Mart’ta Newroz’la uyanan doğa, bembeyaz kardan örtüyü söküp yırtarak yeniden dirilip canlandı. Nisan’da gök bereketli yağmurlarla besledi toprak anayı; ırmaklar çağlamaya ve aktığı yerlere hayat sunmaya başladı. Mayıs’ta da ağaçlar yaprak açtı ve her yer huzur veren bir yeşile büründü. Sonra birbiri ardına açıverdi kan çiçekleri…
Zulmün duvarlarını çatlatan öncü kardelenlerin adı: sehpalarda Hüseyin, Yusuf, Deniz… ihanetin bağrında Karasungur, İ. Bilgin; Tatvan’da Mizgîn, Antep’te Haki; Amed zindanlarında Kaypakkaya, Ferhat, Necmi, Eşref, Mahmut… Urfa’da Halil; Nurhaklar’da Sinan oldu! Ve kalemin yazmadığı daha onlarcası… Onurlu ve insanca bir yaşam uğruna toprağa düşen yiğitler, tomurcuklanıp halkların baharına rengini veren birer mayıs gülleri şimdi Kürdistan dağlarında. Ve bugün yurdumuzda on binlerce çocuğun adı Deniz, Haki, Ferhat, İbrahim ve Sinan… Adına gerilla patikaları denen yolda ilerledi ardılları; namusun ve şerefin arayıcılarına umut olmak için.
Bu yüzden Kürt ve Türk halklarının mücadele tarihinde mayıs ayı çok acılı ve bir o kadar da anlamlıdır. Adına Şehitler Ayı denmiştir. Şehitler birer güldür, halkın her nefeste kokusunu içine çektiği. Öyle ki; dilimizde ‘Meha Gulan’dır, güller ayı yani: Mayıs Gülleri! Dağları, ovaları ve tümden yurdumuzu mayısta rengarenk çiçekler kaplaması bundandır.
Bir gider bin gelirlerdi onlar...
Zorlu ve çetin bir kış yaşadık bu yıl. Toros ve Zagrosların, yani Anadolu ve Mezopotamya’nın boylu boyunca kar altında olduğu, karın yumuşak ihanetinin canlar aldığı o zorlu ve akla gelince bile ürperten dağ koşullarında, bu topraklara baharı getirmeye yeminli, inançlı ve kararlı insanlarla bir kış geçirdik.
Yer yer 6 metreyi aşan kardan tepeleri tepe tepe aşarken bile aah! edip sızlamayan yüreklerdeki sıcaklık karşısında buzların bile çözüleceğine tanık olduk. Bu zorlu yolculukta her bir adım Deniz, her nefes Haki oluyordu; tüm zorluklara inat İbrahim, Ferhat, Mahirler ve Sinanlar çoğalıyordu. Çoğaldıkça genişleyen ve uzayıp giden yol oluyordu.
Evet; bir gider bin gelirlerdi onlar. Çünkü onlar umuttu ve umuda kurşun işlemez, idam sehpaları ve işkenceler sökmezdi. Şimdi umut dağlardaydı; ama dağlar ve dağların asi çocukları kar altındaydı; öfkeli ve mahzunlardı. Şiirin gerçekle buluşup canlandığı anları yaşıyorduk.
Zulmün saraylarında parıltılı ışıklar altında halkların geleceğini karartacak sinsi planlar yapılırken onların gözü ufuk ötesindeydi; dillerinde aynı ezgi vardı: “hele bir bahar gelsin!…”
Bu sözler akla bir şairin dizelerini getirivermişti hemen: “…hele bir çiçekler açsın/ sevda boy versin…”
Tüm endişeleri, halkların üzerine çökmüş şu kâbusu-karabasanı defetmek ve aydınlığa çıkarmaktır yarınları. Bahar demek; Ulaş, Deniz, Mahir, İbo ve Haki’nin, Kemal’le Ferhat’ın intikam savaşı demekti. Öfkeyi bileyen, bu yiğitlerin gözünü arkada bırakmamak ve uğruna canlarını verdikleri davada onların sesini, onların ruhunu taşırmaktı geleceğe. İşte bu yüzdendi “hele bir bahar gelsin!” deyişleri. Bin yılların baskı ve zulmüyle güçlü hesaplaşmak için.
Beklenenden fazla yağan kar baharı geciktiriyordu; ama Newroz heyecanı sarmıştı Kürtleri. Dirilişlerini hangi güç durdurabilirdi? Yasakmış, polismiş, barikatmış, vız geldi bu halka; birer birer yıktı engelleri. Gecikmiş baharlarını kendileri getirmeye koyuldu topyekün bir halk.
Newroz 1 Mayıs’la buluştu
Doğayla birlikte bir gömülü kanlı tarih, bir kadim halk silkinerek uyanıyordu sanki ölüm uykusundan. Uyuyan dev uyanmış ve gümbür gümbür yürüyüşünün ayak sesleriyle yavru Dehak’larla bilcümle zalimlerin uykuları kaçmıştı bir anda.
“Hüşşt! çektiler, korkutmak için; ama kim takar zalimin tehdidini. Kardan örtüyle birlikte Kürt halkına giydirilen beyaz kefen de eriyip gitmişti. “Hüşşt!” denince susturulan halk gitmiş, yerine “artık bizi hüştüremezsiniz!” diyen, dirençli ve örgütlü bir isyan halkı çıkmıştı ortaya.
Zalimin korkusu, 4 Nisan’da Amara işgaline dönüştü. Ama nafile! Korkunun ecele faydası yoktu. Newroz’la dirilen Kürtlerle emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesi nihayet 1 Mayıs’ta görkemli bir şekilde buluştu Taksim’de ve diğer tüm meydanlarda. Her meydan mayıs gülleri kadar renkli ve onlar kadar coşkulu… Ne de olsa Mayıs gülleri bunca bedelin, emeğin ve yeniden doğuşun birleşerek özgürleşmesine, ortak mücadeleye güçlü bir çağrıydı.
Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesiyle Türkiye halklarının demokrasi mücadelesi yıllardır farklı kanallarda aktı. Egemen güçler bu iki halkın onurlu mücadelesinin buluşup güç birliği yapmasını engellemek için elinden ne geldiyse yaptı. Maalesef devrimci-demokratik-yurtsever güçler, egemenler kadar bile ellerinden geleni yapmadılar. Bunun sancıları fazlasıyla çekildi ve çok ağır bedeller verildi.
Çiçeklere yaşam suyu oldular
Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin Hakiler ve Kemal Pirlerle, Ferhat’la, Necmi, Mahmut ve Eşref’le kanları karıştı direnişte. Topraklar bu kanla sulandı. Tomurcuklanan her bir çiçeğin yaşam suyu oldu onlar. Ve Onların gelecek umutları, özlemleri ayrı dillerde ifade edilse de hep ortaktı. Şehit analarının ve sembol olmuş bu gözüpek halk çocuklarına gönül verenlerin acıları da aynı derecede ortaktı. Kürdistan dağlarındaki binlerce gerillanın mücadelesi ve yıllar yılı beklentisi de bir gün tüm acılar ve sevinçler gibi özgürlük ve demokrasi mücadelesinin de artık mutlaka ortaklaştırılmasına dönüktü.
İhanetin paslı hançerinin egemenlerce bilendiği bugünlerde, Karasungur anısına Kürt halkının ulusal birliğinin yanı sıra Türkiye ve Kürdistan halklarının demokratik özgür birliğini sağlamak, dağlardaki Deniz yürekli Mahir insanların tek amacı.
Deniz, Mahir, İbo, Sinan ve Haki ile Ferhatların, Karasungurların, onların izinde toprağa düşen onbinlerce yoldaşının umut ve hayallerini gerçekleştirmek için ne bedel gerekiyorsa ödemek, gerillaların tek yaşam gerekçesidir. Bu uğurda hiç tereddütsüz canlarını feda etmeye hazırlar.
Bugün halklar özgür gelecek için meydanlarda; gerilla ise, Türk devletinin ve AKP Hükümetinin tüm insanlık dışı vahşet uygulamalarına rağmen dimdik ayakta ve dağlarda amansız direnişini sürdürerek mayıs güllerinin ortak mücadele çağrılarına kendi cephesinden cevap vermekte.
Ferhatlı Dörtler’in bedeninde harlanan ateş tüm Kürdistan dağlarında sönmeyecek bir özgürlük meşalesine dönüşmüş. Mizgîn’in sesinden yayılan ezgiler yankılanıyor Bagok’ta, Herekol’da. Ve dağların yüreği Denizlere akmakta şimdi. Dağlara ve Denizlere gönül vermiş herkesin bu akışa coşkuyla katılmasının zamanı değil mi?
Ne mutlu bu yiğit insanları doğuran analara. Binlerce selam olsun, elleri öpülesi o analara. Onlara sunulacak her gül, ama her gül; rengini kahraman çocuklarının kanından, kokusunu yaşam sevdalarından almış birer mayıs gülüdür.
AHMET ÇİMEN: Meha gulan veya mayıs gülleri