Bir tarafta asker, bir tarafta çoğu gerillaların olduğu bir mezarlık… İki mezarlıkta yan yana, onları ayıran tek şey, duvarlarla örülmüş çitler… İki tarafta da yatanlar gencecik delikanlı ve kadınlar… Doğum tarihlerine baktığım da hepsi de neredeyse çocuk yaşta göçüp gitmişler… Aralarındaki tek fark, asker mezarlığı daha görkemli, mezar taşları ve isimler daha büyük, rütbelerine göre de bazılarının mezarı anıt şeklin de yapılmış. Gerillaların olduğu mezarlık ise bildiğimiz köy mezarlığı şeklinde ama sonuçta her iki tarafın gençleri de toprağın yedi kat altında yatıyor… Analar ağlıyor o mezarlıklar da, sadece anaların gözyaşları suluyor bu mezar taşlarını…
Ben iki mezar arasın da durmuş ve yine iki mezar arasın da yolculuk yaparken, bir gerilla cenazesi geliyor… Yeri belli, asker mezarlığının tam yanı…
Geçtiğimiz günler de Dağlıca’da yaşamını yitiren gerillalardan Fatma Sağın’ın tabutu cenaze aracın da gözyaşları ile geliyor… Benim gözlerim ise sadece annesini arıyor… Onun yaşadığı acıyı elbet benim tarif etmem mümkün değil ama bir ananın evladını kaybetmesinin, o anayı ne hale sokabileceğini bilmeyecek kadar da kör, sağır değilim…
Malatya morgundan geliyor cenaze. Fatma’nın ölü bedeni tabutun için de olmasına rağmen, cenaze aracının kapısı açıldığında bir koku yayılıyor, ürküten bir koku… Benim gözlerim ise hala annesin de…
Cenaze yıkanmak için camiye götürülüyor… Cami avlusunda bekleşirken, kalabalık çoğalıyor… Özellikle kadınların konuşmalarına kulak veriyorum… Belli oğlu dağda olan bir anne, "bir gün benim de oğlum böyle gelecek” diyerek korkuyla gözyaşlarına boğuluyor… Başka bir anne, "benim oğlumun da mezarı burada, oyyy anasının kuzusu” diyerek göğsüne vuruyor. Yaşlı bir annenin, Kürtçe yaktığı ağıt yürekleri yakıyor, çevresindeki kadınların gözyaşları da eşlik ediyor ona… Soruyorum, "bu anne kim?” diye… "O’nun iki çocuğu vuruldu” diyorlar…
Başka bir feryat, figana kulağımı kabartıyorum. Fatma’nın ablalarının, son görev olarak kardeşlerinin ölü bedenine bir tas su dökmek ve yüzünü öpmek için içeri girmeleri ile çıkmaları bir oluyor… Gördükleri manzara onları delirtmiş gibiydi. Sonradan öğreniyorum bu delirme hallerini. Fatma’nın kafası yok, göğüsleri ise kesilmiş… Biri bana "içeri girin de kendi gözlerinizle görün” diyor… Bunu yapmam mümkün değil… Hiç tanımadığım gencecik bir kadını o halde görebilecek kadar bir yüreğe sahip değilim… Ben Fatma’yı resmindeki gibi hatırlamak istiyorum, gencecik asi bir kız olarak… Onun parçalanmış bedenini görmek beni sadece insanlığımdan utandıracaktı…
Hele Fatma’nın ablalarından birinin, "ağladığımı annem görmesin” diyerek, bir kadının omzun da hıçkırıklara boğulmasını görmek, beni 90’lı yılların Kürdistan’ına götürdü. O yıllarda da özellikle kadın gerillaların meme uçlarının JİTEMCİLER tarafından kesildiğini, tespih yapılıp, gururla kullandıklarını duymuştum. Yine ölü gerillaların kafalarına asker postalı tarafından basılıp, hatıra resimleri çekildiğini internette görmüştüm… Görülüyor ki, bugün yaşananların da 90’lı yıllardan hiç bir farkı yok…Benim gözüm ise hep Fatma’nın annesin de… Ölüm acıdır, hele ki evlat acısı, bir de evladının cesedini parçalanmış halde görmek başka bir acı ve işkencedir… Bu nasıl bir kindir? Bu nasıl bir öfkedir? 
Gencecik bedenleri toprağa gömmek bu halkın kaderi haline gelmiş. Barış bu kadar zor mu? Yaşanan bu ölümlerin barışa ne gibi bir katkısı var? Katkısı olmadığı gibi, barışı da her geçen gün uzaklaştırıyor bizden. Son günler de Kürt meselesine ilişkin ortamın yumuşadığına dair tartışmalar var gibi gözükse de görülüyor ki; hiçbir yumuşama yok. Çünkü her gün yaşanan ölümleri görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz de…Yine iki mezarlık arasındayım, bir gözüm askerlerin, diğer gözüm gerillaların mezarın da… Her iki mezarlıkta yatan gençler için de yüreğim kanıyor. Hepimiz bir utancı orada yaşadık, insanlık adına, vicdan adına yaşamalıyız da… Askerler de yattıkları yer de bu utanca tanıklık ettiler ve eminim bir insanı parçalayacak kadar kine bürünen insanlardan utanmışlardır da…
Ayrılırken, her iki mezara bir daha baktım. Öyle dua falan bildiğim de yok, sadece el salladım iki mezarda yatanlara da…