Bir yıl önce bugünlerde Kobanê güneyinde kalan köylerin ve stratejik Tişrîn barajının kurtarılması amacıyla başlatılan hamleyi izlemek amacıyla Fırat kıyısındaydım.
“Fırat’ın batısına geçmeyecekler”, “Kırmızı Çizgimiz” sözleri eşliğinde yoğun bir biçimde tartışma konusu olan hamle 23 Aralık günü başlamış, dördüncü gününde, yani 27 Aralık’ta Kobanê güneyi ve Tişrîn barajı arasındaki 60 kilometre karelik alandaki onlarca köy özgürleştirilmişti.
DAİŞ işgali altındaki iki stratejik kent olan Minbic ve Rakka arasındaki ilişkiyi kesmek, ikmal ve intikal yollarını darbelemek amacıyla düzenlenen hamle 30 Aralık’ta Tişrîn barajı üzerinde yapılan bir basın açıklamasıyla sonlandırılmıştı.
O günlerde yoğun bir şekilde “Sıra Rakka’da mı?” sorusuna yanıt aranıyordu. Tıpkı Girê Spî hamlesi ardından yapıldığı gibi “DAİŞ darbe aldı, devam edip Rakka’ya ilerlemek gerekir” telkinleri yapılsa da QSD komuta gücü çeşitli gerekçelerle Rakka operasyonunun daha sonraya ertelenmesi gerektiğini ikna etmeye çalışıyordu.
DAİŞ’in Rojava ve Kuzey Suriye’deki etkinliğinin halen güçlü olması bu gerekçelerin başında geliyordu. Önemli bir destek kapısı olan Türkiye’yle sınır bağları halen güçlüydü ve Minbic hem Afrin hem Kobanê için halen ciddi bir tehditti. Şedadê, QSD’nin merkezi konumundaki Hasekê’ye yönelik saldırıların düzenlendiği temel üs konumundaydı. Eyn Îsa bölgesi ise Cizîr ve Kobanê kantonları arasındaki bağlantıyı kesmek için DAİŞ’in saldırı düzenlediği önemli bir alandı.
2016 yılı başında Habur’un Gazabı ismiyle Şedadê’nin, ardı sıra Şehit Elîn ve Cûdî ismiyle Kezwan dağı güney ve batısının özgürleştirildiği hamleler DAİŞ’i sahada biraz daha soyutlamıştı. Mayıs ayı sonunda düzenlenen ve yaklaşık iki buçuk ay süren Minbic hamlesiyle de ciddi anlamda darbe almıştı.
Darbe alan DAİŞ’e yönelik yaklaşım Minbic hamlesi ardından değişiklik arz etmişti. ‘Öküz yere düşünce kasaplar çoğalır’ atasözünde olduğu gibi zayıflamış DAİŞ’e karşı bıçaklar bilenmiş, korkunç DAİŞ efsanesini yürüttüğü iki yıllık direnişle alt üst eden YPG/QSD çizgisine saldırılar ciddi bir şekilde artmıştı. Bu saldırıların öncülüğünü yürüten Türk devletinin Cerablus işgali bugünlerde DAİŞ’le Bab kıyısındaki bir danışıklı dövüşe evrilmiş olsa da esas hedefinin kantonların birleşmesini engellemek ve Minbic’in işgal edilmesi olduğu açıkça dillendiriliyor.
TC saldırılarının yoğunlaştığı diğer bir nokta da Rakka hamlesiydi. YPG’nin temelini oluşturduğu QSD’nin Rakka’nın özgürleştirilmesi hamlesinde yer almaması için yoğun çaba sarfeden TC’nin planları boşa çıkmış gibi görünüyor. İkinci aşaması 10 Aralık günü başlayan hamle başarıyla devam ediyor.
Fırat’ın Gazabı hamlesi bu anlamıyla sadece DAİŞ’e vurulan bir darbe değil, aynı zamanda Suriye ve Rojava’yı istikrarsızlaştırmak için uzun süredir cihatçı çetelere ve DAİŞ’e destek veren TC’nin bölgedeki etkinliğini zayıflatmanın da adı oluyor. Her ne kadar şu anda çok açık bir destek verilmiyor ve siyasi olarak tanınmıyor olsa da QSD çizgisinin Rakka’nın özgürleştirilmesiyle birlikte daha da etkinlik kazanacağı tartışılıyor. Suriye’nin geleceğinin dışardan müdahalelerle değil, kendi öz dinamikleriyle belirleneceği bir sürece adım adım ilerliyoruz.
Yeni bir 27 Aralık gününde QSD güçleri yine önemli bir aşamaya ulaşmış durumda. Geçen sene bugünlerde Tişrîn barajını özgürleştiren QSD güçleri artan etkinliği ve askeri gücüyle bu sefer Tabka barajı kıyılarında. Rakka’ya giden yolda Tabka barajının alınması DAİŞ açısından stratejik bir darbe olacaktır. Her ne kadar olumsuz hava koşulları hamlenin ilerlemesinde kısmi bir aksaklık yaratsa da yılsonuna varmadan Tabka barajının QSD güçlerince özgürleştirilmesine kesin gözüyle bakılıyor.