Her afet, başımıza iki defa bela oluyor. Korku filmi gibi. Her taşın altından iki müteahhit ve müteahhit-gofret hükümeti çıkıyor. Bin bir engellemelere rağmen, insanların kendi evlerini, barınma hakkını inşa etmesinin, ne yazık ki eksik biçimi gecekondular bazen afet’den hasar gördüğünde vatandaşlar dere yatağına ev yapmayın diye buyuranların, TOKİ’lerin, iskambil kulelerinden biri çöktü. Samsun’da TOKİ konutlarını su bastı. Bodrum katında yaşayan ailelerden sekiz kişi yaşamını yitirdi. Apartman severlerin kulakları çınlasın, güzel isimli izolasyon cezaevleri, TOKİ konutları seri cinayetleri, her biçimde devam edecek.
Bu seri cinayetlerin sorumlusu sadece TOKİ konutları da değil. Zincirleme suç ortaklığı ile işlendi ve işlenmeye devam edecek. Bu suçun planlayıcısı ve teşvik eden, öncelikle Karadeniz otoyoludur. Bütün Karadeniz’in tümden dengesini bozabilecek her açıdan yanlış böyle bir proje, birazcık mantıklı kapitalist devletlerde bile inşa edilemezdi. Çin seddi gibi bütün Karadeniz kıyılarını çevreleyen, sınırlayan, kıyıları yok eden, su akışını doğal yollarını tamamen ortadan kaldıran, hemen hemen bütün Karadeniz’e akan nehirleri bir kanalizasyon akıntısına dönüştüren bu otoyol, daha önce yine yaptığı gibi bu sel baskının ilk faillerinden biridir.
Katil otoyolu çevreleyen TOKi ve TOKİ taklidi neoliberal kent müsveddeleri yine bu cinayetin aslı faili ve ortağıdır. Her yağmur bir risktir artık Karadeniz kıyılarında. Geçmişin bereketi yağmur, bugünün tetikçisi halini aldı. Yağmur ne yapsın? Hani hayat bilgisi derslerinde okuduğumuz yağmur yağar, topraktan buharlaşır bulut olur yine yağar tekerlemesini bile bozdu bunlar. Yağmur yağabilecek bir toprak parçası bulamıyor. Etrafınıza bir bakın; Ne kadar toprak görebileceksiniz yağmurun yağabileceği komik peyzaj müteahhitlerine terk edilmiş sınırlanmış, rafine edilmiş çocuk parklarının ve henüz işgal edilmeye başlanmamış mezarlıklar dışında?
Yazının başında demiştim ya her afet başımıza iki-üç defa bela oluyor diye. Hemen bu noktada yeniden mütahitler devreye girecektir ve müteahhit- gofret hükümeti. Taşan nehiri terbiye etmekten söz edecekler ve üzerine bir kaç daha HES planı ekleyeceklerdir. Ölümlerden ölüm beğen. Bu yapılanları bir gün gerçekten halk yargılamaya kalktığında ki bu olacak o zaman nerelere kaçacak sorumluları, sorumlu yamakları...
Müteselsil-zincirleme cinayet, en son 8 insanı öldürdü. Şimdi yine bir kaç mütahit, bir kaç imza sahibi yargılanıp, geçilip gidilecek. İşte bu yüzden ‘Ekolojik demokrasi’ talebi sadece Kürt hareketi için değil, Karadeniz için, bütün Türkiye için olmazsa olmaz, vazgeçilmez bir taleptir. Büyük bir şaşkınlık içinde, hepimizin gözü önünde vuku bulan barış tiyatrosunu izlerken, başbakana ‘sen yaparsın abi’ diyip, gaz vererek, barışın olabileceğini zannedenlere küçük bir gönderme ile afet yazısını bitirmek istiyorum. Barış sadece meşru taleplerin, geniş kabulü ile ve aşağıdan inşa edilebilir. Bu nedenle barış, ‘ekolojik demokrasi’den, eşitlik ve adalet taleplerinden vazgeçme ile değil, bu taleplerin bütün Türkiye’de yaygın ve güçlü hale dönüştüğünde gerçekleşebilecektir. Yoksa boğulup kalacağız kokmuş karanlıklarında...
Afetler ve yasaları