Kendine has üslubu ve bazen harbi çıkışlarıyla şimdiye kadar yazılarını okumayı tercih ettiğim biriydi. Programlarını da elimden geldiğince izlemeye çalışırdım. Her ne kadar “tarafsız bölge” gibi iddialı bir isimle program yapsa da, konukları ve sorularıyla bu iddiaya denk bir duruş içinde olmuyordu. Bunun dışında kim olduğunu bilmiyorum. 

Özellikle rahmetli Tahir Elçi’nin “tarafsız bölge”de “PKK terör örgütü değildir” demesinden sonra başına çok şey geldi. Yumruklu sopalı saldırıya uğradı. Linç edildi. Soruşturma açıldı. Bu saldırıları, saldırganları kınıyorum. Tahir Elçi’nin duygusunu ve düşüncesini açıkça söylemesinin Ahmet Hakan’la da bir ilgisi yoktur. Rahmetli Tahir Abi “Tarafsız bölge” gibi bir programa katılmış, bir hukukçu ve bu devletin karakterini yakından tanıyan biri olarak ve neye mal olacağını bildiği halde inandığı şeyi söylemiştir. Bu düşüncesini ve inandığı şeyi söylemesinin Ahmet Hakan’la hiçbir alakası yok. Kimse kimseye zorla bir şey dedirtemez. 

İzlediğim ve yazılarını takip edebildiğim kadarıyla Ahmet Hakan özellikle bu yumruklu saldırıdan sonra oluşturmaya çalıştığı “demokratik”, “mazlumun ve ezilmişin yanında olma”, “iktidara muhalif olma”, “gerçekleri dobraca söyleme” imajından yüz seksen derece dönüş yaptı. Yelkenleri ters yöne açtı. Nedenini bilmiyorum. Korkmuş da olabilir, ürkmüş de! Ama ısrarla “bakın ben de PKK terör örgütüdür diyorum” gibisinden cümleler kurarak kendisini birilerine kabul ettirmeye çalıştığı da çok sırıtıyordu. 

Türkiye'de bir insanın hangi çapta olduğunu öğrenmek istiyorsanız Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşımına bakmalısınız. Kürt sorunu turnusol kağıdı gibidir. İnsanın gerçek rengini, karakterini açığa çıkarır. Korku ve ürkmeden öte belki de gerçek karakteri böyleymiş. Bunu en iyi kendisi bilir. 

Türkiye'de düşünce özgürlüğü belki yok, ama özgürlüğün düşünceye saygıda başladığına inanırım. Onun için herkes düşünce özgürlüğü temelinde görüşlerini rahatça dile getirebilmeli. Ahmet Hakan gibi, bizim gibi…! 

Ahmet Hakan son yazılarında Kürt temsilcilerine, Kürt halkının irademdir dediği örgütlere başlatılan saldırı kampanyasının adeta bayraktarlığını yapmakta. Özellikle “Halkların demokratik canlı bombası” başlıklı yazısıyla Kürtlere, Kürt değerlerine yönelik hakaretlerde bulunarak, rencide etmeye çalışmış açık bir saldırı içine girmiştir. “Siz alçaksınız”, “siz şerefsizsiniz” demiştir. Bu, kendi görüşü!  

Kürt toplumunun bir üyesi olarak Ahmet Hakan’a “sen alçaksın”, “sen şerefsizsin” demiyorum. “İki yumrukla “tarafsız bölge” “taraflı bölge”ye döndü de demiyorum. Hedef gösterme gibi bir amacım da yok. Ahmet Hakan’a sadece bazı sorular sormak istiyorum. 

Kürtler diye bir halk, Kürdistan diye bir coğrafya var mı, yok mu? 

Kürtleri kim, neden yok saymıştır, yok sayıyor ve hiçbir yerde hak kazanmasını istemiyor? 

PKK mi Kürt sorununu ortaya çıkarmıştır, yoksa Kürt sorununun varlığı mı PKK'yi ortaya çıkarmıştır? PKK denince neden Kürtler, Kürtler denince neden PKK akla geliyor? 

Türk devletinin ve bugünkü AKP hükümetinin dış politikası neden hep Kürtlerin hak kazanmasını engellemeye yönelik olmuştur?

Kürtleri savunan kendi öz savunma birlikleri olmasına rağmen bu kadar saldırı altındayken, silahlı güçler olmazsa Türk devleti Kürtlere neler yapar? 

Kendisini kültürel, siyasal, sosyal, ekonomik ve bir bütün olarak toplumsal soykırım altına hisseden bir toplum, yani Kürt toplumu kendisini nasıl savunabilir? 

Kürtlerin bir toplum olarak kabul görmesini, Kürt normalizasyonunu sağlamaya çalıştığını söyleyen PKK var, silahlı güçleri var. PKK'nin varlığı Türk devletine “Kürtlerin temel demokratik hakları olan anadiliyle bütün kademelerde eğitim görmesine, kendisi hakkında karar alma yetkisinin olmasına, kendi kimliğiyle varlığını ve kültürünü korumasına, içinde bulunduğu devletin toprak bütünlüğüne, yani Türk devlet sınırlarına dokunmadan kendi kendini yönetmesine” engel olma hakkı verir mi? Sizce Türk devletinin Kürtleri yok etme zihniyeti yoksa neden bu Kürt gerçeğini kabul edip PKK'nin dayandığı temelleri ortadan kaldırmıyor?   

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, PKK Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için yıllarca çaba göstermesine rağmen neden bir çözüm olmadı? Dolmabahçe Mutabakatı Türkiye'yi bölecek hangi maddeyi içeriyordu. Bu mutabakatın gerekleri yerine getirilseydi bugün bu savaş durumu ortaya çıkar mıydı? Kim Dolmabahçe Mutabakatını yok sayarak “ne Kürt sorunu kardeşim, artık öyle bir sorun yok!”, “Masa da yok, müzakere de yok” dedi. 

Bir devletin başbakanı hangi topluma yönelik, neden ve hangi hakla “kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” diyebiliyor?

Neden 7 Haziran seçim sonuçları kabul edilmedi?

Neden IŞİD dünyanın her yerinde gerçekleştirdiği eylemleri sahipleniyor da, Türkiye'de gerçekleştirdiği eylemleri sahiplenmiyor? Bu eylemlerin özellikle 7 Haziran seçim sürecinde ve bu sonucun kabul edilmemesinden sonra gerçekleşmesi manidar değil midir? Neden IŞİD AKP'ye ya da Türk devletine yönelik herhangi bir eylem gerçekleştirmiyor? Hiç işkillenmiyor musunuz? 

Cizre’de, Silopi’de, Amed’te ve Kürdistan'ın başka yerlerinde Kürtler yerel demokrasinin geliştirilmesi temelinde kendilerini yönetmek istiyorlar. Bu özyönetim alanlarını Hz. Muhammed’in de kullandığı hendeklerle, barikatlarla, çıplak bedenleriyle korumaya çalışıyorlar, ama AKP iktidarı tankıyla, topuyla, helikopteriyle saldırıyor ve yüzlerce sivil Kürt’ü katlediyor. Neden kimse Ey AKP, Ey Tayyip Erdoğan bu yaptığınız terördür, katliamdır demiyor, diyemiyor? Yoksa Cizre’ye, Silopi’ye, Amed’e barış, istikrar ve huzur götürmek için mi AKP'nin asker ve polislerinin saldırdığını düşünüyorsunuz? Kürt halkının hangi acıları yaşadığını biliyor musunuz? 

Türk savaş uçakları gidip gerilla alanlarını bombalıyor, her bombardımanından sonra da genelkurmay “yüzlerce teröristi etkisizleştirdiğini” söylüyor. Bu saldırılara, yüzlerce insan öldürülmesine alçaklıktır, şerefsizliktir diyebiliyor musunuz? Onu da bırakalım, herhangi bir eleştiri yapabiliyor musunuz? Buna seviniyor musunuz, üzülüyor musunuz? 

Doğadaki herhangi bir canlının bile bir savunma mekanizması varken, yok olmayla karşı karşıya kalmış; her günü ve her anında işkence, zulüm, baskı, ölüm görmüş bir halkın kendisini savunması en meşru hakkı değil midir? Hangi politikalar bir insana Ankara’da sivillerin zarar görmeyeceği biçimde “askeri bir güce”, “orduya” canını bombaya dönüştürüp patlamasına neden oldu?

Sizce Kürtler varlığını korumak ve özgürlüğünü sağlamak için ne yapmalı? 

...

Gerçekten de Türkiye'de iktidarı, devleti eleştirmek, onlara yanlışlarını, hatalarını söylemek kolay değil, cesaret istiyor. Devletin en başındakiler “tarafsız” olan “bertaraf” olur diye nutuklar atıp herkesi yanında olmaya çağırırken “tarafsız” görünmek gerçekten zor. Hele biraz da ünlüyseniz, maddi imkanlara kavuşmuşsanız bu imkanlardan vazgeçme cesaretini göstermek çok daha zor. 

Ahmet Hakan’ın kullandığı dobra cümlelerle son bir söz söyleyelim: 

Seni adam sanmıştık!