
Dünyadaki enerji kaynaklarının bilinçsiz
kullanımıı, ekosistemi hergeçen gün daha fazla tahrip ediyor. İnsanlık
üretim ilişkilerini geliştirirken, yeni enerji kaynaklarını da kullanıma
sokmuştur. Bu enerji kaynaklarını doğayla barışık bir yaşamdan çok, kâr
esasına göre kullandığından dolayı doğadaki sağlıklı yaşam alanlarını
gittikçe daraltmıştır. Üretim ilişkilerinin gelişim sürecinde kullanıma
sokulan enerji türleri, üretim araçlarının yaratmış olduğu sonuçlar ve
alternatiflerini irdelemeye devam ediyoruz.
Termik santraller
Termik
santraller katı, sıvı ya da gaz halindeki fosil yakıtların kimyasal
enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürüldüğü elektrik santralleridir.
Termik santraller, fuel-oil, taşkömürü linyit, motorin, jeotermal ve
doğal gaz türde enerji kaynağı kullanmaktadır. Afşin Termik santralinin
sonuçları ele alındığında bu gibi enerji üreticilerinin nasıl ölüm
saçtığı görülecektir.
Afşin- Elbistan Termik Santrali
Afşin-
Elbistan’deki termik santralden dolayı bölgedeki insanların yaklaşık
yüzde 50’si kanser hastalığıyla mücadele etmekte. Örneğin Çoğuhan
Kasabası, Maraş’a bağlı olup Afşin-Elbistan Termik (kömür) Santrali’nin
hemen yanında bulunmaktadır. Bu kasabada halkın yarıdan fazlası kanser.
Aynı yörede Kabarcık Üzüm ve Dermeson fasulye artık yetişmiyor. Tütün ve
şekerpancarı üretiminde verim hızla düşüyor. Santraldan çıkan küller,
rüzgar ile birlikte çevreye savuruluyor.
Afşin ilçesine
bağlı Alemdar Beldesi Çomudüzü Köyü’nde oturan çiftçi Mehmet Yağcı,
Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin baca gazı arıtma tesisi olmadan
çalışarak arazisine zarar verdiği iddiasıyla dava açtı. Mahkeme
Afşin-Elbistan Termik Santrali aleyhine 110 bin lira para cezası vedi.
bu karardan sonra artan dava ayısı nerdeyse 400’ü buluyor.
Nükleer enerji
2010
Mayıs itibariyle dünya üzerinde 30 farklı ülkede 438 aktif nükleer
santral bulunmakta ve bu santraller dünya elektirik ihtiyacının yüzde
15’ini karşılamaktadırlar. Örneğin Fransa tüm elektiriğinin yüzde
77’sini nükleer enerjiden elde etmektedir. Nükleer enerji kullanımı
bakımından Fransa’yı yüzde 65 ile Litvanya izlemektedir. Nükleer
santrallerin en korkulan yönü, bir kaza sonrasında çevreyi temizlenemez
şekilde kirletme olasılığıdır. Bunun en bilineni Çernobil kazasıdır.
Nükleer santrallerinin elli yıla yakın kullanım süresi var. Nükleer
santrallerin diğer bir sorunu, enerji üretiminde kullanılan uranyumun
binlerce yıl atık olarak geri kalmasıdır. Uranyum, etrafında ciddi
tehlike riski oluşturduğu için hükümetlerce yeryüzünün yüzlerce metre
altını gömülmektedir. Ancak bu metot bu defa da yeraltı sularının
kirlenmesine neden oluyor. Yerin altında kullanılan depoların, kesin
güvenirliliği olmaması da cabası...
Bir başka sorunsa
uranyum elementinin doğadan çıkarılıp hazır hale getirmesidir. Bu süreç
içerisinde büyük alanların toprağı zehirlenmektedir. Türkiye 25 tanesi
Karadeniz bölgesinde olmak üzere ülke genelinde 45 adet santral
kurulmasını planlıyor. Dünyada ise önümüzdeki yirmi yıl içinde 450 yeni
nükleer enerji santralinin inşa edilmesi öngörülüyor. Sinop Nükleer
Karşıtı Platform bu konuda Türkiye’de aktif mücadele veren sivil toplum
örgütlerinden biri.
Yenilenebilir Enerjiler
Kürdistan
ve Türkiye coğrafi konumu itibarıyla güneş, rüzgar ve jeotermal
potasiyeli olarak çok zengin bir ülke konumunda fakat Türk devleti bu
zenginliğe rağmen enerji ihtiyacını fosil yakıtlardan karşılıyor. Bu da
yetmezmiş gibi birçok kimsenin “alternatif enerji” sağlayıcı olarak dile
getirdiği hidroelektirik santrallerinin yüzlercesini yapmaya ve nükleer
santraller kurmaya çalışıyor. Dünkü yazımızda belirtildiği gibi
HES’lerin ne kadar tahripkar olduğu ortadayken, Türkiye Devleti bunlar
yerine güneş, rüzgar ve jeotermal enerjiden yaralanmıyor. Hatta bu yönlü
bir politikası bile yok. Dünyada ise başta AB ülkeleri olmak üzere
birçok dünya ülkesi, temiz enerji kullanmak için birçok proje başlatmış
durumda.
Dünyadaki ekosistemin korunması gerekiyor. Bunun
içinde evvela yenilenebilir ve doğal dengeyi bozmayan bir enerji
üretiminin olması gerekiyor. Bu anlamda ekosisteme zarar vermeden enerji
üretmenin tek yöntemi güneş, rüzgar ve jeotermal enerjiden sağlanan
insanların ihtiyacını karşılayacak enerji kaynakları olarak görülüyor.
Jeotermal enerji
Jeotermal
enerji hem düşük karbondioksit emisyon oranı ile hava kirliliği
yaratmaması ve hem de yenilenebilir olması nedeniyle önemli bir enerji
kaynağıdır. Güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları ile
kıyaslandığında jeotermal enerji kesintisiz olmasından dolayı avantajlı
bir konuma sahip. Türkiye 31 bin 500 Mwt’lik jeotermal potansiyel ile
dünyada ilk 10 ülke arasındadır. Bugüne kadar, jeotermal su sıcaklığının
150 derece altında elektrik üretmediği, ancak ısınma, ısıtma ve termal
tedavi amaçlı kullanıldığı bilgisinin de, yeni geliştirilen bir
teknolojinin artık 98 derecede elektrik üretebildiği belirtiliyor.
Jeotermal enerji uygulamaları
İlk
Jeotermal akışlarından, M.Ö 10 binlerde Akdeniz Bölgesi’nde çanak,
çömlek, cam, tekstil, krem imalatında yararlanılmış. Daha sonra M.Ö.
1500’lerde Romalılar ve Çinliler doğal jeotermal su kaynaklarını banyo,
ısınma ve pişirme amaçlı olarak kullanmışlardır. (Şu anda Çin ve Japonya
jeotermal banyo turizmini en iyi yapan ülkeler arasında)
630’da
Japon İmparatorluğu’nda kaplıca geleneği yaygınlaştı. 1200’de Jeotermal
enerji ile mekan ve su ısıtması yapılabileceği Avrupalılar tarafından
keşfedildi. 1322’de Fransa’da köylüler doğal sıcak su ile evlerini
ısıtmaya başladı. Türkiye’de 15 bin konut ana kapasiteli İzmir (Balçova)
jeotermal merkezi ısıtma sistemi devreye girdi. 2001’de Türkiye’nin
jeotermal kurulu ısıtma gücü 493 MWt’e ulaştı. Türkiye böylece jeotermal
elektrik dışı uygulamalarda dünyanın 5. büyük ülkesi durumuna geldi.
Urfa’daki yaklaşık 250 dönümlük jeotermal seradan Avrupa’ya ihracat
yapılmaktadır. Afyon’da yalnızca bir mahallede 4 bin 400 konutun
ısınması için kullanılan jeotermal kaynak, bazı otellerin de termal
turizm hizmetinde kısmi olarak kullanılmaktadır.
Güneş enerjisi
Güneş
enerjisi, bilinen en eski birincil enerji kaynağıdır. Temizdir,
yenilenebilir ve dünyamızın her tarafında fazlasıyla mevcuttur. Hemen
hemen bütün enerji kaynakları direk veya indirek olarak güneş
enerjisinden türemiştir. Güneş enerjisi, güneşten gelen ve dünya
atmosferinin dışındaki sabit ve 1370W/m2, yeryüzünde ise 0-110 W/m2
değerleri arasında olan yenilenebilir bir enerjidir. Bu enerji ısıtmadan
soğutmaya dek çeşitli ısı uygulamalarında ve elektrik üretiminde
kontrollü olarak kullanılabilmektedir. Güneş enerjisi; konutlarda ve iş
yerlerinde, kırsal yörelerde ve tarımsal teknolojide, sanayide, ulaşım
araçlarında, iletişim araçlarında (radyo, Tv, telefon), sinyalizasyon ve
otomasyonda kullanılmaktadır.
Örneğin Renauld otomobil
firması, İsrail için Türkiye’de güneş enerjisiyle çalışan arabalar
üretmeye başlayacak. Bu gibi otomobili üretmek amacıyla diğer firmalarda
çalışmalara başlamış durumdalar. Oysa Türkiye yenilenebilir enerji
bakımından avantajlı bir ülke olmasına rağmen bundan yararlanmak yerine,
çevreye zarar veren HES’ler yapmakla uğraşıyor. Örneğin EİEİ Genel
Müdürlüğü verilerine göre Kürdistan’da yılda en fazla 2993 saatken, en
düşük 2664 saattir. Türkiye’de Akdeniz bölgesinde 2956 saatken Karadeniz
bölgesinde 1971’dir. Kürdistan ve Türkiye toplamda İTÜ Makina Fakültesi
Dekanı Prof.Dr. A. Nilüfer Eğrican’a göre bu rakam 87.5 milyar TEP
güneş enerjisi potansiyeline sahip.
Amed Güneş Evi
Güneş
Evi’nde 24 adet 162 W’lık panel kullanılmış. Bunların 3 bin 888W yani
3.88 KWh üretim kapasitesi var. Burada üretilen enerji Güneş Evi’nde
kullanılıyor. Bir ev kurgusunda tasarlanan Güneş Evi, üretimine karşılık
saatte ortalama 1.450 Watt enerji tüketmektedir. Enerjinin depolanması
için ise 12 Volt 100 Ah’lik 16 adet kuru tip akü kullanılıyor. Güneş
Evi’nin toplam 1600Ah enerji depolama kapasitesi var.
Diyarbakır
Büyükşehir Belediyesi Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Yöneticisi
Gültekin Aydeniz, 200 konuttan oluşan bir Güneş Köyü (Yeni Yaşam Köyü)
projelerinin olduğunu söylüyor. Yeterince kaynak olmadığından, projenin
gerçekleşmesi için halen kaynak arayışının devam ettiğini belirten
Aydeniz, “Yerel yönetimler yasasında imar yönetmeliğinde binalarda
kullanılacak enerji türleri şu an için elektrik enerjisini kapsamamakta
ve belediyelerin bu yasa ile ilgili herhangi bir değişiklik yapma şansı
bulunmamaktadır. Enerji konusunda ve yerel yönetim yasalarında yapılacak
değişiklikler bekleniyor. Hükümet bu konuda Avrupa’da uygulanan benzer
modelleri uygulayacak” açıklamasında bulunarak yenilenebilir enerjinin
kullanılması için yasal düzenlemelere dikkat çekiyor.
Güneş enerjisinden yararlanma
Güneş
enerjisinden en çok yararlanan ülke İsrail’dir. İsrail’de son bir kaç
yıldır güneşten direk elde edilen enerji akü biçmindeki pillerde
depolanarak otomobillerde kullanılmakta. Fransız otomobil şirketi
Renauld ise güneş enerjisi depolanmış pille çalışan arabalarını bu yıl
Türkiye’de üretmeye başlayacak. Ve bunlar dünyanın bir çok ülkesinde
tüketime sunulacak. Türkiye’de üretilmesine rağmen, güneş enerjisi
politikası neredeyse yok denecek kadar az olduğundan, şimdilik
Türkiye’de alıcı bulamayacak. Örneğin İzlanda’da “Yapay Enerji Adaları“
Okyanus dalgaları yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılıyor bunun
haricinde denizdeki sıcaklık farklılıkları yeni bir enerji kaynağı
olarak kullanılabilir. “Yapay Enerji Adaları” projesi, rüzgar, dalga ve
güneş enerjisi toplamak için tropik bölgeye kurulacak yüzen adalar ile
denizin devasa bir enerji kollektörü olarak kullanılmasını kapsıyor.
Adalar, Fransız fizikçi Jacques-Arsène d’Arsonval’dan esinlenerek,
mimar, mühendis Dominic Michaelis ve oğlu mimar Alex Michaelin
tarafından geliştirilmiş.
Abu Dabi Emirliği, çöl üzerinde
geleceğin ekolojik kentini inşa ediyor. Yaklaşık 50 bin kişinin
yaşayacağı Masdar Şehri’nin altyapısında ve bu kentte inşa edilecek
konutlarda çevre dostu en son teknolojiler kullanılacak. Konutların,
2016 yılından itibaren alıcılara sunulması planlanıyor. Şehirdeki
binaların, yeşil alanların ve su kaynaklarının aşırı sıcaklardan
korunması da akıllıca tasarlanmış bir mimariyle sağlanacak. Ve tüm
bunların da yine çevreye zarar veren fosil yakıtlar kullanılmadan
yapılması planlanıyor. Masdar’ın en önemli artılarından biriyse tüm
elektriğin güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanılarak üretiliyor
olması. Üretim fazlası şebeke aracılığıyla diğer şehirlere
aktarılabilecek. Ünlü Massachuttes Teknoloji Enstitüsü ile işbirliği
içerisinde yapılandırılmaya çalışılan Masdar Şehri’nin, aynı zamanda
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın da ana merkezi olması
planlanıyor.
Güneş Nilüferleri
ZM
Architecture2’dan Peter Richardson tarafından geliştirilen projede,
Glasgow Nehri üzerinde yüzen “Güneş Nilüferleri” aracılığıyla güneş
enerjisinin en verimli şekilde toplanması ve toplanan bu enerjiden
kentin faydalanması öngörülüyor. “Güneş Nilüferleri” aracılığıyla gün
boyunca toplanan bu enerjinin kolaylıkla elektrik enerjisine
dönüştürülebileceğini ve şehrin raylı sistemine aktarılarak
kullanılabileceğini söyleyen Richardson, böylelikle kentin karbon
salınımının da azaltılabileceğini belirtiyor. Öte yandan Sevilla
yakınlarında kurulan tesiste 600’den fazla hareketli ayna bulunacak ve
elde edilen enerji 15 saat boyunca erimiş tuz molekülerinde
depolanabilecek.
Rüzgar enerjisi
Rüzgarın
ilk kullanılması 500 yıl önce Mısır’da kayıkların bir sahilden diğerine
yüzdürülmesinde kullanılmıştır. İlk tam rüzgar değirmeni MÖ 200 yılında
antik Babylon’da inşa edilmiş, bu değirmen bir eksene tutturulmuş
pervaneler ile dönüş hareketi üreten bir makinedir.
Rüzgar
enerjisi, rüzgar türibinlerinin kullanılacak rüzgardan alınan enerjinin
kullanılabilir bir enerji türüne, örneğin elektiriğe dönüştürülmesidir.
Rüzgar enerjisinde AB ülkeleri bu konuda çok fazla yol kat ederken,
Almanya enerji ihtiyacının yüzde 8’ini Rüzgar enerjisinden sağlıyor.
İskoçya, rüzgar, dalga ve akıntılardan yararlanarak yenilenebilir enerji
üretimine büyük yatırım yapıyor. Ülke, 2050 yılına kadar Avrupa’nın
toplam enerji ihtiyacının yüzde 10’unu tek başına karşılamayı
hedefliyor. 2020 yılına kadar dünya, elektrik tüketiminin yüzde 12
miktarını rüzgar enerjisinden karşılamayı hedefliyor.
Biyoyakıt
Biyolojik
yakıtlar, biyolojik (ölmüş mikroorganizma, bitki veya hayvan)
atıkların, diğer bir ifadeyle karbon kaynaklarının, biyolojik yollarla
dönüştürülmesinden elde edilen bütün katı, sıvı ve gaz yakıtlara verilen
genel bir isimdir. Bitkiler büyümek için fotosentez yapar ve atık
üretirler. Bu atıklar direkt yakıt olarak ya da likit biyoyakıt
üretiminde kullanılıyor. Bu atıklardan biyodizel, ethanol ve yakılabilen
küspe üretiliyor. Bazı bölgelerde likit biyodizel yakıtların üretimi
için mısır, mısır sapı, şeker kamışı üretiliyor. Bunun yanında atık ya
da saf bitkisel yağlar; hayvansal yağ ve lipidleri de biyodizel
yakıtlara dönüştürülüyor. İnek gübresi gibi katı atıklar, kağıt, şeker
üretiminde ve arıtma sistemlerinde açığa çıkan gazlarda biyoyakıt
üretiminde kullanılıyor.
Ekolojik bir yaşam için neler yapabiliriz?
Temiz
enerji kullanımı tek başına ekolojik sistemi korumaya yeter mi? Tabii
ki yetmez. Nedeni ise aslında elde edilen enerjinin neden, nerede ve ne
için kulladığına bağlı. Yazımıza başlarken dediğimiz gibi önemli olan
bir şey üretilirken tüm safhalarıyla düşünmek. Örneğin güneşten elde
edilen enerji bir çimento farikasında veya başka bir fabrikada
kullanılıyorsa, bu fabrikalarda çevreye zarar veriyorsa, demek oluyorki
temiz enerji tek başına ekolojik sistemi korumaya yetmez. Hatta daha da
ileri gidilirse bir fabrikanın ürettiklerini, dolayısıyla insanlar
tarafında tüketilenlerin doğaya zarar vermemesini de hesaplamak gerekir.
Yani insanların ekolojik bir yaşam modeli geliştirmeleri gerekiyor.
Bunu azami düzeye çekebilmeninde bir yolu ise ihtiyaca göre üretim
yapmak önemli bir husus. Bir de bunun en önemli unsuru, merkezi
hükümetler bunu benimsemeseler de; yerel halkın kendi yaşamları ve
kaynakları üzerinde denetim sahibi olması yönünde güçlendirilmesi
gerekiyor. Bu konudaki somut çalışmaların daha ciddi ele alınarak
değerlendirilmesi önem taşıyor. Bu nedenle kısa dönemde yapılması ön
gürdüklerimiz şunlar:
- Enerji tasarrufu için teknik ve metodların geliştirilmeli. Halk
daha tasaruflu enerji kullanmalı.
-
İhtiyacın büyümemesi için toplum ona göre şekillendirilmeli. Örneğin
toplu taşıma araçlarını yaygınlatırıp, özel araçları sınırlamak gibi.
- Satın alınacak ürün mümkün oldukça yakın bölgelerden gelmeli (taşımacılık çok enerji tüketimine neden olur)
- Sedece bir enerji türüne bağlı kalınmamalı.
- Enerji üretimi merkezi değil, yerele yayılmalı. Her bölge kendi enerjisini üretmeye çalışmalı.
- Hava, su, toprak kirliliği, tehlikeli atıklar gibi çevre kirliliklerinin nedenleri önlenmelidir.
- Enerji üretimi için Çevre Etki Değerlendir(ÇED)’mesi yapılmalı.
- Çevre Örgütleri ve çeşitli sivil toplum örgütleriyle Çevre kanununun yapılması.
- Kısa mesafelere arabayla gitmek yerine, yürümeli.
- Aracın taşıma kapasitesi aşılmamalı.
- Uzun duraklamalarda aracın kontağı kapatılmalı.
- Enerji dostu ampuller kullanılmalı.
- Televizyonlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
- Doğru ışıklandırma kullanılmalı.
- Eşyalar, radyatörleri kapatmayacak şekilde yerleştirilmeli.
- Elektrik tüketimi daha düşük modeller alınmalı.
- Bilgisayarlar bekleme konumunda bırakılmamalı, vb.
BİTTİ
KAYNAKLAR
* http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/ekosistem/index.html
* arkiteracom/bütün dünya
alternatif arayışında
* www.kuresel-isinma.org
* EİEİ Genel Müdürlüğü interner sitesi
* http://www.ovamadokunma.com
* www.hasankeyfgirisimi.com
* www.gunesevi.org
* Küresel Isınmaya Karşı Yeni Reçete - Pazartesi, 21 Aralık 2009 Birgün gazetesi
* Avrupa Birliği ve Türkiye’de Çevrel Koruma Politikaları “Türkiye’nin
Avrupa Birliğine uyumu-Ankara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Araştırma Ve
Uygulama Merkezi Araştırma Dizisi: 23. Prof.Dr. Recep AKDUR/ Ankara,
2005
*(1), (2), (3), (4), (5) Ercan Ayboğa
* http://www.dw-world.de/dw/article 0,5481449,00.html
ŞAHİN BOZLAR