
Yüsra Sukaya, 8 Mart günü öldürüldü. Dünyanın dört bir yanında kadınlar, eril zihniyetin şiddetine karşı alanlara çıkmışken. 31 yaşındaki Yüsra, biraz daha yaşamak için çırpınmış ama yalnız kaldığı için başaramamıştı. Peki Yüsra'nın şiddet gördüğü ve bundan kurtulmak için sürekli arayış içinde olduğu bilinmesine rağmen neden kurtarılamadı? Suçlu sadece onu öldüren Mehmet Sukaya mı? Bu soruların cevabını aramak için Düsseldorf kentinde giderek, Kürdistanlılar ve kurumlarla görüştük. Kürdistan'da yaşanan savaştan zorunlu göçe, göçmenlerin yaşadığı zorlu yaşamdan zorunlu evliliğe kadar birçok toplumsal sorun önümüze çıkıyor. Mehmet Sukaya, yalnız başına planlayıp işledi bu cinayeti. Ama onun arkasında toplumun en küçük birimine kadar sirayet etmiş, devletlerden en küçük idari birimine kadar kendini örgütlemiş bir sistem var. Yüsra'nın ölümünde, içinde yaşadığı devletten polis gücüne, kurumlardan aileye, yakınındaki kişiler dek dayanan bir sorumluluk zinciri var.
Nasıl evlendirildiler?
Mehmet Sukaya, yazıldığı gibi Mûş'ta tanınan bir ailenin çocuğu. Babası Mehmed Emin Sukaya, 90'lı yıllarda JİTEM tarafından katledilir. Yüsra da aynı aileden, amca çocukları. Sukaya ailesinin dini geçmişleri, tanınmışlıkları var. Zira Yüsra da 'sol taraf ya da kolaylık' demek Arapça'da, Kuran'ın kimi surelerinde geçtiği için kız ismi olarak da kullanılıyor.
Akrabaları olan Mele Şafi'nin verdiği bilgiye göre Yüsra ile Mehmet'in aileleri, akrabalıklarını pekiştirmek için çocuklarını evlendirirler. Yüsra'nın öncesinde arkadaşlarına anlattığına göre 'dağa çıkmaması için' zorla evlendirildi. Akrabaları Mele Şafi ise, ailelerin istemiyle evlendirildiklerini ancak ikisinin de bu evliliğe karşı çıkmadıklarını belirtiyor. Mehmet ile Yüsra evlendirildikten sonra 1999 ya da 2000 yılında Almanya'ya yerleşirler. Burada üç çocukları olur. Yüsra'ya yönelik şiddetin ne zaman başladığını bilen yok. Ancak sorunun çevreye yansıması bile uzun bir süre 3-4 yılı buluyor. Aldığımız bilgilere göre ikisi de son yıllarda psikolojik tedavi görüyordu. Sukaya, çokça tanınmasına rağmen Yüsra için 'zavallı biriydi, sessizdi' vb. deniyor sadece.
Ciddiye alınmadı
Konuştuğum herkes her kadın cinayetinde olduğu gibi Mehmet Sukaya'nın psikolojik sorunlarından, eşine yönelik 'kıskançlık' paranoyalarından bahsetti. Mehmet Sukaya, Yüsra hakkında sürekli dedikodu yaparak, başkalarıyla ilişkisi olduğunu, hatta kendisine şiddet uyguladığını dahi söyler. Yüsra, gördüğü şiddetten dolayı birçok defa polise başvurur, bir süre Mehmet Sukaya'ya evden uzaklaştırma verilir. Olay birçok defa polise yansıtılır ama ailelerin araya girmesiyle her defasında biraraya getirilirler. Yani Düsseldorf'taki Kürdistanlıların çoğunluğu bu şiddetten haberdardır. Kentte yaşayan ve aileyi tanıyan Kürdistanlılarla konuştuğumuzda, aslında Yüsra'nın bu şiddete karşı uzun zaman direndiğini, bu cendereden kurtulmak için çeşitli yollara başvurduğunu görüyoruz. Ama ne gittiği polis, ne Kürt kurumları ne de ailesi Yüsra'yı bu cendereden alıp çekemedi. Cinayetten sonra kentte araştırma yapan gazeteci Halime Kurt da, cinayetin önlenebileceğini belirterek, "Ciddiye alınsaydı ve zamana yayılmasaydı önlenebilirdi. Adam yıllarca bu cinayetin zeminini oluşturmuş. Şiddet o kadar basitleştirilmiş ki kimse ciddiye almaz olmuş. Kavgaları sıradan hale getirilmiş. Oysa bu şiddeti herkes biliyor. Ama 'Mehmet'tir, delidir, bir şey olmaz' denmiş" diyor.
Önce ruhunu öldürdü
Kurt, ailenin rolüne de dikkat çekiyor: "İkinci sorun da aile. Bu şiddet hep gizlenmiş. Yurtseverlik, Kürtlük ve dini yönlerden dolayı şiddetin dışarı yansımaması için üzeri örtülmüş. Tüm bunların yükü baskı olarak kadına yöneltilmiş."Kurt, Yüsra'nın arkadaşları ve son günlerinde görüştüğü birçok kişi ile konuşmuş. Bir arkadaşının "Mehmet, Yüsra'yı fiziki olarak öldürmeden önce ruhsal olarak öldürmüştü" sözüne dikkat çekiyor. Kurt'un verdiği bilgilere göre Yüsra önceki yıllarda bu şiddetten kurtulmak için çokça çaba harcamış. Polise gitmiş, kurumlara başvurmuş. Sorunu çözülmeyince son zamanlarda evden pek çıkmamış, toplumdan izole edilmiş. Devamını şöyle anlatıyor Kurt: "Mehmet Sukaya'yı herkes tanır ama Yüsra'yı pek tanımıyorlar. Son yıllarda çevreyle ilişkisi de sınırlanmış. Zaten dil de bilmiyormuş fazla. Arkadaşları, çaresizlik içinde olduğunu, fiziki olarak da çöktüğünü anlatıyor. 'Nereye gidersem gideyim beni bulur' diyormuş. Çaresizce sonunu beklemiş adeta. Bu da intiharın bir başka boyutu."
Planlı bir cinayet
İşte böyle bir atmosfer içinde yalnızlaşan Yüsra, 8 Mart günü Mehmet Sukaya tarafından öldürüldü. Akrabalarının verdiği bilgiye göre ifadesinde "Kavga ettik, amacım öldürmek değildi. Kemerimle korkutmak istedim, bir de baktım ölmüş" dediği belirtiliyor. Ancak Sukaya, 7 Mart günü kendisi ve çocukları için bilet ayarladı. Ardından Yüsra'yı öldürdükten sonra Türkiye'ye kaçtı. Tüm bunlar da Sukaya'nın cinayeti çok planlı işlediğini ortaya koyuyor. Yüsra'nın taziyesi alalacele verilerek, naaşı Kürdistan'a gönderildi. Aile bu durumu kabul etmeyerek, "Naaşını gizlice göndermedik, taziyesini verdik" vb. dese de kadın aktivistler, Kürt kadınları 9 Mart'ta Paris eylemindeyken taziyesinin verildiğini, Yüsra'nın naaşını sahiplenmek için kendilerine zaman bırakılmadığını belirtiyor.
Failler çok yakında
Sonuçta Yüsra da, kadınlara karşı yürütülen ama adı konulmayan bir savaşın kurbanı oldu. Bu savaşın daha karmaşık bir çehresi var. Bu savaşta, karşında açık bir 'düşman' yoktur. Zira failler, bu olayda da gördüğümüz gibi baba, kardeş, eş, sevgili gibi yakınlardır, aile bireyleridir, 'seven'lerdir. Aynı evi, ömrü paylaştığın insanlardır. Bu durum, savaşın adının konulmasını, mücadelenin yürütülmesini de zorlaştırır. Yüsra ilk değil di son da olmayacak.
Bu sadece kadın sorunu değil...
Gazeteci Halime Kurt, yaptığı araştırmalardan çıkardığı sonuçları ile çözüm için yapılması gerekenleri de bizimle paylaşıyor: "Bu ciddi bir toplumsal sorundur, sadece kadın sorunu değil. Göçmenlerin Avrupa'da yaşadığı sosyal, psikolojik, ekonomik sorunlar var, bunların üzerine gidilmeli. İnsanlar ilişkileri kopuyor, sistem içinde boğulma yaşanıyor. Öncelikle kadınların söylediklerini ciddiye almak gerekiyor. Bu kente de Kürt kadınlarının örgütlü bir yapısı, kurumlar var. Kadınların konuşup paylaşabileceği ortamlar yaratılmalı. Kadınlara çaresizlik duygusunu yenmesi için çözümler yaratılmalı. Çünkü erkek 'nereye gidersen git sonunda bana geleceksin' duygusu yaratıyor. Kadını çaresiz olmadığına ortamı yaratarak inandırmak gerek. Sonrasında çözüm süreci de takip edilmeli."
Yarın: Düsseldorf Kürt Halk Meclisi üyeleri ile yapılan röportaj.
N. DENİZ BİLGİN