Bu yaklaşım kimi epistemolojik handikaplar taşısa da aşk romanına içkin cinsellik, beden ve etik politikalarına dikkat çekmesi anlamında hayli verimli çözümleme araçları da sunmaktadır. Evet, Jane Austen'ın 'Aşk ve Gurur'unu ölümsüz kılan şey sadece sınıflar arasındaki sosyal statü farkının 'erosun' yön ve istikametini kökten belirleyebildiği gerçeğini ustaca betimlemiş olması değil; ama aynı zamanda 'tin' ile 'ten'in kesişme sınırında geleneksel ahlakın iki farklı özne arasında inşa ettiği 'ar' duvarının bireyin seçim ve davranışları üzerindeki muazzam gücünü zarafetle resmedebilmiş olmasıdır biraz da. Ahlak, en yalın tanımıyla, sınırlamaktır; aşk denen o nadir bitki ise bu sınırın ihlal edildiği kıyılarda yeşerir daha çok.
O halde, erosu çevreleyen çelik zincirlerin ve geleneksel ahlaki sınırların yerle bir olduğu global kültür endüstrisi çağında klasik aşk romanı yazılmasını beklemek ne denli gerçekçi olabilir?
Kabul edelim artık. Hiçbir erkeği ıssız bir taşra tren istasyonunda tutkuyla bekleyen cesur bir 'Anna Karenina' olmayacak bu yüzyılda; hiçbir kadın için, güneşli bir kır kahvesinde, kederden yüreğine kara sular inecek kadar kahır içinde, çaresiz bir aşkın acılarına katlanma erdemi gösterecek 'Genç bir Werther' olmayacağını bildiğimiz gibi.
Ancak bu kültürel olgu, aşk nosyonunun yeryüzünü sonsuza dek terk ettiği anlamına gelmiyor olsa gerek. Uluslararası yayıncılık dünyasının son satış rakamları 'neo-aşk' romanı çağına sorunsuz bir iniş yaptığımızı müjdeliyor gibi. 20. yüzyılın ortalarından itibaren edebiyat hayatına egemen olmaya başlayan 'kanonu' takmayan popüler roman trendinin bugünlerde demirlediği limanlardan biri de klasik yazının kadim ve değişmez temaları kabul edilen aşk ve erotizm.
Aşk romanının kökleri 1740'lara, Samuel Richardson'ın Pamela'sına dayansa da Austen'ın 1813'te basılan 'Aşk ve Gurur'u bu türün başyapıtı kabul edilmektedir. Popüler aşk romanlarının etkili şekilde edebiyat piyasasında görücüye çıkması ise 1970'lere uzanmaktadır. 1972 yılında yayınlanan Kathleen Woodiwiss'in 'The Flame and the Flower'ı yaklaşık 2 milyon 350 bin adet satarak çile ve keder anlatısını 'yatak odasının' kapısından içeri sokmuş oldu. 2000'li yıllarla birlikte aşk ve erotizm romanları edebiyatın en popüler türlerinden birine dönüştü denebilir. Örneğin 2008 yılında ABD'de aşk romanlarının toplam cirosu 1.37 milyar Dolara ulaşırken, aynı yıl tam 7 bin 311 aşk romanı basıldı. 2008 rakamlarına göre her dört Amerikalı'dan biri hayatında en az bir aşk romanı okuduğunu söylerken, dünya genelinde İngilizce dilinde aşk romanı okuyanların sayısı 74.8 milyonu buldu. 2010 yılına gelindiğinde ise edebiyatta kitlesel 'eros' devrimi başlayacaktı.
2012 yılında E.L. James'ın 'Grinin Elli Tonu' adlı üçlemesinin dahiyane bir pazarlama stratejisiyle 90 milyon gibi rekor bir satış rakamına ulaşması 'aşkı' yayıncılar açısından risk alınıp büyük yatırım yapılabilecek gözde alanlardan birine dönüştürmüş oldu. Son olarak St. Martin's Yayınevi geçtiğimiz Ocak ayının ortalarında popüler aşk romanları yazarı Sylvia Day'ın önümüzdeki dönemde yayınlanacak iki yeni romanı için 10 milyon Doların üzerinde rekor bir telif anlaşması yaptığını duyurdu. Yayınevi yetkilileri bu riskli bahisten yüksek kar devşireceklerinden emin görünüyor. Piyasa ve tüketici eğilimleri araştırması her detay gözetilerek yapılmış. Yayınevine göre E.L. James'ın yarattığı erotik-romantik fırtına hemen dinmeyecek.
Önümüzdeki dönemde piyasanın önde gelen diğer yayınevlerinin de 'neo-aşk' anlatıcılarıyla dudak uçuklatan telif anlaşmaları yapmaları bekleniyor. Geçen yıl aşk ve erotizm romanları sadece Amerika'da 1.5 milyar Dolar getiri sağladı. Amazon'un verilerine göre 2012 yılında en çok satan 10 romanın ilk beşini aşk romanları oluşturdu. Bu roman türünün ana tüketici kitlesi ise kadınlar. Amerika Aşk Romanı Yazarları Birliği'nin verilerine göre aşk romanı okurlarının yüzde 91'ini kadınlar oluşturuyor.
Toplumsal 'melankoliya' günlerinde aşk
Peki büyük toplumsal kurtuluş anlatılarının ciddi irtifa ve itibar kaybı yaşadığı toplumsal melankoliya çağında aşkın ve erotizmin yeniden nöbetçi eczane muamalesi görmesini 'sağlığa' mı yoksa 'sayrılığa' mı yormalıyız?
Aşk romanları patlamasının gerisindeki ekonomik ve sosyal dinamiklerden ziyade birey eksenli psikolojik faktörlere odaklanan psikolog ve terapistler bu eğilimin kentli modern kadının duygusal arayışlarını yansıttığını ifade ediyorlar. Günlük iletişim ve ilişkilerin Facebook ve Twitter gibi soğuk teknolojik araçlar üzerinden gerçekleştirildiği bir çağda aşk romanlarının kadınlara gerçek hayatta yakalayamadıkları duygusal ilişki zeminini sağladığına dikkat çeken aile terapisti Niloo Darashti, kadın-erkek ilişkilerindeki tekdüzelik ve kronik problemlerin bu roman türünün popülerleşmesine katkı sunduğunu söylüyor. Kadınların ideal aşk nosyonunu roman kahramanlarının kurmaca dünyasında bulduğuna vurgu yapan Darashti, ulaşılamayan 'ıssız adam'ın boşalttığı yerin popüler aşk romanları tarafından doldurulduğunu düşünüyor. Cinsellik terapisti Stephen Snyder ise şu an piyasadaki popüler aşk romanlarının erkek karakterlerinin kişilik özelliklerine dikkat çekerek, bu romanlarda erkeğin gerçek hayattakinin tam aksine kadınla duygusal ilişkisinde duyarlı ve 'oyuncu' olarak betimlendiğine dikkat çekiyor. Ancak bugün yayıncılık endüstrisinin ulaştığı yetkin ve karmaşık iktisadi yapı, psikologların iddia ettiğinin aksine 'aşk talebinin' 'arzı' değil de 'aşk arzının' daha çok 'talebi' belirlediğine işaret ediyor. Evet, son birkaç yıldır ciddi bir yükseliş trendi yakalayan aşk romanlarının temasından yazımına, ambalajından sunum ve tanıtım tekniğine yayın sürecinin her aşamasının gelişkin bir post-Fordist stratejiyle şekillendiğine tanık oluyoruz.
Kimi eleştirmen ve yayıncılar ise online ve e-kitap teknolojisinin gelişimi ile erotik aşk romanları patlaması arasında doğrudan bir ilişki olduğunu dillendiriyorlar. Yayıncı ve erotik roman yazarı Christine Leov-Lealand, Kindle gibi e-kitap araçlarının aşk ve erotik roman tüketicisi üzerindeki 'mahalle baskısını' ortadan kaldırdığına dikkat çekerek çağdaş yayıncılık teknolojisinin bireye cinsel ve duygusal fantezilerini tatmin için en aykırı kitabı, kitabevi kasiyerinin 'yadırgayıcı bakışlarına' maruz kalmadan satın alma ya da Kindle'ına 'download etme' olanağı sunduğu tespitinde bulunuyor. Sektörün son üç yıllık rakamları e-kitap çağının en çok kazananının erotik aşk romanları olduğu düşüncesini doğrular nitelikte.
Çalışan, orta-sınıf kadın ve erkekleri hedef tüketici kitle olarak seçen 'neo-aşk' romanlarının ürettiği hegemonik cinsel ve duygusal rol modeli ise geleneksel kadın-erkek hiyerarşisinin farklı bir varyantına dayanıyor bir anlamda. Ruhsal titreşimlerin bedenin ancak fiyakasında zuhur edebildiği bu romantik kurgularda kadın ilgi ve aykırı cinsellik dilencisi; erkek ise her zamanki gibi dominant ve haz bahşeden karizmatik bir oyuncu olarak resmediliyor.
Ancak kentli bireyin erotik hayal gücü haritasının sınırlarını yeni baştan çizen asri romanlar, genel roman türüne yeni okur da kazandırıyor bir bakıma. Grinin Elli Tonu'ndan edinilmiş bir erotik görgü ve edebi beğeninin 'Kolera Günlerinde Aşk'ı hangi tensel ve ruhsal koordinatlar üzerinden alımlayamayacağı ciddi bir soru işareti olarak dursa da popüler aşk romanlarının, yaşamında eline ilk kez kitap almış bir okuru genel roman okuruna dönüştürme potansiyeli taşıdığına da kuşku yok.
20. yüzyıl tüketim kültürü kitap okuma edimini avare bir boş zaman etkinliğine dönüştürmeyi başarmıştı. 'Neo-aşk' romanlarının en büyük katkısı ise aşk denen o karmaşık varoluş halini erotik bir boş zaman kaçamağına dönüştürmek olacak gibi. 14 Şubat Sevgililer Günü'nde sevgilisine Edgar Allan Poe'nun 'Annabel Lee'sini ya da Cemal Süreya'nın 'Sevda Sözleri'ni armağan edenlerin sayısı günden güne azalırken, kentin loş sokaklarından ne Kafka-Milena ne Aragon-Elsa ne de Dante-Beatrice ikilisinin gürbüz çocuklarının geçmesi beklenemezdi herhalde...
ahmetmirzan@gmail.com