‘Canavarlaşmış’ diyorlar bize! ‘Şaki’, ‘şeytan’ diyorlar ve dillerindeki bütün kirli kelimelerin yönünü bize çeviriyorlar. Kirliliklerini örtmek için bize atıyorlar içlerindekini. Dahası şeytanlaştırılmamız üzerinden sağ olanımıza değil ölümüze ağlayıp ağlanamayacağına ilişkin kavga tutuşuyorlar. "Dağdaki canavarın ölüsüne ağlanır mı ağlanmaz mı?” diye birbirine girdi kelli felli adamlar. Bir illüzyon oyununu izler gibi izliyor, bu konuşmaları bütün kamuoyu. Bu kirli oyun için ustalık gerekiyor.
Bir yanda, biz Siirtlilere yıllarca kan kusturmuş, altmış beş yaşındaki ninemizin başına altmışa yakın dikiş attırmış, en küçük bir demokratik kıpırtıyı polis terörüyle bastıran Gülen cemaatinin akademi kökenli kuyun postuna bürünmüş kurt polis şefi, diğer yanda da "kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız” deyip çocuklarımızın ölümüne fetva çıkaran, Enis’ten Abdullah’a, Ceylan’lara, Solin’den Roboski’ye nice ölümün baş fetvacısı başbakan…
Cemaat ve baş sihirbaz Erdoğan, Türkiye’deki halkları, ustalıkla demokrasi, barış, kardeşlik, çözüm üzerinden; halkın artık çözümsüz politikalardan bıkmışlığından kaynaklanan en cılız ışığa sarılma duygusunu da kullanarak iyi uyuttular, oyunlarını başarıyla oynadılar. Oslo’da yumurta kapıya dayandığında, oyalamanın tüm yolları kapandığında, savaş tamtamlarıyla Kürdistan’a yeni baştan fetih ruhuyla seferler düzenlendi bütün kış boyu.
Baştan beri özgürlük hareketince bilinip dile getirilen gerçek yeşil faşizm, son bir yılda tüm histerik yanlarıyla kendini dışa vurdu. Söylenenler bazen öyle bir hal aldı ki, insanlık namına zerre kadar bir hissi olanlar bile çakılıp kaldı sergilenen fütursuzluğun karşısında.
Biz sizin mertliğinizi de, namertliğinizi de biliriz. Sizin yoldaşlarımızın karınlarını nasıl deşip bağırsaklarını çalı çırpılara astığınızı, diri diri nasıl yaktığınızı, asit kuyularında kemiklerine kadar yok ettiğinizi, helikopterlerden nasıl attığınızı ve tescillenen tecavüzlerinizle ne kadar canavarlığa yakın olduğunuzu iyi biliriz. Parçaladığınız gerillalarla Haruna karakol bahçesinde daha dün fotoğraf çektirdiniz.
Bize sakın ağlamayın. Zaten o yüreğinizin olmadığını biliyoruz. Masallarımız, ninnilerimiz hep askerê Rumi’nin gaddarlığının anlatır. Ağlamayın bize! Bize ağlayacak yeterince sevdiğimiz ve yüreği insan kalmış halkımız ve dostlarımız var…
Şakran 2 Nolu T Tipi Cezaevi