Avukat Ercan Kanar, AİHM’in son dönemde verdiği kararlarla kuruluş ilke ve esaslarından uzaklaşarak, taraf devletleri korumaya başladığını söyledi.

 

YASİN KOBULAN / MA / İSTANBUL

Avukat Ercan Kanar, 2014’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın haklarının “ihlal” edildiğini kabul eden AİHM’in verdiği son kararla önceki kararına ters düştüğünü belirtti.

Türkiye’nin taraf 47 devletten biri olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), son dönemde verdiği kararlarla tartışma konusu. AİHM’e, yerel mahkemelerden Anayasa Mahkemesi’ne uzanan iç hukuk yollarının tüketilmesi sonucunda ancak başvurulabiliniyor. Mahkemenin 1 Ocak 2018’de açıkladığı istatistiklere göre, Türkiye 2017’de AİHM önünde hakkında en fazla dava başvurusu olan üçüncü ülke oldu. Avrupa Konseyi’nin (AK) geçtiğimiz Nisan ayında açıkladığı rapora göre ise 2017’de Türkiye, AİHM kararlarını en fazla uygulamayan ülkeler listesinde Rusya ile başı çekip, geçtiğimiz yıl 11 milyon 600 bin euro tazminat ödemeye mahkum oldu. Buna rağmen kimi önemli dosyalara dair yapılan başvurularda kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak yerine kararlarında Türkiye’den yana tavır alması mahkemenin varlık koşullarını sorgulatır hale getirdi. Tanınmış ceza hukukçusu Avukat Ercan Kanar, AİHM’in dayandığı temel değer ve esasları, kurulduğu günden bugüne ne kadar taşıdığını değerlendirdi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), temel insan haklarını esas alan kamu düzeni oluşturma hedefiyle hazırlandığını belirten Kanar, bu hedefin esas itibariyle liberal haklar üzerine oturduğunu dile getirdi. AİHM’in ise bu kamu düzeninin yargısal denetimini yapmak amacıyla oluşturulduğunu söyleyen Kanar, mahkemenin dil, din, ırk ve siyasal görüş ayrımcılığı yapılmadan devletlerin hedeflenen Avrupa kamu düzenine aykırı ihlallerini denetlemek amacıyla kurulduğunu ifade etti.

Kuruluş esasını koruyamadı

 Ancak AİHM’in kurulduğu dönemde baz aldığı ilke ve esasları, günümüzde koruyamadığını kaydeden Kanar, bunu “İş yükünden kurtulmak için birçok başvuruyu iç hukuka havale ediyor. Gelen yargıçlar devletler tarafından gönderildiği için özgürlükçü bir evrim gösteremiyor” sözleriyle dile getirdi.

Taraf devlet korunuyor

 Kanar, AİHM’in son yıllarda verdiği kararlarla daha çok taraf devletin korunmasını esas almaya başladığını da vurguladı. Kanar, “Caydırıcı kararlar giderek daha az çıkıyor. Özellikle eski Doğu Avrupa ülkelerinden gelen yargıçların katılımıyla verilen kararlarda taraf devletin korunmasında artış var. Çünkü bu ülkelerden gelen yargıçlar, devleti koruma eğitimiyle yetişmiş yargıçlar. Kaldı ki şimdi birçok eski Doğu Avrupa ülkesi bugün totalitarizme kaymış durumda” dedi.

Özgürlükçü reformlar olmalı

 AİHM kararlarında siyasi bir etkinin çok açık görünmese de, var olduğunu kaydeden Av. Kanar, şunları belirtti: “AB tarihinin en zayıf dönemini yaşıyor. Sağ hareketlerde yükseliş var. Rejimler totalitarizme yaklaşıyor. Kapitalizmin krizi popülist akımları güçlendiriyor. Bu faktörler AİHM’i devletler karşısında çekingen ve boyun eğici yapıyor. AİHM’in yapısında özgürlükçü reformlara ihtiyaç var. Başvuru ilk aşamada ret olduğunda itiraz yolu kapalı ve ayrıntılı gerekçe yazılmıyor. Çoğu kez AİHM de sözleşmenin maddelerini ihlal ediyor.”

 

Yargıçları devlet seçmemeli 

Bu durumdan kurtulmak için ise yargıçların devletler tarafından değil, özerk hukuk kurumları tarafından seçilmesi gerektiği önerisinde bulunan Av. Kanar, yine AİHM’in devletler üzerinde yaptırım gücünün artırılması, insan hakları kurumlarının raporlarının bilirkişi mütalaası gibi kabul edilmesi, önemli ihlal başvurularında Af Örgütü gibi insan hakları kurumlarının müdahilliğinin kabul edilmesi gerektiğini belirti.

Kanar, aksi halde AİHM için tam bir bağımsızlıktan bahsedilemeyeceğinin altını çizdi.

Önceki karara aykırı

Öcalan’a dair yapılan “işkence ve kötü muamele” başvurusunun AİHM tarafından reddedilmesi üzerinde de duran Av. Kanar, “çok yanlış bir karar” olarak gördüğü bu kararın mahkemenin önceki kararları ile çeliştiğini ifade etti. Söz konusu kararın, “taraf devletin savunmasını esas aldığını” söyleyen Kanar, mahkemenin verdiği bu kararla 18 Mart 2014’te yine Öcalan’a dair verdiği önceki kararıyla çeliştiğine dikkat çekti. Kanar, o kararda AİHS 3. Maddesi’nin ihlal edildiğvini tespit eden mahkemenin, yine 2001-2008 yılları arasında verdiği pek çok kararda ömür boyu müebbet hapis cezasının 3. Madde’ye aykırılık teşkil edebileceğini belirttiğini belirterek, AİHM’in 2008’de verdiği “Kafkaris/Kıbrıs Kararı”na atıf yaptı.

Ömür boyu hapis işkencedir 

AİHM’in bu dosyaya dair verdiği kararda, “bizatihi müebbet hapis cezasının infazının kötü muamele teşkil edip etmeyeceğini, hükümlünün salıverilme olanağının olup olmaması belirleyecektir” dediğini hatırlatan Kanar, şöyle devam etti: “Birçok kararında hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkını AİHM gündeme getirmiştir. Müebbet hapis cezalarının belli bir süreden sonra gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Vinter/Birleşik kararında da aynı hususu AİHM vurgulamıştır. Alman Federal Anayasa Mahkemesi ve İtalyan Anayasa Mahkemeleri de aynı görüştedir. Portekiz, Ceza infaz Reformu ile ömür boyu hapis cezasını kaldırmıştır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi uzun süreli mahkumlara ilişkin R(76)2 tavsiye kararında üye devletlere müebbet hapis cezasına mahkum olanların cezalarının infazından itibaren 8 ile 14 yıl arasında cezaların gözden geçirilmesini tavsiye etmiştir. Vurgulamak istediğimiz odur ki, bizzat ömür boyu hapis cezasının kendisi işkence ve kötü muameledir. Ne yazık ki AİHM özelikle Türkiye’den yapılan başvurularda ayrımcılık ile ilgili genelde hep olumsuz karar vermiştir.”

Türkiye’deki hukuk ve insan hakları kurumlarının ömür boyu hapis cezasının kaldırılması için ciddi bir kampanya örgütlemesi gerektiğini söyleyen Av. Kanar, son olarak “Kaldı ki Abdullah Öcalan sıradan bir mahkum değildir. Toplumsal barış sürecinin ciddi anlamda başlaması için Abdullah Öcalan’ın 20 yıla yaklaşmakta olan infazının son bulması gerekir” dedi.