünde tavır almalarını sağlamaktır. 

Esas alınması gereken konular tanıtım, uzun vadeli dost edinme, ortaklıklar oluşturma, temel çelişkilere Önderlik paradigmasıyla verilen perspektifi yayma, küresel demokrasi çalışması yapma ve lobiye dayalı halk diplomasisidir. Başta Demokratik Toplum Merkezlerimizin bulunduğu tüm alanlarda dostluk komiteleri veya ortak platformlar oluşturulmasının yanısıra ülke ve uluslararası kurumlar içinde de Kürt dostluk gruplarının oluşturulması hedeflenmelidir.

Avrupa'da diplomasinin bir ayağı da dışarı ile ülke içindeki kurumları ilişkilendirme ve dostluk girişimlerini çeşitlendirip güçlendirmektir. Bu çerçevede legal parti, belediyeler, ülkedeki kadın kurumları ve ülkedeki sivil toplum kuruluşlarının dışarıdaki dengi kurumlarla tanıştırmak, karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmek ve dostluklarını geliştirmek gerekir. 

Demokratik Toplum Merkezleri çalışmalarında, sırf ülke ekseninde Kürt sorunun çözümü pozisyonu ile sınırlı kalmamak, göçmen grubu olarak diğer konularda da benzeri alternatif ve perspektifler geliştirmek, hem farkımızı ortaya koymak hem de ortak temsil zeminini yaratmak açısından önemlidir. Diğer bir hususta kurumlarımızın Kürtler adına söz söyleyen ve danışılan muhatap durumuna gelmeleri, gündemde olan önemli konularda Kürt bakış açısını oluşturarak kamuoyuna mal etmeleri önemlidir.

Faaliyetlerimize ve etkinliklerimize yabancıların ve diğer göçmen toplulukların yeterince katılmadığı bir gerçektir. Bu büyük ölçüde bizim eksik çalışma tarzımızdan kaynaklanmaktadır. Biz kendi çalışmalarımızda gereğinden fazla içe kapanık olarak çalışıyoruz. Başkalarının yaptığı faaliyet ve etkinliklere ya hiç katılmıyor ya da çok az katılıyoruz. Bu durumda kendi kendimizi izole etmiş oluyoruz. Bu tıkanıklığı aşmak için kendi dışımızdaki faaliyet ve etkinliklere gücümüz oranında katılım göstermek önemlidir. Bu durumda onların da bizim etkinliklerimize daha fazla katılmalarını sağlayabiliriz.

Kürtlerle aynı durumda olan halklar ve hareketler de vardır. Benzer hareketlerle ilişkilenmek, tanımak, tecrübelerimizi paylaşmak ve ortak platformlar oluşturmak önemlidir. Kürtler daima bu tür uluslararası ilişki ve dayanışmayı önemsemiştir ve önemsemeye devam etmektedir. Bu çerçevede böyle hareketleri bulmak, ilişkilenmek ve gerekli girişimleri yapmak gerekir.