
Tuğçe Yılmaz
Kim Ki-duk’un son filmi The Net, 6 Ocak’ta vizyona girdi. Film, Kuzey Kore’de yaşayan bir balıkçının teknesinin bozulmasıyla Güney Kore’ye sürüklenmesinden sonra yaşadıklarını anlatıyor. Yönetmen bu filmiyle, Kuzey’den Güney’e açılan balıkçının başına gelenlerden yola çıkarak Güney ve Kuzey’deki rejimlerin farklılıklarını ve benzerliklerini, bireylerin hayatı üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.
Filmin hikâyesi
Balıkçı Nam Chul-Woo, her zamanki gibi sabahın ilk saatlerinde avlanmak için teknesiyle açılmak üzere evinden çıkıyor. Kuzey’deki balıkçı, “komünist” rejimin askerleri tarafından karşılanıyor ve izin aldıktan sonra motoruna biniyor. Açıldıktan bir müddet sonra ağı, teknesinin motoruna takılıyor ve motor bozuluyor. Sürüklenerek Güney Kore sınırlarına geçiyor. Güney’e geçen balıkçıyı Güney polisleri gözaltına alıyor ve ağır bir gözaltı süreci başlıyor. Güney’dekiler balıkçının ajan olduğuna ikna. Başta sorgu süreci normal ilerlese de sonrasında ailesini Kore Savaşı’nda kaybeden bir polisin sorguyu kişiselleştirmesi ile işkencenin devreye girdiği bir seyir alıyor.
Güney’dekiler Kuzey rejimini diktatörlük olarak addettiği için Nam’ın kurtarılması ve “özgürlük”le tanıştırılması gerektiğini düşünüyor ve bu yönde girişimlerde bulunuyorlar. Önce ikna olması için önce bir devlet görevlisi Nam ile konuşuyor; aslında Kuzey’dekiler için çabaladıklarını ve onların da özgür bir yaşam sürmesini istediklerini anlatıyor. Güney’in Kuzey’den gelenlere ev verme vaatlerini de eklemeyi, böylece ailesi olmasa da orada da bir evi olacağını belirtmeyi ihmal etmiyor. Nam’ın Kuzey’le olan tek bağı ailesi. Temel kaygısı ailesinden uzakta ne yapacağı ve ailesinin de ondan uzakta, o olmadan nasıl yaşamaya devam edebileceği. Devletine bağlı gibi görünse de tek düşündüğü karısı ve çocuğu, başka bir inancı ve gerçekliği yok. Sorgu boyunca Kuzey aleyhinde tek kelime etmemesinin nedeni de ailesinin başına geleceklerden duyduğu endişeyle açıklanabilir. Onca işkenceye rağmen sadece askerlik dönemindeki rütbesini ve ordudaki görevini anlatıyor. Devletine güvendiğini, inandığını ve aleyhinde bir söz söylemeyeceğini sürekli vurguluyor.
Kuzey ve Güney Kore ya da özgürlük

Nam’ın “özgürlükle tanıştırılması” için Güney, bu sefer başka bir yöntem izliyor. Güney’in bolluk ve bereket içinde yaşadığını, bireylerin tamamen özgür olduğunu Nam’ın deneyimlemesini ve görmesini istiyorlar ve onu bir Güney Kore turuna çıkarıyorlar. Nam bu teklifi –başta istemese de– kabul ediyor; lakin yol boyunca gözünü asla açmıyor. Göreceklerinden korkmasından değil; eve döndüğünde de Kuzey tarafından sorguya çekileceğini düşünüyor ve konuşmama konusunda da kendine güvenmiyor. Araba Seul’e vardığında kötü bir oyunla Nam’ın gözlerinin açılmasını sağlayan Güney polisleri, Nam’ı uzaktan izlemeye ve dinlemeye başlıyorlar. Nam bir müddet sonra bu gözetlemeden kurtuluyor ve tek başına sokakları gezmeye başlıyor. Karşı karşıya kaldığı manzara ise ona epey yabancı ve esasen korkutucu. Çöpte gördüğü yemeklere, büyük binalara, süslü vitrin camlarına anlam veremiyor. Şehirde sürekli bir gürültü ve koşturmaca hakim. Nam, Seul turuna devam ederken bir sokakta genelev çalışanı bir kadının şiddete maruz kaldığını görüyor, kadına saldıranlara müdahale ettikten sonra kadınla bir lokantaya gidiyor. Kadının mutsuzluğunu görüp özgürlüğün bu denli hakim olduğu bir ülkede neden mutsuz olduğunu sorguluyor; lakin bir sonuca varamıyor. Nam’ın dönmeyeceğini düşünen Güney yetkilileri ise ajan olduğundan artık eminler; lakin Nam, gece yarısına doğru korumasının yanına dönüyor. Onun bir birey olarak özgür iradesiyle Kuzey’de yaşamayı istemediğini, isteyemeyeceğini zaten bir iradesi olmadığını düşündükleri için Güney yetkililerini, Nam’ın bu geziden sonra dönmesi de ikna etmiyor. Nam ise kendisinin Güney ve Kuzey arasında kriz olduğundan habersiz. Kuzey televizyonunda ailesi çıkıp dönmesi için çağrı yapıyor, Güney televizyonu, Seul turunun videosunu “Özgürlükle Tanışan Kuzeyli” başlığıyla veriyor. Yaşanan uluslararası krizden sonra Güney, Nam’ı Kuzey’e iade etmek zorunda kalıyor. Kim Jong-Un posterleri ve marşlarla, bayraklarla karşılanan Nam için bu sefer de Kuzey’deki sorgu süreci başlıyor. Burada da aynı kötü muameleye maruz kalan Nam’ın yaşadığı yıkım, nihayetinde Nam’ın iradesini gördüğümüz bir sahneyle son buluyor.
Kim Ki-duk yine bireye odaklanıyor
Yönetmen film boyunca bir tarafa daha fazla yüklenmiyor; hangi rejim daha iyi, hangi ülke daha yaşanılabilir, buna dair bir gösterdiği yok filmin. Kim Ki-duk, yine kendisinden beklenen bir biçimde bireyin yaşamına odaklanıyor ve ele aldığı savaş gerilimini de bu açıdan veriyor. Sınırlar ve rejimler bireyi nasıl etkiliyor ve aslında iki uç gibi görünen rejimler dahi –tepeden inme oldukları zaman– nasıl aynı klişelere, aynı ezber öğretilere sahip, film boyunca bu işleniyor. Yönetmenin eski filmlerini özleyenler için bulunmaz bir fırsat The Net ve belki de 2016’nın en iyi politik filmlerinden.