Ekoloji ve enerji kaynakları -2-


Dünyadaki enerji kaynaklarının bilinçsiz kullanımıı, ekosistemi hergeçen gün daha fazla tahrip ediyor. İnsanlık üretim ilişkilerini geliştirirken, yeni enerji kaynaklarını da kullanıma sokmuştur. Bu enerji kaynaklarını doğayla barışık bir yaşamdan çok, kâr esasına göre kullandığından dolayı doğadaki sağlıklı yaşam alanlarını gittikçe daraltmıştır. Üretim ilişkilerinin gelişim sürecinde kullanıma sokulan enerji türleri, üretim araçlarının yaratmış olduğu sonuçlar ve alternatiflerini irdelemeye devam ediyoruz.

Termik santraller

Termik santraller katı, sıvı ya da gaz halindeki fosil yakıtların kimyasal enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürüldüğü elektrik santralleridir. Termik santraller, fuel-oil, taşkömürü linyit, motorin, jeotermal ve doğal gaz türde enerji kaynağı kullanmaktadır. Afşin Termik santralinin sonuçları ele alındığında bu gibi enerji üreticilerinin nasıl ölüm saçtığı görülecektir.

Afşin- Elbistan Termik Santrali

Afşin- Elbistan’deki termik santralden dolayı bölgedeki insanların yaklaşık yüzde 50’si kanser hastalığıyla mücadele etmekte. Örneğin Çoğuhan Kasabası, Maraş’a bağlı olup Afşin-Elbistan Termik (kömür) Santrali’nin hemen yanında bulunmaktadır. Bu kasabada halkın yarıdan fazlası kanser. Aynı yörede Kabarcık Üzüm ve Dermeson fasulye artık yetişmiyor. Tütün ve şekerpancarı üretiminde verim hızla düşüyor. Santraldan çıkan küller, rüzgar ile birlikte çevreye savuruluyor.
Afşin ilçesine bağlı Alemdar Beldesi Çomudüzü Köyü’nde oturan çiftçi Mehmet Yağcı, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin baca gazı arıtma tesisi olmadan çalışarak arazisine zarar verdiği iddiasıyla dava açtı. Mahkeme Afşin-Elbistan Termik Santrali aleyhine 110 bin lira para cezası vedi. bu karardan sonra artan dava ayısı nerdeyse 400’ü buluyor.

Nükleer enerji

2010 Mayıs itibariyle dünya üzerinde 30 farklı ülkede 438 aktif nükleer santral bulunmakta ve bu santraller dünya elektirik ihtiyacının yüzde 15’ini karşılamaktadırlar. Örneğin Fransa tüm elektiriğinin yüzde 77’sini nükleer enerjiden elde etmektedir. Nükleer enerji kullanımı bakımından Fransa’yı yüzde 65 ile Litvanya izlemektedir. Nükleer santrallerin en korkulan yönü, bir kaza sonrasında çevreyi temizlenemez şekilde kirletme olasılığıdır. Bunun en bilineni Çernobil kazasıdır. Nükleer santrallerinin elli yıla yakın kullanım süresi var. Nükleer santrallerin diğer bir sorunu, enerji üretiminde kullanılan uranyumun binlerce yıl atık olarak geri kalmasıdır. Uranyum, etrafında ciddi tehlike riski oluşturduğu için hükümetlerce yeryüzünün yüzlerce metre altını gömülmektedir. Ancak bu metot bu defa da yeraltı sularının kirlenmesine neden oluyor. Yerin altında kullanılan depoların, kesin güvenirliliği olmaması da cabası...
Bir başka sorunsa uranyum elementinin doğadan çıkarılıp hazır hale getirmesidir. Bu süreç içerisinde büyük alanların toprağı zehirlenmektedir. Türkiye 25 tanesi Karadeniz bölgesinde olmak üzere ülke genelinde 45 adet  santral kurulmasını planlıyor. Dünyada ise önümüzdeki yirmi yıl içinde 450 yeni nükleer enerji santralinin inşa edilmesi öngörülüyor. Sinop Nükleer Karşıtı Platform bu konuda Türkiye’de aktif mücadele veren sivil toplum örgütlerinden biri.

Yenilenebilir Enerjiler

Kürdistan ve Türkiye coğrafi konumu itibarıyla güneş, rüzgar ve jeotermal potasiyeli olarak çok zengin bir ülke konumunda fakat Türk devleti bu zenginliğe rağmen enerji ihtiyacını fosil yakıtlardan karşılıyor. Bu da yetmezmiş gibi birçok kimsenin “alternatif enerji” sağlayıcı olarak dile getirdiği hidroelektirik santrallerinin yüzlercesini yapmaya ve nükleer santraller kurmaya çalışıyor. Dünkü yazımızda belirtildiği gibi HES’lerin ne kadar tahripkar olduğu ortadayken, Türkiye Devleti bunlar yerine güneş, rüzgar ve jeotermal enerjiden yaralanmıyor. Hatta bu yönlü bir politikası bile yok. Dünyada ise başta AB ülkeleri olmak üzere birçok dünya ülkesi, temiz enerji kullanmak için birçok proje başlatmış durumda.
Dünyadaki ekosistemin korunması gerekiyor. Bunun içinde evvela yenilenebilir ve doğal dengeyi bozmayan bir enerji üretiminin olması gerekiyor. Bu anlamda ekosisteme zarar vermeden enerji üretmenin tek yöntemi güneş, rüzgar ve jeotermal enerjiden sağlanan insanların ihtiyacını karşılayacak enerji kaynakları olarak görülüyor.

Jeotermal enerji

Jeotermal enerji hem düşük karbondioksit emisyon oranı ile hava kirliliği yaratmaması ve hem de yenilenebilir olması nedeniyle önemli bir enerji kaynağıdır. Güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları ile kıyaslandığında jeotermal enerji kesintisiz olmasından dolayı avantajlı bir konuma sahip. Türkiye 31 bin 500 Mwt’lik jeotermal potansiyel ile dünyada ilk 10 ülke arasındadır. Bugüne kadar, jeotermal su sıcaklığının 150 derece altında elektrik üretmediği, ancak ısınma, ısıtma ve termal tedavi amaçlı kullanıldığı bilgisinin de, yeni geliştirilen bir teknolojinin artık 98 derecede elektrik üretebildiği belirtiliyor.

Jeotermal enerji uygulamaları

İlk Jeotermal akışlarından, M.Ö 10 binlerde Akdeniz Bölgesi’nde çanak, çömlek, cam, tekstil, krem imalatında yararlanılmış. Daha sonra M.Ö. 1500’lerde Romalılar ve Çinliler doğal jeotermal su kaynaklarını banyo, ısınma ve pişirme amaçlı olarak kullanmışlardır. (Şu anda Çin ve Japonya jeotermal banyo turizmini en iyi yapan ülkeler arasında)
630’da Japon İmparatorluğu’nda kaplıca geleneği yaygınlaştı. 1200’de Jeotermal enerji ile mekan ve su ısıtması yapılabileceği Avrupalılar tarafından keşfedildi. 1322’de Fransa’da köylüler doğal sıcak su ile evlerini ısıtmaya başladı. Türkiye’de 15 bin konut ana kapasiteli İzmir (Balçova) jeotermal merkezi ısıtma sistemi devreye girdi. 2001’de Türkiye’nin jeotermal kurulu ısıtma gücü 493 MWt’e ulaştı. Türkiye böylece jeotermal elektrik dışı uygulamalarda dünyanın 5. büyük ülkesi durumuna geldi. Urfa’daki yaklaşık 250 dönümlük jeotermal seradan Avrupa’ya ihracat yapılmaktadır. Afyon’da yalnızca bir mahallede 4 bin 400 konutun ısınması için kullanılan jeotermal kaynak, bazı otellerin de termal turizm hizmetinde kısmi olarak kullanılmaktadır.

Güneş enerjisi


Güneş enerjisi, bilinen en eski birincil enerji kaynağıdır. Temizdir, yenilenebilir ve dünyamızın her tarafında fazlasıyla mevcuttur. Hemen hemen bütün enerji kaynakları direk veya indirek olarak güneş enerjisinden türemiştir. Güneş enerjisi, güneşten gelen ve dünya atmosferinin dışındaki sabit ve 1370W/m2, yeryüzünde ise 0-110 W/m2 değerleri arasında olan yenilenebilir bir enerjidir. Bu enerji ısıtmadan soğutmaya dek çeşitli ısı uygulamalarında ve elektrik üretiminde kontrollü olarak kullanılabilmektedir. Güneş enerjisi; konutlarda ve iş yerlerinde, kırsal yörelerde ve tarımsal teknolojide, sanayide, ulaşım araçlarında, iletişim araçlarında (radyo, Tv, telefon), sinyalizasyon ve otomasyonda kullanılmaktadır.
Örneğin Renauld otomobil firması, İsrail için Türkiye’de güneş enerjisiyle çalışan arabalar üretmeye başlayacak. Bu gibi otomobili üretmek amacıyla diğer firmalarda çalışmalara başlamış durumdalar. Oysa Türkiye yenilenebilir enerji bakımından avantajlı bir ülke olmasına rağmen bundan yararlanmak yerine, çevreye zarar veren HES’ler yapmakla uğraşıyor. Örneğin EİEİ Genel Müdürlüğü verilerine göre Kürdistan’da yılda en fazla 2993 saatken, en düşük 2664 saattir. Türkiye’de Akdeniz bölgesinde 2956 saatken Karadeniz bölgesinde 1971’dir. Kürdistan ve Türkiye toplamda İTÜ Makina Fakültesi Dekanı Prof.Dr. A. Nilüfer Eğrican’a göre bu rakam 87.5 milyar TEP güneş enerjisi potansiyeline sahip.

Amed Güneş Evi

Güneş Evi’nde 24 adet 162 W’lık panel kullanılmış. Bunların 3 bin 888W yani 3.88 KWh üretim kapasitesi var. Burada üretilen enerji Güneş Evi’nde kullanılıyor. Bir ev kurgusunda tasarlanan Güneş Evi, üretimine karşılık saatte ortalama 1.450 Watt enerji tüketmektedir. Enerjinin depolanması için ise 12 Volt 100 Ah’lik 16 adet kuru tip akü kullanılıyor. Güneş Evi’nin toplam 1600Ah enerji depolama kapasitesi var.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Yöneticisi Gültekin Aydeniz, 200 konuttan oluşan bir Güneş Köyü (Yeni Yaşam Köyü) projelerinin olduğunu söylüyor. Yeterince kaynak olmadığından, projenin gerçekleşmesi için halen kaynak arayışının devam ettiğini belirten Aydeniz, “Yerel yönetimler yasasında imar yönetmeliğinde binalarda kullanılacak enerji türleri şu an için elektrik enerjisini kapsamamakta ve belediyelerin bu yasa ile ilgili herhangi bir değişiklik yapma şansı bulunmamaktadır. Enerji konusunda ve yerel yönetim yasalarında yapılacak değişiklikler bekleniyor. Hükümet bu konuda Avrupa’da uygulanan benzer modelleri uygulayacak” açıklamasında bulunarak yenilenebilir enerjinin kullanılması için yasal düzenlemelere dikkat çekiyor.

Güneş enerjisinden yararlanma

Güneş enerjisinden en çok yararlanan ülke İsrail’dir. İsrail’de son bir kaç yıldır güneşten direk elde edilen enerji akü biçmindeki pillerde depolanarak otomobillerde kullanılmakta. Fransız otomobil şirketi Renauld ise güneş enerjisi depolanmış pille çalışan arabalarını bu yıl Türkiye’de üretmeye başlayacak. Ve bunlar dünyanın bir çok ülkesinde tüketime sunulacak. Türkiye’de üretilmesine rağmen, güneş enerjisi politikası neredeyse yok denecek kadar az olduğundan, şimdilik Türkiye’de alıcı bulamayacak. Örneğin İzlanda’da “Yapay Enerji Adaları“ Okyanus dalgaları yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılıyor bunun haricinde denizdeki sıcaklık farklılıkları yeni bir enerji kaynağı olarak kullanılabilir. “Yapay Enerji Adaları” projesi, rüzgar, dalga ve güneş enerjisi toplamak için tropik bölgeye kurulacak yüzen adalar ile denizin devasa bir enerji kollektörü olarak kullanılmasını kapsıyor. Adalar, Fransız fizikçi Jacques-Arsène d’Arsonval’dan esinlenerek, mimar, mühendis Dominic Michaelis ve oğlu mimar Alex Michaelin tarafından geliştirilmiş.
Abu Dabi Emirliği, çöl üzerinde geleceğin ekolojik kentini inşa ediyor. Yaklaşık 50 bin kişinin yaşayacağı Masdar Şehri’nin altyapısında ve bu kentte inşa edilecek konutlarda çevre dostu en son teknolojiler kullanılacak. Konutların, 2016 yılından itibaren alıcılara sunulması planlanıyor. Şehirdeki binaların, yeşil alanların ve su kaynaklarının aşırı sıcaklardan korunması da akıllıca tasarlanmış bir mimariyle sağlanacak. Ve tüm bunların da yine çevreye zarar veren fosil yakıtlar kullanılmadan yapılması planlanıyor. Masdar’ın en önemli artılarından biriyse tüm elektriğin güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanılarak üretiliyor olması. Üretim fazlası şebeke aracılığıyla diğer şehirlere aktarılabilecek. Ünlü Massachuttes Teknoloji Enstitüsü ile işbirliği içerisinde yapılandırılmaya çalışılan Masdar Şehri’nin, aynı zamanda Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın da ana merkezi olması planlanıyor.

Güneş Nilüferleri

ZM Architecture2’dan Peter Richardson tarafından geliştirilen projede, Glasgow Nehri üzerinde yüzen “Güneş Nilüferleri” aracılığıyla güneş enerjisinin en verimli şekilde toplanması ve toplanan bu enerjiden kentin faydalanması öngörülüyor. “Güneş Nilüferleri” aracılığıyla gün boyunca toplanan bu enerjinin kolaylıkla elektrik enerjisine dönüştürülebileceğini ve şehrin raylı sistemine aktarılarak kullanılabileceğini söyleyen Richardson, böylelikle kentin karbon salınımının da azaltılabileceğini belirtiyor. Öte yandan Sevilla yakınlarında kurulan tesiste 600’den fazla hareketli ayna bulunacak ve elde edilen enerji 15 saat boyunca erimiş tuz molekülerinde depolanabilecek.

Rüzgar enerjisi

Rüzgarın ilk kullanılması 500 yıl önce Mısır’da kayıkların bir sahilden diğerine yüzdürülmesinde kullanılmıştır. İlk tam rüzgar değirmeni MÖ 200 yılında antik Babylon’da inşa edilmiş, bu değirmen bir eksene tutturulmuş pervaneler ile dönüş hareketi üreten bir makinedir.
Rüzgar enerjisi, rüzgar türibinlerinin kullanılacak rüzgardan alınan enerjinin kullanılabilir bir enerji türüne, örneğin elektiriğe dönüştürülmesidir. Rüzgar enerjisinde AB ülkeleri bu konuda çok fazla yol kat ederken, Almanya enerji ihtiyacının yüzde 8’ini Rüzgar enerjisinden sağlıyor. İskoçya, rüzgar, dalga ve akıntılardan yararlanarak yenilenebilir enerji üretimine büyük yatırım yapıyor. Ülke, 2050 yılına kadar Avrupa’nın toplam enerji ihtiyacının yüzde 10’unu tek başına karşılamayı hedefliyor. 2020 yılına kadar dünya, elektrik tüketiminin yüzde 12 miktarını rüzgar enerjisinden karşılamayı hedefliyor.

Biyoyakıt

Biyolojik yakıtlar, biyolojik (ölmüş mikroorganizma, bitki veya hayvan) atıkların, diğer bir ifadeyle karbon kaynaklarının, biyolojik yollarla dönüştürülmesinden elde edilen bütün katı, sıvı ve gaz yakıtlara verilen genel bir isimdir. Bitkiler büyümek için fotosentez yapar ve atık üretirler. Bu atıklar direkt yakıt olarak ya da likit biyoyakıt üretiminde kullanılıyor. Bu atıklardan biyodizel, ethanol ve yakılabilen küspe üretiliyor. Bazı bölgelerde likit biyodizel yakıtların üretimi için mısır, mısır sapı, şeker kamışı üretiliyor. Bunun yanında atık ya da saf bitkisel yağlar; hayvansal yağ ve lipidleri de biyodizel yakıtlara dönüştürülüyor. İnek gübresi gibi katı atıklar, kağıt, şeker üretiminde ve arıtma sistemlerinde açığa çıkan gazlarda biyoyakıt üretiminde kullanılıyor.

Ekolojik bir yaşam için neler yapabiliriz?


Temiz enerji kullanımı tek başına ekolojik sistemi korumaya yeter mi? Tabii ki yetmez. Nedeni ise aslında elde edilen enerjinin neden, nerede ve ne için kulladığına bağlı. Yazımıza başlarken dediğimiz gibi önemli olan bir şey üretilirken tüm safhalarıyla düşünmek. Örneğin güneşten elde edilen enerji bir çimento farikasında veya başka bir fabrikada kullanılıyorsa, bu fabrikalarda çevreye zarar veriyorsa, demek oluyorki temiz enerji tek başına ekolojik sistemi korumaya yetmez. Hatta daha da ileri gidilirse bir fabrikanın ürettiklerini, dolayısıyla insanlar tarafında tüketilenlerin doğaya zarar vermemesini de hesaplamak gerekir. Yani insanların ekolojik bir yaşam modeli geliştirmeleri gerekiyor. Bunu azami düzeye çekebilmeninde bir yolu ise ihtiyaca göre üretim yapmak önemli bir husus. Bir de bunun en önemli unsuru, merkezi hükümetler bunu benimsemeseler de; yerel halkın kendi yaşamları ve kaynakları üzerinde denetim sahibi olması yönünde güçlendirilmesi gerekiyor. Bu konudaki somut çalışmaların daha ciddi ele alınarak değerlendirilmesi önem taşıyor. Bu nedenle kısa dönemde yapılması ön gürdüklerimiz şunlar:
- Enerji tasarrufu için teknik ve metodların geliştirilmeli. Halk
daha tasaruflu enerji kullanmalı.
- İhtiyacın büyümemesi için toplum ona göre şekillendirilmeli. Örneğin toplu taşıma araçlarını yaygınlatırıp, özel araçları sınırlamak gibi.
- Satın alınacak ürün mümkün oldukça yakın bölgelerden gelmeli (taşımacılık çok enerji tüketimine neden olur)
- Sedece bir enerji türüne bağlı kalınmamalı.
- Enerji üretimi merkezi değil, yerele yayılmalı. Her bölge kendi enerjisini üretmeye çalışmalı.
- Hava, su, toprak kirliliği, tehlikeli atıklar gibi çevre kirliliklerinin nedenleri önlenmelidir.
- Enerji üretimi için Çevre Etki Değerlendir(ÇED)’mesi yapılmalı.
- Çevre Örgütleri ve çeşitli sivil toplum örgütleriyle Çevre kanununun yapılması.
- Kısa mesafelere arabayla gitmek yerine, yürümeli.
- Aracın taşıma kapasitesi aşılmamalı.
- Uzun duraklamalarda aracın kontağı kapatılmalı.
- Enerji dostu ampuller kullanılmalı.
- Televizyonlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
- Doğru ışıklandırma kullanılmalı.
- Eşyalar, radyatörleri kapatmayacak şekilde yerleştirilmeli.
- Elektrik tüketimi daha düşük modeller alınmalı.
- Bilgisayarlar bekleme konumunda bırakılmamalı, vb.

BİTTİ


KAYNAKLAR
* http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/ekosistem/index.html
* arkiteracom/bütün dünya
alternatif arayışında
* www.kuresel-isinma.org
* EİEİ Genel Müdürlüğü interner sitesi
* http://www.ovamadokunma.com
* www.hasankeyfgirisimi.com
* www.gunesevi.org
* Küresel Isınmaya Karşı Yeni Reçete - Pazartesi, 21 Aralık 2009 Birgün gazetesi
* Avrupa Birliği ve Türkiye’de Çevrel Koruma Politikaları “Türkiye’nin Avrupa Birliğine uyumu-Ankara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Araştırma Ve Uygulama Merkezi Araştırma Dizisi: 23. Prof.Dr. Recep AKDUR/ Ankara, 2005
*(1), (2), (3), (4), (5) Ercan Ayboğa
* http://www.dw-world.de/dw/article 0,5481449,00.html


ŞAHİN BOZLAR