Musa Ağırman, “Mahsum Korkmaz (Egît) arkadaşı tanımasaydım belki de böylesi onurlu bir yaşamım olmazdı. Şehadet haberini duyduğum o anki duygularımı ifade etmem mümkün değil” diyor. İlginç bir yaşamı var Musa Ağırman’ın...
1954’te Hezêx’in Güriza Köyü’nde dünyaya gelen Musa Ağırman, daha çocukken babasını kaybeder. Ailesi, Ağırman’a babasının anısını yaşatmak için babasının ismi olan Musa ismini takmış.

Aslen Bazîdli
Aslen Bazîdli (Doğubeyazıt) olduklarını söyleyen Musa Ağırman, Alikan aşiretine mensup olduğunu dile getiriyor. Amcası ve annesinin evliliğinden altı kardeşi olduğunu anlatan Musa Ağırman üvey babası Üzeyir’in de Cehennem deresinde suda boğularak yaşamını yitiriyor. 1974 yılında evlenen Musa Ağırman, iki sene kaçak yaşadıktan sonra askerliğe zorla gönderilir. Tezkereden sonra memleketine geri dönen Ağırman, Hasan Cebelek ve Usivê Ser Spi adıyla bilinen kişilerin aracılığı ile PKK ile tanışır. Cebelek’in gerillaya milislik yaptığını da söyleyen Ağırman, Cebelek’in yardımıyla kaçak yollardan Lübnan’a gider. Kızıltepe’de sayıları 12’yi bulan bir grupla Suriye’ye geçtiklerini dile getiren Ağırman, bu insanların PKK için gittiklerinden haberi olmadığını belirtiyor.
Dönem Filistin ile İsrail savaşının olduğu dönemdir. Bekaa’dan ayrılan Ağırman, Baelbek kentine gider. Cilvegözü Sınır Kapısı yakınlarında askerler tarafından tutuklanan Ağırman, İsrail’e karşı savaştığı iddiasıyla 16 gün işkence ve hakaretlere maruz kalır. 
Daha sonra Ağırman çalışmak için Kayseri’ye gider. Beraber çalıştığı Siirt nufusuna kayıtlı Hakim adında birisinin, saklaması için kendisine birikmiş altınları verdiğini dile getiren Ağırman, kendisininde bu altınları çok güvendiği Şırnak’lı bir aileye teslim eder. Ağırman, 15 gün sonra gittiklerinde ev sahibinin altınları alarak kaçtığını öğrenir ve bu kişinin izini takip etmek için arkadaşıyla beraber tekrar Hezêx’e döner. Adamın Gabbar’ın Ewên û Bênate mıntıkasında olduğunu duyan Ağırman, Hasan Cebelek’le beraber adamı yakalar.
O esnada bir grup silahlı kişinin bir derenin kenarında ateş yaktıklarını belirten Ağırman, gruptan üç kişinin yanlarına gelip kendileriyle tanıştıklarını sözlerine ekliyor. “Gelen kısa tıknaz boylu arkadaş bana Hezêx’in durumunu sordu. Hezêx’in civar köylerindeki bütün muhtarları tanıyordu” diyen Ağırman, kendisiyle konuşanlardan birinin Mahsum Korkmaz olduğunu ve O’nun altınları çalan adama bağırdığını vurguluyor.

Çok gizli hareketlilik
Pasaportunu çıkardıktan sonra tekrar Suriye’ye gitmek isteyen Ağırman’ın pasaportuna kırmızı çizgi çekilerek tekrar geri gönderilir. Türk devletine karşı kini ve öfkesi büyüyen Musa Ağırman, o anda bu hareketin bir parçası olmak için kendisine söz verir. “Suriye tarafından gelen erzak ve mühimmatı dağlarda hazırladığımız sığınaklara götürüyorduk” diyen Ağırman, Hasan Cebelek’le beraber illegal yollardan defalarca Suriye’ye gittiklerini dile getiriyor.
Farkında olmadan PKK hareketinin milisi olduğuna işaret eden Ağırman, 1984’ün yazında çok gizli bir hareketliliğin olduğunu belirtiyor. “Gelen silahları saklıyor, sığınak kazıyorduk diyen Ağırman, Eruh ve Şemdinli’nin basılmasından haberi olmadığını belirtiyor. Ağırman, bölgedeki bütün militanların bir anda ortadan kaybolduğunu hatırlatıyor sonrasında da Eruh ve Şemdinli baskınlarının gerçekleştiğini sözlerine ekliyor.
Eruh ve Şemdinli’deki baskından sonra yurtdışına çıkma isteği olumlu karşılanan Ağırman, tekrar Bekaa’ya giderek sebze halinde çalışan işçiler arasında dili döndüğünce örgütlenme yapar. 1985’in Newrozu’nu Bekaa’da bir sinemada kutlarken tekrar Mahsum Korkmaz’la (Egît) karşılaştığını belirten Ağırman karşılama anını şöyle belirtiyor: “Mahsum Korkmaz ismi gibi gerçekten korkusuzdu. Her an her yerde karşınıza çıkabilirdi. Yanında Amedli bir arkadaş olan Hayri arkadaşla beraber yanımıza gelince beni hemen tanıdı. Bir insanda hafıza bu kadar mı müthiş olur? diye kendi kendime hayret etmiştim. Sakallı ve üzerinde askeri bir elbise vardı. Yanındaki arkadaşa benimle nasıl tanıştığını gülerek anlattı. Hayri arkadaş daha sonra Serhat bölgesinde donarak şehit düştüğünde onun anısını yaşatmak için onun adını aldım. Egît arkadaşın tavırlarından, duruşundan ve mütevaziliğinden etkilenmemek mümkün değildi. Bir devrimcide var olması gereken tüm özellikler onda mevcuttu. Bu davranış ve hareketlerinden sonra profesyonel anlamda partiye katılma kararımı verdim.

Üretimin içinde yer aldım
1986’da Üçüncü Kongre’nin ardından Bekaa’da askeri eğitime alındık. Kampın ismi daha Mahsum Korkmaz Akademisi değildi. Profesyonel kadro olmamıza rağmen üretimin içindeydik. Çok zor yıllardı. Herşeye gereksinim vardı. Üretimden çıkıp ülkeye gitme istemim hep erteleniyordu. Bu da beni çok zorluyordu. Önderlik beni yanına çağırarak üretimin de bu devrimin bir parçası olduğunu belirterek sabırlı olmamı ve emeğimi hiçbir zaman küçümsememi istedi. Önderlik Hayri yaptığın işin ne kutsal olduğunu bilmiyorsun diyerek beni eleştiriyordu. Ülkeye gidersen eşinin çocuğunun hasretine dayanamazsın yanlarına gidersin bu da senin imhana yol açar. Bu yaklaşıma anlam veremiyordum. 1988’in sonunda Bekaa’dan Şam’a gönderildim. Partinin mühimmat ihtiyacını karşılıyordum. Arapçam olduğu için fazla zorlanmıyordum. Herşeye ihtiyaç vardı o yıllarda. Körfez Savaşı’na kadar Şam’da kaldım. Ülkeye gitme istemim bir kez daha rededildiği için cephe faaliyetleri için Qamişlo’ya gönderildim. 58 arkadaşla halkın arasına faaliyet yürütüyorduk.
Önderliğin Güneybatı halkı içerisinde çok büyük bir saygınlığı vardı. Burada iki sene kaldıktan sonra tekrar Şam’a ordan da tekrar Lübnan sahasına gittim. 1993’ün Mart ayında nihayet bana ülke yolu görünmüştü. Bir grup arkadaşla Derika Hemko alanından Gabbar’a doğru yola çıktım. 1993-1995’te Gabar’daydım. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Egît arkadaşın kurduğu ilişkiler ve emek bize yol gösteriyordu diyebilirim. Bagok, Mava, Beytüşşebab, Çirav, Siirt, Eruh, Botan-Behdinan bölgesinde gerillalık yapmadığım yer kalmadı. 1995’te başlatılan Çelik Operasyonu’nu Haftani’nde karşıladık. 1996 kışına doğru Lübnan’a gönderildim. 1997’de gittiğim Beyrut’a Mehmet Ali Taş adlı arkadaşımla beraber yakalandım. Arkadaşım Türkiye’ye teslim edildi. Beyrut Türk Konsolosluğu’nda çalışan insanlar tarafından defalarca ajanlık dayatmalarına maruz kaldım. İki sene tutuklu kaldıktan sonra Beyrut’u hemen terk etmem koşuluyla serbest bırakıldım. Çıkar çıkmaz hemen Qamişlo’ya giderek arkadaşlarla irtibata girdim. Zaten ondan kısa bir süre sonra Önderlik Şam’dan ayrıldı. Hafız Esad’ın ölümünden sonra yeni bir düzenlemeyle Maxmur İltica Kampı’na gönderildim. Duvar ustası olduğum için Maxmur’un inşaatında çalıştım. Maxmur’da bulunan birçok evde emeğim vardır. Yeri geldi bu davanın duvar ustası olduk, yeri geldi savaşçısı olduk. Bu davada hizmetin büyüğü küçüğü yoktur. Daha sonra Avrupa sahasına çıktım.
Mahsum Korkmaz (Egît) arkadaşı tanımasaydım belkide böylesi onurlu bir yaşamım olmazdı. Şehadet haberini duyduğumda o anki duygularımı ifade etmem mümkün değil. Önderliğin ve arkadaşların ciddi emek ve çabaları olmasaydı kendime bir zarar verebilirdim. Yurtsever olmamda, devrimci olmamda en büyük emek Egît arkadaşındır diyebilirim. Evet o anlatıldığı kadar cesur ve kahraman bir insandı. Korkusuzdu. Yaşadığım sürece onu hep kendime komutan olarak bileceğim. O benim komutanım ben onun askeri olacağım.”


M ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG