Faşist DAİŞ çeteleri 25 Haziran şafağından itibaren Kobanê’de sivil halka yönelik vahşi bir katliam düzenledi. Çoğu çocuk yüz elliden fazla şehit ve yüzlerce yaralı var. Başta kadınlar olmak üzere halk feryat ediyor. Faşist çetelerle YPG-YPJ güçleri arasındaki çatışmalar yer yer sürüyor. Şimdi herkes bu vahşi katliamı tartışıyor ve anlamaya çalışıyor. Biz öncelikle katliamın şehitlerini saygıyla anıyor, halkımıza başsağlığı diliyoruz. Bu vahşeti uygulayan katillerden hesap sorulacağına inanıyoruz. 

DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye Türkiye üzerinden sızdığı, yani AKP hükümetinden destek görerek bu vahşi katliamı yaptığı belirtiliyor. Çetelerin Kobanê’ye Türkiye üzerinden girdiği görüşü devlet ve hükümet yetkilileri tarafından reddediliyor. Onlar DAİŞ çetelerinin Fırat Nehri’ni geçerek Kobanê’ye ulaştığını söylüyorlar. Eğer DAİŞ çeteleri Türkiye üzerinden Kobanê’ye girdiyse, ki başka olasılık da pek görülmüyor, bunun Türkiye’yi savaş alanı haline getirecek çok vahim bir durum olduğu açıktır. Yarın çatışmalar Türkiye içine yayılırsa bundan AKP’nin sorumlu olacağı tartışmasızdır. AKP Türkiye’yi yeni bir çatışma süreci içine sokmuştur.

Kuşkusuz söz konusu vahşi katliamın savunulacak hiçbir yanı yoktur. Bu vahşi katliamın “Girê Sipî’nin intikamı olduğunu” söylemek de doğru ve mümkün değildir. Bazıları bilmeden böyle söylüyorlar ve gerçekte DAİŞ’i aklamaya çalışıyorlar. Ne demek Girê Sipî’nin intikamı olması? Girê Sipî’de ne oldu? Girê Sipî halkın korunması temelinde süren bir savaşla faşist DAİŞ çetelerinden kurtarıldı ve özgürleştirildi. 25 Haziran’da Kobanê’de ise DAİŞ çeteleri tarihin en vahşi sivil halk katliamlarından birini yaptı. Bunların ikisinin bir olamayacağı çok açıktır. Dolayısıyla hiçbir gerekçeye bağlamadan ve “Ben insanım” diyen herkesin Kobanê katliamını ve bunun sorumlusu olan DAİŞ çeteleri ile onlara destek veren AKP hükümetini kınaması gerekir.

Biz geçen hafta “Zafer Kutlamaları” başlığı altında Girê Sipî zaferi ardından Kürt halkının ve dostlarının yaptığı kutlamaları değerlendirmiştik. Tabi en başta da Kobanê’de yapılan zafer kutlamaları üzerinde durmuştuk. Şimdi ise faşist DAİŞ çetelerinin AKP desteğinde gerçekleştirdiği vahşi katliamı yazıyoruz. Geçen hafta Kobanê sokaklarında zafer sloganları çınlıyordu. Bugün ise aynı yerlerde kadınların feryatları yükseliyor. Kuşkusuz vahşi DAİŞ katliamı Girê Sipî zaferini gölgelemek ve etkisini azaltmak için gerçekleştirilmiş bulunuyor. Açık ki Kürt düşmanları Kürtlerin sevinmesine bile tahammül edemiyorlar. Tıpkı 2009 Ekim ayında barış gruplarının Türkiye sınırlarına girişi ardından halkın gösterdiği sevinç karşısında Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği tutum gibi! Tıpkı 7 Haziran seçim başarısı ardından kutlama yapan halkın tutumuna yönelik Ahmet Davutoğlu’nun gösterdiği tutum gibi!


Kobanê‘nin savunması yok mu? 

Tabi katliamın yapılış biçimi de oldukça ilginç. Tüm veriler faşist DAİŞ çetelerinin Türkiye sınırından geçtiğini gösteriyor. Eğer böyleyse, bunun AKP hükümetinin desteği ve ortaklığı temelinde gerçekleşmiş olacağı açıktır. AKP hükümeti ise, DAİŞ çetelerinin Cereblus’tan çıkarak Fırat’ı geçip Kobanê’ye ulaştığını belirtiyor. Eğer böyleyse, durum o zaman çok daha vahimdir. Hem bir ırmağı geçerek ve hem de bu kadar uzak bir mesafeyi kat ederek arabalı çete grupları Kobanê’ye nasıl ulaşıyor? Benzer soruların doğru ve yeterli bir biçimde cevaplanması gerekiyor.

Bunların hangisi doğru olursa olsun, her iki durumun da Kobanê savunması açısından vahim bir durumu ifade ettiği açıkça görülüyor. Cereblus’tan çıkıp Fırat Nehri’ni geçerek katil grupları Kobanê’ye nasıl ulaşıyor? Bu kadar uzun bir mesafede YPG-YPJ güçlerinin inşa ettiği hiçbir savunma tedbiri yok mu? Bu kadar uzun süre içinde katil sürülerini hiç kimse göremedi mi? Belli ki anlaşılır gibi değildir. Yine DAİŞ çetelerinin Türkiye’den girmesi ve AKP tarafından desteklenmesi de, Kobanê savunması açısından durumu kurtarmamaktadır. Peki Türkiye sınırı üzerinde YPG-YPJ güçlerinin hiçbir savunması yok mudur?

Yaşanan olay, özellikle Türkiye sınırı üzerinde YPG-YPJ güçlerinin yeterli bir savunmasının olmadığını ortaya koyuyor. Peki bu neden böyledir? Belli ki Türkiye, Rojava Kürtleri açısından yeterince düşman olarak görülmüyor. Belli ki DAİŞ çetelerinin Türkiye’de örgütlü olduğu ve AKP hükümeti tarafından desteklendiği biçimindeki görüşe fazla inanılmıyor. AKP-DAİŞ ittifakından sürekli söz ediliyor ama buna çok inanılmıyor veya böyle olmaması istenerek kendini yanıltma yaşanıyor.


Saldırılara karşı tedbir alınmalı 

Rojava halkının ve özgürlük güçlerinin çevrelerinde bulunan siyasi ve askeri güçlere yönelik olarak yumuşak ve uzlaşıcı yaklaşımları elbette anlaşılırdır. Çünkü büyük ve zorlu bir devrim yürütüyorlar, çepeçevre kuşatılmış durumdalar ve güçleri sınırlıdır. Bu nedenle son derece dikkatli bir politika yürütmek zorunda oldukları açıktır. Fakat bu, çevrelerindeki güçleri olduğu gibi tanımama ve kendilerini yanıltma pahasına olamaz. Eğer böyle olursa, o zaman bundan sadece Rojava halkı ve özgürlük güçleri zarar görür.

Bu açıdan Rojava özgürlük güçlerinin Türkiye ve KDP yaklaşımlarının yeniden gözden geçirilmeye ihtiyaç vardır. Şu çok iyi bilinmelidir ki söz konusu iki güç de en az DAİŞ kadar Rojava Devrimi’ne karşıdır ve de düşmandır. KDP yöneticilerinin Rojava Devrimi’ne yönelik şimdiye kadar söyledikleri ve gösterdikleri tutumları ortadadır. Rojava’da bir devrimin olmadığını söyleyen ve devrim karşıtlarını besleyerek Rojava’ya saldırtan güçler bunlardır. 

Yine TC devletinin ve AKP hükümetinin Kürt halkı karşısındaki tutumu ortadadır. Kürt inkarını ve imhasını yürüten esas güç budur. “Kürt sorunu yoktur” diyerek topyekun özel savaşı harekete geçiren Tayyip Erdoğan’dır. Yine PYD’nin de DAİŞ gibi “Terör örgütü olduğunu” söyleyen bu kişidir. DAİŞ’e her türlü desteği vererek Kobanê’ye saldırtan ve Kobanê’nin “düşüşünü” dört gözle bekleyen de bu kişidir. Peki böyle bir kişi, hükümet ve devletten Kürtlere iyilik geleceği beklenebilir mi? Eğer beklenemezse ve TC ile AKP Kürt düşmanı ise o halde neden buna göre yaklaşılmamakta ve gereken tedbirler alınmamaktadır? Belli ki düşman algısında bir yetersizlik vardır. Düşman düşmandır ve düşmanlığın gereğini yapar. Burada doğru tutum, düşmanın düşmanlık yaptığını söyleyip de yakınmak değil, düşman algısını güçlendirerek gereken tedbirleri geliştirmektir.

Sınırlarda gereken tedbirlerin alınmaması ve sürekli bu güçlerden destek talep edilmesi söz konusu yanılgının yaşandığını açıkça göstermektedir ki, bu durum tehlikelidir ve mutlaka aşılmayı gerektirir. Rojava Devrimi’ni en çok boğmaya çalışan Türkiye’dir ve devrimin de tedbirlerini en çok bu güce karşı geliştirmesi gerekir. Eğer anlayış böyle olsaydı, o zaman Kobanê sınırında tedbir alınırdı ve DAİŞ çetelerinin Türkiye’den girerek böyle vahşi bir katliam yapmasına fırsat verilmezdi.


Kazanmak ancak direnişle 

mümkün

Demek ki TC ve KDP’ye karşı anlayış düzeltmesine ve tedbir geliştirmeye ihtiyaç vardır. Aynı zamanda halkın da bu temelde eğitilmesi ve örgütlendirilmesi zorunludur. Mevcut haliyle halkın çoğunlukla dışarıdan istediği ve zorluklar karşısında şikâyet ederek acılar karşısında da ağladığı görülmektedir. Böylesi tutumların özgürlük devrimi içinde olan bir halkla ne alakası olabilir? Belli ki toplumun devrim gerçeği temelindeki eğitimi zayıftır. Halka ağlayıp sızlayarak bir şey kazanamayacağını, ancak bilinçlenip örgütlenerek ve de savaşarak varlığını koruyup özgürlüğünü kazanabileceği gerçeğini tüm boyutlarıyla öğretmek gerekir. 

Kürt halkı iyi bilmeli ki, dışarıdan isteyerek ve bekleyerek, yine hep ağlayıp sızlayarak bu dünyada hiçbir şey elde edemez. Ancak bilinçlenip örgütlenerek ve mücadele ederek varlığını koruyup özgürlüğünü kazanabilir. Yani çare kendisidir, kendisinin örgütlenip mücadele etmesidir. Devrim Önderliği sürekli “Savaşan halk gerçekliğine ulaşmaktan” söz etmektedir. Halkın bu temelde eğitilip örgütlendirilerek mücadele eder hale getirilmesinin üzerinde durulması ve bunun mutlaka başarılması gerekmektedir. Ağlamakla bir şey elde edemeyeceği, ancak savaşarak kazanacağı halka iyice kavratılmak durumundadır. AKP, KDP ve DAİŞ ittifakının saldırılarına karşı Rojava halkını ve devrimini korumak ve ilerletmek ancak bununla mümkündür.