Delice bir muktedirlik, her şeyi ele geçirdim duygusu ve "öteki olana ölüm!" çağrıları! 2023 hedefinin ve Yeni Türkiye’nin aslında ne olduğunu, son aylarda büyük bedeller ödeyerek ve korkunç acılar çekerek öğreniyoruz.
Bu zihniyet, kokuşmuş ve tarihin çöp sepetinden yürüye yürüye saraylara, hükümet binalarına doluşmuş bir zihniyettir. Türk-sünni-erkek olmayana kendi kültürü, bedeni, kimliği ve inancıyla yaşama hakkı tanımayan 92 yıllık Cumhuriyet tarihinin, 106 naaşla, en kanlı, en vahşi ve insanlık dışı katliamına tanıklık etti Ankara.
MİT, Adalet Sarayı, Başsavcılık, Emniyet Müdürlüğü gibi olağanüstü korunan yerlere oldukça yakın ve sayısız mobese kameralarının olduğu bir yerde, görgü tanıklarının ifadelerine göre, üzerlerinde cüppeleri, başlarında sarıklarıyla 2 canlı bomba, ellerini ve sürüdükleri büyük tekerlekli valizlerini sallaya sallaya ortalığı cehenneme çevirdiler.
Bu topraklara onurlu barış gelsin, çocuklarımız bir daha öldürülmesin, halkın yoksul evlatları toprağa düşmesin diye Türkiye’nin dört bir yanından gelen onbinlerin üzerine salındı bu bombalar. Türkiye gibi son teknolojik muhaberat devleti olan bir devletin, hiçbir kurumunun bu eylemden haberdar olamayacağına nasıl inanabiliriz?
Daha dün, polislerin 3 müslüman genci öldürmesiyle ilgili olarak Obama’ya, "sen nasıl başkansın? Biz siyasiler ülkemizde işlenen her cinayetten sorumluyuz" diyen bir cumhurbaşkanının yönettiği ülkede 3 ayda 573 insan yaşamını yitirdi…
Her gün kuş misali çocuklar düşüyor toprağa. Daha 2 gün önce Diyarbakır’ın merkezinde Sur semtinde, 12 yaşındaki Helinimiz, tandırdaki ekmeği almak için evden çıktığı sırada özel timlerce öldürüldü.
Sahi nasıl bir ülke, nasıl bir iktidar bunlar?
Suruç’da 33 genç fidanı, yüzyılın barbar örgütü IŞİD canlı bombayla katlettiğinde, failin ağabeyinin de IŞİD üyesi olduğu ismiyle, cismiyle ortaya çıkmamış mıydı?
Yani 20 Temmuz'dan bu yana, canlı bomba "abi" Yunus Emre Alagöz’ün her an kendisini "AKP muhaliflerinin veya Kürtlerin olduğu bir ortamda" bir yerde patlatacağı bilgisi hepimize servis edilmedi mi? Bu isim hepimize o günden beri oldukça tanıdık değil miydi?
Peki 20 Temmuz'dan bu yana tek bir Allahın kulu, IŞİD üyesi olmak şüphesiyle gözaltına alınmadı da binlerce HDP ve DBP üyesini hangi yasal gerekçelerle gözaltına alıp tutuklayabildiniz? "Kanlı cumartesiden" bu yana bu halk evlatlarının cenazelerini defnetmeye çalışırken, belediye başkanlarını tutuklamaya devam ettiniz; yetmedi, Batman’da AKP darbesiyle eşbaşkanlar ve 17 belediye meclis üyesini görevden alarak, belediyenin fiilen AKP’li meclis üyelerine geçmesini sağladınız!
"OLUK OLUK KAN AKITACAÐIZ" şeklinde AKP’ye oy toplayan mafya-çete liderine methiyeler dizilirken; hakkında soruşturma dahi açılmazken;
Şırnak’da Hacı Lokman Birlik’in naşını panzerlerle sürükleyenler, işkence yapıp insanlık suçu işleyen polisler değil de fotoğrafları servis edenleri açığa aldıklarını söyledi Başbakan. Neymiş, operasyonların meşruiyetine gölge düşermiş. Yani cenazeye işkence suçundan değil, "devletin suçlarını açığa çıkarmaktan açığa alınıyor 2 polis!" Tek bir tutuklama kararı var mı? Yok!
Tek bir asker, gerilla, polis ölmesin diye çatışma alanlarında bedenini canlı kalkan yapan seçilmişler cezaevlerinde; canlı bombalar dışarıda! Neymiş eylem yapmadan tutuklayamazlarmış? Bu nasıl bir zeka ürünü söylemdir? Canlı bomba eylem yaptıktan sonra nasıl tutuklayacaksınız? 75 milyonluk bu halkla nasıl da alay eder hale geldiniz? Hani gözaltı için makul şüphe yetiyordu? Suruç’da 33 canımızı alan IŞİD’li teröristin abisinin de eylem yapacağını tüm dünya biliyordu da siz nasıl gözaltına bile alamadınız? HDP’nin 5 Haziran mitingini kana bulayan IŞİD üyesi Orhan Önder’in annesi kaç defa röportaj verdi basına? Bu annenin, defalarca kez Savcıya, Emniyet Müdürüne gidip "oğlumu tutuklayın" diye yalvardığını duymayan kaldı mı acaba?
Ankara Katliamında bugün itibariyle yitirdiğimiz canlarımızın sayısı, 106… 106 canın hesabını vermeyen İçişleri Bakanı, hız kesmeden Kürtleri, HDP’lileri, sosyalistleri gözaltına alıyor. Geçici Hükümetin atanmış memuru, sayısız seçilmişi görevden alarak, tutuklayarak aslında AKP’nin Kürt halkına nasıl bir inkar siyaseti dayattığını tekrarlamış oluyor.
Kendi kanlı iktidarları uğruna, her şeyi "Türk" tipi yapmak uğruna, yaşadığımız acıların ve işledikleri insanlık suçlarının hesabını, bir gün mutlaka verecekler…yargılanacaklar…
Halkların onurda eşitçe bir arada kardeşçe yaşadıkları o büyük gün mutlaka gelecek…
Yeter ki direnmekten, hesap sorma kararlılığımızdan bir an olsun geri durmayalım.
Unutursak Kalbimiz Kurusun…