Koçer Özdal öldü. Yaşı 65’ti. Cezaevinde ağır kanser hastası olmasına rağmen devlet tedavisi için ortalama bir hukuk devletinin yapması gerekeni yapmadı ve Koçer Özdal öldü. Son günlerinde götürüldüğü hastanede bile hasta yatağında elleri kelepçeliydi.

Bizim gazete dün bu haberin başlığını "Düşman hukuku uygulanıyor" diye yazmıştı.

Gerçekten öyle…

Her devletin kendine özgü spesifik yargısı, hukuku ve adalet sistemi vardır ve tümünde "suçlu" ve "düşman" kavramının yerleri ayrıdır, yani "suçlu" ayrı "düşman" ayrı bir kategoridir ve "düşman" statüsü sadece devletler arası savaşlarda esir alınan askerler veya diğer silahlı faaliyet sahipleri için kullanılır.    

Demokratik ceza sistemlerinde "devlete karşı suç işleyenler" diğer kategorilerdeki "suç sahipleri"nin tabi tutulduğu çerçevede "suçlu"durlar ve yazılı ceza sistemleri neyi öngörüyorsa aynı uygulamayı görürler.

Ancak radikal ve faşist devletlerde ceza uygulama sistemi "suçlular" arasında uçurum farkıyla uygulanır. "Devlete karşı siyasi suç işleyenler" "düşman" diğerleri "suçlu" kategorisindedir.

Yalnız yanlış anlaşılmasın; silahlı veya silahsız şekilde devlet bankalarını soyan ya da devletin farklı kurumlarına veya devlet adamlarına -siyasal neden dışı- kast edenler değil, sadece siyasi nedenlerle silahlı veya silahsız olarak "devlete karşı suç işleyenler" bu kategoridedir.

Yani bu devletlerde "siyasi suçlular", "düşman" kategorisindedir.   

Çok daha gerilerdeki Aristo ve Cicero’nun bu konudaki tartışma ve önermelerini bir yana bırakırsak, günümüzdeki en belirgin önerme Alman Hukuk Profesörü Günther Jakobs’a aittir.

Uzun zamandır hukuk dünyasında tartışılan bu öneri -bildiğim kadarıyla- herhangi bir devletin yazılı yasalarına girmiş değil.

Ancak Türkiye pratikte Jakobs’un önerisini uyguluyor.

Sadece ceza uygulama sisteminde de değil, "suç işleme öncesi", yargı süreci ve ceza uygulama süreci de dahil tüm hukuk ve yargı alanında Jakobs’un "Düşman Ceza Hukuku" önerisini uygulanıyor.

Birkaç örnek vereyim…

Mesela Türkiye’deki "önleyici tutuklama" diye bilinen madde, Jakobs’un "ceza güncel zarardan önce gelir, zarar doğmadan zanlıyı cezalandırmak şarttır" maddesinin aynısıdır. "Düşmana verilecek ceza orantısız ve aşırı yüksek olmalıdır" maddesi de özellikle Kürt siyasilere verilen cezalardan bellidir. Daha da vahimi; "Düşmanın gelecekteki eylemleri öngörülerek ceza verilmelidir" diyor Jakobs ve Türkiye’deki siyasi dava hakimlerinin kanaat kullanımı hep bu yöndedir, avukatlar bilir.

Keza "Düşmanın avukat görüşünün sınırlandırılması, dışarıyla ilişki kurmasının engellenmesi" gibi bir yığın daha maddenin aynısını Türkiye uyguluyor ki bunlardan en vahimi hasta olan siyasi tutuklulara "düşman ceza hukuku"nun uygulanmasıdır.

Gidilsin araştırılsın; mesela hangi adli tutuklu veya hükümlünün sağlık sorunu siyasilerle aynı muameleye tabi tutuluyor?

Bir örnek bile bulamazsınız.

Çünkü adliler "suçlu", siyasiler "düşman"dır Türkiye’de.

***

Cezaevlerinde hayatını kaybeden tüm tutsakları, son iki yılda hayatını kaybedenlerin şahsında, isimlerini buraya yazarak saygıyla anıyorum.

Nesrin Gençosman, Zeki Güven, İbrahim Halil Özyavuz, Halime Gülsu, Cemal Gürer, İsmail Arslan, Hüseyin Sarı, Sefer Çağlar, Ahmet İncir, Celal Şeker, Abdullah Gulle, Murat Saat, Abdurrahman Şen, Ahmet Kalaycı, Yılmaz Duruk, Cengiz Ünver, Mehmet Oğur, Ali Yamuç, Emre İregör, Hamza Kaçmaz, Ahmet Gürbüz, Ahmet Tatar, Azat Alp, Sinan Coşar, Ahmad Ebustef, Mehmet Yıldızbakan, Ali Özer, Kenan Öner, Arap Ali Yardımcı, Ulaş Yurdakul.