15 Ağustos’la gelişen savaşı, salt silahların, ölümün kol gezdiği bir olgu olarak ele alacak olursak büyük yanılgıya düşeriz. Böylesi bir yaklaşımda bulunmak, insanlık tarihinin asıl gerçekliğini, Kürt Halk Önderi’nin konumunu, Agitleşen yaşamı ve savaş gerçekliğini anlamamak olur.  Çünkü özgürlük hareketi ve onun yürüttüğü savaşın bize öğrettiği, aslında savaşın insanın içinde olduğudur. Eskinin, çürüyenin bataklığına sürükleyenin, köhneleşmiş geleneklerin çamuruna karşı verilen içteki, ruhtaki ve zihniyetteki savaştır. Agit, Zilan, Sema ve Vîyan’ın ilk savaşı, bu anlamda en örgütlü, iradeli, bilinçli savaştır.
Gerçek savaş, 15 Ağustos ile gelişen ve bugün de doruğa ulaşan duygulardaki kirlenmeyen aşk ve zafer ikizlemesine yürekten inanan ve pratikleştiren, ruhtaki karanlığa gerçek bir vicdan sorgulamasıyla kendi geriliğine ve düşmana “êdî bese!” diyebilen ve onu yerle bir edebilendir. 15 Ağustos, bir yankı oldu. Bu yankı, dilimizle güzellikleri yaratmak ve çoğaltmak için kullanma hakkı ve sorumluluğunu verdi. Bu, yıkmak için değil, ‘kendini bil’ gerçeğine çağrıdır.
En önemlisi de sevgiyi sürdürmek için emek ve zaman sarf etmek göreviyle karşı karşıyayız. İnsanlığın yok oluşuna seyirci kalmamak ve neden olmamak için demokratik-ekolojik bir toplum yaratma hakkına sahibiz. Yansımalar gerçeğin yerini alamaz. Ama korkuyla da olsa, inançla beklediklerimiz, düşünüş ve eylem tarzımıza bağlı olmak tam da korktuğumuz biçimiyle başımıza gelir. Oysa biz izin vermedikçe kimse bize bir şey yapamaz. Tıpkı Bilge’nin kendini ve bir halkı savunduğu gibi, bir zihniyeti yarattığı gibi. ‘Kendini bil’ gerçeğini kutsal olanlar yaşadılar.
Oysa biz gerçeklikleri korkularımızdan dolayı gerçekleştiremiyoruz. Özcesi, “her şeyden de gizli” bir gerçek ile yüzleşmeliyiz. Tıpkı evrenin insan gerçekliğinde gizli olduğu gibi, aşırı kaygının yersizliği gibi, hak ettiklerimize, inandıklarımıza ulaşmak için mücadele etmemiz gerektiğini bildiğimiz gibi. Canımızın yanmaması için, başkasının canını acıtmamak gibi. Gerçek mutluluk ve huzur için sorumluluk, üretkenlik, savaşçılık ve sosyal kişilik üstlenmemiz gerekir.
15 Ağustos’ta başlayan savaş, özünde egemen zihniyetle savaştır. Bu anlamda, kişi gerçekçi olmalı. Çünkü bir yerde gerçek olmadığında, yoldan çıkar. Bu da halk ve toplum savaşında, hatta sınıf savaşında yoksunluğu ortaya çıkarır. Onun için öyle yersiz gurura, kendimize ve kişiliğimize sevdalanmamıza gerek yok. Kişiliğinizdeki birikinti kölelik birikintisidir.
Çözümlenmemiş, aydınlanmamış kişilik bela ve tehlike yaratır. Zilan, basit yaşamı yerle bir etti. Gerçek savaş kişilikte başlatılan savaştır. Kendini yeterli görmemeli, bencilliğe yoldaşını kurban etmemeli. Vicdan sorgulaması içinde olan kişilik, kendisine şunu demeli: Benim benliğim daha ana kucağındayken egemen zihniyetin iğnesini yedi.
Tek bir gerçek vardır. O da devrimcilerin büyüklüğü, uygulamadaki pratiğinin büyüklüğü ile bağlantılıdır. 15 Ağustos’la yaratılan kişilik ve önderliklerin kişiliği, büyüklüğü buna en büyük kanıttır. Nitekim gerçeğin, sadeliğin ve yüceliğin izlerini görebiliriz.
Sonuç olarak, 15 Ağustos, bir tarih, toplum ve kişilik sorgulamasını yapmıştır. Zincirlerinden kopan ama uçuruma da düşmeyen kişilikler yarattı. Bu sorgulamayla, kişilik ve toplum kendisini bulmuş ve kendisiyle yüzleşmiştir. Kürtler, bu zihniyetle ruhsal ve moral olarak yeni bir hayat bulmuş, yaşama sevincini savaşımlarıyla kazanmışlardır.
Dilin vicdanını ve bedenini, devrimin örgütlülüğü ve özgür yaşam alanın inşası için kullanılmıştır. Bu gerçeğin inancını edinenler, zaferin adı ve tanığı olacaklardır. İşte 15 Ağustos ve genelde Özgürlük Hareketi böyle bir kişiliği açığa çıkarmıştır. Geride kalan tek şey, açığa çıkarılan bu gerçeğe uygun bir pratiğin sahibi olan alnı ak ve kutsal olanlarla buluşmaktır.

Kandıra F Tipi Cezaevi