Sanırsınız ki sirk gösterisidir sergilenen. Ana akım medya başta olmak üzere basını-yayını, yazarı-çizeri, aydını-stratejisti vs.’si her biri ayrı bir ipte oynayan bir cambaz, her köşeye çöreklenmiş ayrı bir sihirbaz. Avcılık oynuyorlar, bir tür ölüsevicilik oyunu. Bütün dertleri, uğraşları ölülerimiz üzerinden rant devşirmek, halktan gerçekleri gizlemek, yalanı gerçek diye sunmak. Bunun için yapmadıkları cambazlık, girmedikleri kılık yok. Bukalemun gibi her ortama uyum sağlamada mahirdirler. Renkten renge giriyorlar. Yaptıkları soytarılık, cambazlık, ebelik parmak ısırtacak cinsten. Muazullah bu ne hüner-maharet! ‘’Ustalık’’ dönemine nasıl da çok yakışıyor. Vatana-millete hayırlı olsun.
Ustanın arzuladığı gibi her şey tam tıkırında işliyor. Asker, polis, yargı cemaate güdümleniyor. Ustanın ağzından çıkanı kulağı duymasa da, senkronize olmuş devlet kurum ve birimleri eksik olmasın, her dediğini eksiksiz yerine getiriyor.
Ve buyurduğu gibi ‘’kadın da olsa, çocuk da olsa’’ gereği kusursuz yerine getiriliyor: Daha on ikisinde Uğur’a on üç kurşun sıkılıyor, Ceylan’ın körpecik bedeni askerin havan topluyla paramparça ediliyor, beş yaşındaki Mizgîn kurşun yağmuruna tutuluyor, Solîn bebek ile birlikte kadın ve çocuk yedi kişilik aile katlediliyor... Kürt kadınlarına yapmadıkları hakaret, zulüm kalmıyor; her fırsatta dil uzatılıyor, tartaklanıyor, iğrenç muamelelerine maruz kalıyor. Hitler faşizminin ‘’önce kadınları vurun’’ zihniyeti cemaatçi yeşil faşizminin zikri ve fikri olarak 21. yüzyıl Türkiye’sinde Kürtlere uygulanıyor. Sadist ruhluların bile yapamayacağı alçaklık, düşkünlük gerilla cenazelerine yapılıyor. Bir halk siyasal, kültürel, fiziki soykırımdan geçirilmek isteniyor. Fakat Kürtlerden ve bir avuç dostlarından başka kimseden ses çıkmıyor. Kör gözler, sağır kulaklar, taşlaşmış yürekler üç maymunu oynamaya devam ediyor. Toplumun vicdanı olan sözde aydınları, gözü-kulağı olan basını-yayını olup-bitenlere karşı sessiz ve bigane kalmakla kalmıyor, bu vahşete kılıf bulmak için adeta yırtınıyor; gerçekler katlediliyor, hakikat öldürülüyor, insanlık ayağa düşürülüyor.
Cumhuriyet cumhuriyet olalı böyle bir senkronizasyon ve tabii ki organizasyon görmedi. (Asker, polis, yargı, medya, imam, aydın, yazar, çizerleri vs.’siyle hepsi el ele, daha ne olsun!) Cemaat ruhunda vücuda gelen bu nasyonal birlik ve de gösteriş gerçeğe o kadar uygun düşünülmüş ki tek kelimeyle mükemmel! Bakanı-temaşa edeni bile çarpıyor, iktidar sofrasının soysuzlaştırıcılığına çekiyor. Fırsat bu fırsat diyen kemik yalayıcılarına gün doğuyor. Gösteriye katılmak ve rol kapmak (ya da çalmak) için adeta maraton koşusuna giriyorlar. Ne ki halk deyiminde dile gelen ‘’hızlı koşan atın boku seyrek düşermiş’’ misali daha ilk adımda nefesleri kesiliveriyor. Fakat bu bayların alameti tarikatı haşmetmah ustaları tarafından doğru okunmuyor. Gösterinin büyüsü haşmetlerin gözlerini kamaştırmış, saltanatın sefahatı içinde başı dönmüş ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanmıştır. Dedik ya, gösteri mükemmel düşünülmüş, düzenlenmiş; oyuncular papağan gibi rollerini ezberlemiş, ileri demokrasiden tutalım her türden ‘’açılım’’a ve hatta Kürtlerle barışa kadar... hepsi en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Haşmetmah ustaları o kadar rolüne kaptırmış ki kendini, açılım üstüne açılım yapıyor: Alevi açılımı - Roman açılımı - Kürt açılımı... derken geriye sadece kulakları tırmalayan kakafonik bir ses kalıyor. Ve tabii ki toplumsal parçalanmışlık, umutsuzluk ve yükselen milliyetçi, faşist histeri...
Haşmetmahların açılımlar perdesi böylece kapanıyor. Her şey yeniden başa sarılıyor. Cambazların timsah gözyaşları eşliğinde aynı merkezden yükselen ‘’ah-vah’’larının nedeni çok açıkta sırıtıyor, kendilerini ele veriyor. Ve gösteri sona eriyor. Acı gerçekler can almaya devam ediyor. Kürt-Türk anaları ağlıyor, cambazlar ise yeni bir gösteriye hazırlanıyor. Yandaş medya zehirini akıtmakta ölçü tanımıyor. Bilgi kirliliği alabildiğine yayılıyor. Toplum büyük bir kara propagandayla psikolojik bombardımana tutuluyor. Puslu havayı seven Pensilvanyalı koyun postuna bürünmüş, kurt ise ‘’tam zamanıdır’’ deyip Asena’nın has yavrusunu olduğunu ta Atlantik’in ötesinden haykırıyor.
Vaaz verilmiştir!.. Evleri başlarına yıkılacak, kökleri kurutulacak!..
Oyun artık planlanmış, hazırlıklar tamamlanmış, emir verilmiştir. Ve ‘’imamın ordusu’’ haşmetmahların komutasında ikinci perdeyi açıyor: Bundan sonra hiç kimse merhamet dilemeyecek! (Nasıl bir merhametse...) Bilmeyen de yedi düvele nam salmış muhteşem Süleyman’ın Viyana kuşatmasına çıkıyor sanacak. Beyaz adamın kibiri ve tipik oyunu. Önce müzakere masasını deviriyor, muhatabı ağır tecride alıyor. Sonra kükreyip duruyor, ya da acılardan acı-ölümlerden ölüm beğenirsiniz diyor. Açıkça oyun bozanlık yapıyor. Fakat bunu diyemiyor, cambazlığa başvuruyor. Bu yetmiyor, elindeki iktidar gücü ve kurumlarını birer öç alma aracına dönüştürüyor. Halkın seçtiği belediye başkanlarını, milletvekillerini, siyasetçileri, profesörleri, yayıncıları, avukatları, özgür basın emekçilerini, kısacası haşmetmahlarının kanlı gösterisine sesini yükseltecek, bunun bir felaket olacağını haykıracak ve karşısında duracak ne kadar toplumsal grup, çevre, vicdanlı aydın ve şahsiyet varsa, hepsini tutukluyor, cezaevlerine atıyor. Aslında zulüm ile abad olunmadığını biliyor, fakat inanmıyor. Dolayısıyla münafıkları oynuyor, Çelê’de zulmün en büyüğünü yaptırıyor. Yediden yemişe Kürtler ‘’bu zulmü durdurun’’ diye feryat-figan ediyor, o ise pişkinliğe vuruyor. Bir halka uygulanan vahşeti demagojik sözlerle meşrulaştırmaya çalışıyor.
Polis kolejli üçüncü sınıf Pentagon patentli derin stratejistler ve diğer cambazlar ise, ‘’Padişahım çok yaşa’’ diye tempo tutuyor. Ama bu derin stratejistlerin üç aylık zamana ayarlanmış hesap-kitaplarının açık bir bahar sendromu olduğuna bahse girerim. Haksız da sayılmazlar aslında. Zira dağ baharının Arap baharına hiç mi hiç benzemediğini en iyi yine bu cambaz stratejistler bilir. Ancak korkunun ecele faydası yok. Halk ariftir ve arife tarif gerekmez. Boşuna mı denilmiş, ‘’gecenin en karanlık anı şafak sökmeden önceki andır’’ diye. Hayır! Roboskî katliamı bir karakıştır bu anlamda. Şafak sökmeden önceki andır. Ve çok açıktır ki üç aylık zamana ayarlanmış derin hesapların sonucudur. Dolayısıyla da bilinçli, maksatlı ve planlıdır. Katliam sonrası derin sessizlik bunun açık kanıtıdır.
Çelê, Roboskî vb. katliamlarla bu halkı korkutacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sizden öncekiler de bu yolu çok denediler ama yanıldılar. Siz de yanılıyorsunuz. Daha da önemlisi, bu ülkeyi çok tehlikeli bir çukura sürüklediğini görmüyorsunuz. Belki de kendinizi Sultan Süleyman sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz...
Ve diğer kalem cambazlarına, özellikle de tatlı su aydınları ile oryantalistlere, son Roboskî katliamından sonra söyleyecek laf bulamıyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim: Yere göğe sığdıramayacağınız haşmetmah ustalarınızın eseri olan Çelê ve Roboskî katliamları birer utanç aynasıdır. Artık istediğiniz kadar övünebilirsiniz!
Bolu F Tipi Cezaevi