Son günlerde haylice artan "yetmez ama evet" savunuları üzerine uzunca yazmak isterdim. Çünkü onlar, Tayyip’in büyük Anayasa referandumunda, kendine "ben sosyalistim" diyenlerin en naif destekçileriydiler. Sömürgeci-kapitalist sisteme ait faşist bir anayasayı güncelleme çabası olan bu referandumda yetmez ama evetçiler değil ‘evet’ ya da ‘hayır’ diye oy kullanarak iki faşist anayasa arasında tercih yapmaya yönelenler de sonuçta sistem egemenleri arasındaki bir çatışmada taraf olarak yer almışlardır. Çünkü bir anayasa, "sistem kurucu temel yasa"dır. Komünistler ise egemenlik-bağımlılık ilişkisiyle biçimlendirilmiş sınıflı toplumlarla uzlaşmalarını engelleyen bir sistem talebine sahiptirler. Onlar, kendilerini dıştalayan bir anayasa referandumunda taraf olarak yer almak yerine; kendi programlarının sesini yükselterek bu oylamanın dışında kalmalı ve oy kullanmayı reddetmeliydiler. Bunu ‘boykot’ kararıyla sadece BDP yapabildi.

Bugün, kendilerini geçmiş bir oylamaya ilişkin hesap vermek zorunda hissedenler, gerçekte geçmişte yaptıkları yanlıştan geri dönmek amacında değil, gelecekte çocuklarına miras bırakacakları isimlerini, "AKP ya da 12 Eylül faşist anayasalarından birine oy vererek desteklemiş olmak" kirliliğinden kurtarma çabası içindedirler. 

***

"Can çıkmadan huy çıkmaz" derler ya, değişimin gücüne inanmasam doğruymuş derdim. 

Oya Baydar’ın Surönü Diyalogları adlı kitabında bölgeyi ziyarete gelen aydınlara karşı Sur halkından gelen sitemi şöyle aktarıyor: "Asıl sitem, ‘Geç kaldınız’ olmuştu.

‘Gelmesinciler’ acılarına ortak ve mümkünse derman olmamızı bekleyen halk değildi. Ama yürekleri belki de haklı olarak Batı’dan çoktan kopmuş, her türlü barış umudunu yitirmiş ve çözümün ölümüne savaşta olduğu duygusu edinmiş olanlar… 

Son dönemlerde Kandil’in ne istediğini tam olarak ben de bilmiyorum. Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde, Rojava’daki gibi kanton yönetimleri istiyorlarsa –ki galiba öyle- Türk devleti ve Türkiye sosyolojisi göz önünde bulundurulduğunda, bu aşamada savaşla sağlanabilecek bir şey değil bu." 

İşte bir liberalin düşünme yeteneklerini engelleyen, onu devlet sınırları içerisine kapatan habis ur. Kürt halkını ikiye böl: Birisi halk ve öteki "çözümün savaşta olduğunu düşünen Kürtler." Ya da "Kürt halkını anlamakla birlikte, ne yaptığı liberallerimizce bir türlü anlaşılamayan Kandil.

Oya Baydar’ın Sur ziyaretinin kişisel pozisyonları tanımlayan şu cümlesi liberal vicdanın itirafıdır: "Aslında kendime bir iyilik yapmaya geldim: Göğsüme çökmüş ağırlıktan kurtulmaya, vicdanımı yıkamaya, başkalarının günahlarının bedelini ödemeye.“ Savaşta hap yanlış ata oynamış liberallerin durumunu anlatan anlaşılır bir duygu. Son cümle ise, gerçeğin tanımı için bir sözcüğün düzeltilmesine gereksinim duymaktadır: "Başkalarının" değil bu mücadeleye destek olmamış Türkler olarak hepimizin ortak sayılması gereken günahlarımızın kefaretini ödeme derdindeyiz. Çünkü Kürt sorunu ne AKP’li yılların sorunudur ne de bizim dışımızda bir olgu. 

"Belki de hepimiz, her şeyi seziyoruz, biliyoruz. Ama gözümüzü, kulağımızı kapatıyoruz. Gömüyoruz, duymuyoruz; çünkü görüp duyarsak bir şeyler yapmamız gerekecek. Ve konuşmuyoruz; çünkü kokuyoruz. Canavarın kuyruğuna yapışmıyoruz. Aman bırakın, sakın uyandırmayın canavarı, diye bağırıyoruz dışaɾdan" diyor Baydar. 

Ve bu nedenle kendimizi halüsinasyonların kucağına ve gerçeğin dışına atıyoruz: "Canavarı yakalamaya çalışıɾ gibi yapanların kim olduğunu, neye hizmet ettiklerini de bilmiyoruz. Belki de canavarın ta kendisidir kendi kuyruğuyla oynayıp bizimle alay eden." (Oya Baydar’dan.)

Hayır durum süslü cümlelerle örtülemeyecek kadar açıktır. Ortada bir Kürt özgürlük sorunu ve karşısında sömürgeci bir Türk devleti; olaya çok büyük çoğunluğuyla seyirci kalan bir Türk halkı ve özgürlük için doksan yıldır ses çıkarmaya çalışan ama soykırımlar, katliamlar mağduru olan halklar gerçeği; ve YPS, PKK, YPG, Kandil, hangi isimle anılırsa anılsın Anadolu-Mezopotamya halklarının ve emekçi sınıflarının özgürlük mücadelesi, bir Özgürlük Hareketi var.

Bu özgürlük yürüyüşünde, hiç olmazsa bu aşamada artık biz de var olabilmeliyiz!