Öcalan’ın avukatlarından HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, “AİHM bu siyasi kararla İmralı’daki tecridi onayladı. Öcalan uluslararası bir komployla getirildi ve bu komplo halen sürüyor” dedi.
Öcalan’ın avukatlarından olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin Milletvekili Ebru Günay, AİHM’in hükümetlerin çıkarlarına göre karar aldığını bir kez daha ispatladığını belirtti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) İmralı Cezaevi’nde kalan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dair yapılan başvuruya ilişkin verdiği ret kararına dönük tepkiler sürüyor. 2008’de yapılan arama sırasında gardiyanların işkence ve kötü muamelesine maruz kalan Öcalan adına avukatları, 2010’da AİHM’e başvurmuştu. AİHM, 8 yıl sonra aldığı kararla bu başvuruya, tamamen Türk tarafının argümanlarını kullanarak reddetti. Günay, “Sur, Cizre döneminde ve uzun zamandır Türkiye’deki hak ihlallerinde yönelik kararlarında AİHM’in olumlu kararı olmadı. Öcalan hakkında alınan kararda da benzer bir durumla karşılaştık” dedi.
Kopyala-yapıştır yapılmış
AHİM’in, 2008 ve 2009 yılındaki iç hukukta yaptıkları başvurularda, yerel mahkemelerin verdiği kararları kopyalayıp yapıştırdığını kaydeden Günay, “Kararın gerekçesinde, ‘müvekkilin kendine yönelik uygulamalara şikayetinin olmaması’ yorumu, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın akabinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvurumuzu ret ettiği kararlardaki ifadelerdir. Hukuk tekniği açısından kabul edilebilir bir durum değildir” şeklinde konuştu.
Görüşme imkanı varmış gibi
AİHM’in sanki Öcalan istediği zaman, istediği koşullarda her an avukatına ulaşabilecek, her an bağımsız bir sağlık heyeti tarafından muayene edebilecek de bu haklarını kullanmamış gibi algıyla hareket ettiğini kaydeden Günay, “Ama öyle bir şey yok” dedi. Günay, avukatların müvekkillerinin şikâyetine bakmaksızın hak ihlali ve kötü muamele tespit edildiği anda şikayetçi olup hukuki süreci başlatacağını hatırlattı.
Hem tecridi yok sayıyor hem de avukatlığı
AİHM’in verdiği kararı iki yönlü okumak gerektiğine dikkat çeken Günay, şöyle devam etti: “Burada hem tecridi yokmuş gibi sayan bir noktadan hem de avukatlık mesleğini ayaklar altına alan, avukatın müvekkili hakkında işlem yapma kabiliyetini, kanunun verdiği yetki dayanaklarını kullanmayı yok sayan bir gerekçe ile karar veriyor.”
Günay, yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muameleye dönük başvuruları dışında etkili bir soruşturma yürütülmesine dair de başvuruları olduğuna dikkat çekerek, “Bunu değerlendirme ihtiyacı bile duymamışlar” dedi.
AİHM ile CPT de çelişiyor
AİHM’in, CPT raporlarını dayanak göstererek, pratisyen hekimlerin muayene ettiği vurgusunu esas almasına tepki gösteren Günay, şöyle konuştu: “CPT, pratisyen hekimin yaptığı muayenenin yeterli olmadığını söylüyor. Orada uzman bir doktorun muayene etmiş olması gerekiyor. AİHM ise pratisyen doktorların muayenesini yeterli görüyor. Bu iki kurum da Avrupa Konseyi’ne bağlı. Karar AİHM’in İmralı’daki tecridi onayladığını gösteriyor. Sayın Öcalan uluslararası bir komployla getirildi ve bu komplo halen devam ediyor.”
Diğer sorunlara da aynı
AİHM kararının bundan sonra Türkiye’de yaşanacak hak ihlallerine karşı yaklaşımın bir başlangıcı olduğunu aktaran Günay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir gerçeklik var. AİHM, CPT ve uluslararası mekanizmaların kendisi Öcalan’a, İmralı Adası’na nasıl yaklaşıyorsa onun başka bir haliyle diğer sorunlara da aynı yaklaşıyor. Biraz daha inceltilmiş, yumuşatılmış haliyle yaklaşabilir. Cizre ve Sur başvurularını ret etmedi; ama Anayasa Mahkemesi’ne yönlendirdi. Karar almayarak, sorumluluğu AYM’ye atarak bir yol izledi ama aslında bir farkı yok.”
İnsan haklarına uzak
AİHM’in artık etkili bir hukuk yolu olup olmadığını tartışmak gerektiğini kaydeden Günay, “Devletin işkence yapmadığını ispatlaması gerekir. Ama AİHM hiçbir şeye gerek duymadan 8 yılın sonunda, yerel hukuk mekanizmalarının verdiği ret kararlarını aynı cümlelerle bize sunuyor. Bir araştırma ve soruşturma yapıldı mı? Hayır. Gerekçeli karar dışında inceleme girişimi olmadı. Çok taraflı ve insan haklarına uzak bir noktadan bakarak, karar verilmiş” şeklinde konuştu.
Siyasetin hukuka yansıması
İmralı’da uygulanan tecrit ve alınan son kararla birlikte siyasal yaklaşımın bir kez daha ayyuka çıktığına işaret eden Günay, şunları söyledi: “AİHM’in verdiği karar aslında siyasetin dile gelme halidir. AİHM’i oluşturan, sözleşmeye imza atan ve üye devletlerin mahkeme salonlarında temsiliyeti bulan yargıçların olaya yaklaşımının göstergesidir. Öcalan ve İmralı üzerinden deneyimlerimizden yola çıktığımızda yargı bağımsızlığı siyasal çıkarlar söz konusu olduğunda bir karşılık bulmuyor. İş bir anda politik tutuma dönüşüyor. Sayın Öcalan hakkında alınan karar da siyasetin hukuka yansımasıdır. Uzun zamandır İmralı tecridi, uygulanan hak ihlalleri, paralel olarak diğer cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, Kürdistan’daki katliam politikaları görülmüyor. Dolayısıyla politik tutumdan ayrı değerlendirmemek gerekiyor.”
MARDİN
AİHM sırtını döndü
Öcalan’a dönük tecrit politikasının diğer hukuksuzluklara kaynaklık ettiğini söyleyen HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, verdiği son kararla tecride göz yuman AİHM’in, Öcalan şahsında Kürt halkına sırtını döndüğünü ifade etti.
HDP Muş Milletvekili ve HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, AİHM’in verdiği kararın yanı sıra aile ile avukatlarının son olarak verilen “disiplin cezası” gerekçe gösterilerek Öcalan’la görüştürülmemesine dair konuştu. Koçyiğit, evrensel insan haklarına ve uluslararası sözleşmelere aykırı olan tecridin aynı zamanda Türkiye’nin kendi yasal mevzuatına da aykırı olduğunu hatırlattı.
Devlet tarafından her seferinde farklı gerekçeler öne sürüldüğüne işaret eden Koçyiğit, “En bilindikleri ‘koster bozuk’, ‘hava muhalefeti’ gibi gerekçeler. 15 Temmuz’dan sonra ise ‘OHAL’ gibi bir gerekçe uydurmaya başladılar. Şimdi de yeni bir gerekçe oluşturuldu. Bütün bunlara baktığımız zaman hukuksuzluk içerisinde hukuksuzluk olduğunu çok açık ve net bir şekilde görebiliyoruz” dedi.
Diğer hukuksuzluklara kaynak
Öcalan’a yönelik tecridin, uygulanan diğer hukuksuzluklara da kaynaklık ettiğini kaydeden Koçyiğit, “Uluslararası ayağı olduğuna ve uluslararası güçler tarafından tecridin sistematik olarak devam ettirildiğine ve ona göz yumulduğuna, AİHM’e yapılan ve reddedilen başvurudan anlayabiliyoruz” diye konuştu. AİHM’in, hem Kürt Özgürlük Hareketi hem de Kürt halkı üzerindeki pozisyonu itibariyle bu kadar önemli bir isim için yapılan başvuruyu bile 8 yıl bekletmesini “manidar” bulan Koçyiğit, şunları söyledi: “İmralı’daki hukuksuzluklara göz yuman, Türkiye ile kurduğu diğer ilişkileri sürdürmek için sadece Sayın Öcalan’a yönelik de değil, Sayın Öcalan şahsında hem Kürt halkına hem demokrasi güçlerine hem de mazlumlara sırtını dönen AİHM, AB gibi kurumların gerçeğiyle karşı karşıyayız.”
AİHM’in tutumunu İmralı Cezaevi sürecinde olduğu gibi, Cizre ve Sur sürecinden de bildiklerini sözlerine ekleyen Koçyiğit, etkin bir mekanizma olmaktan çıkmış bir AİHM gerçekliğiyle karşı karşıya olduklarını vurguladı. Koçyiğit, “Türkiye’deki hukuksuzluklara göz yuman bir AİHM gerçeği var. Sadece kararın bu kadar geç ele alınması dahi siyaseten ‘ben sizin yaptıklarınızı onaylıyorum’ demektir” dedi.
KCK kararı kınadı
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, AİHM’in Öcalan’ın başvurusunu reddetmesini, İmralı’daki baskı politikasını meşru görmesi olarak değerlendirdi.
Eşbaşkanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçtiğimiz hafta Öcalan’a yönelik tecridi protesto etmek amacıyla Almanya’da bedenini ateşe veren Kürt genci Ümit Acar’ın ailesine ve Kürdistan halkına başsağlığı diledi. Açıklamada, Acar’ın eylemi için şöyle denildi: “Önder Apo’nun kendisi için böyle eylemler yapılması istemediğini biliyoruz. Ancak bu eylem ve şehadetin İmralı’daki ağır tecrit ve AİHM’in kararı karşısında anlamlı bir duruş olduğu açıktır. Özellikle faşist ve Kürt düşmanı Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti sırasında gerçekleşmesi Almanya’ya, Avrupa’ya, AİHM’e ve tüm dünyaya bir mesaj olmaktadır. Uluslararası komplonun 20. yıldönümündeki bu kendini yakma 1998 yılında zindanlarda başlatılan ve her tarafa yayılan ‘GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ’ direnişinin bir parçası olmaktadır.’’
KCK açıklamasının devamında AİHM’in aldığı karara tepki gösterildi. “Komplonun 21. yılına girerken AİHM’in İmralı’daki baskı için yapılan başvuruyu reddetmesi İmralı sisteminin oluşmasında Avrupa’nın ve uluslararası komploda yer alan güçlerin rolü olduğunu bir daha netleştirmiştir’’ diyen KCK, şöyle devam etti: “Avrupa açıkça İmralı’daki baskı politikasını meşru gördüğünü ifade etmiştir. Bu açıkça İmralı’daki tecrit ve baskı rejimine suç ortaklığı yapmaktır. Tayyip Erdoğan’ın Almanya’ya gidişi de dikkate alındığında Türkiye’deki Kürt soykırımcısı faşist iktidara kimin destek verdiği çok iyi anlaşılmaktadır. (…) AİHM kararını alanlar da Tayyip Erdoğan’ı kırmızı halılarda karşılayanlar da insanlığın vicdan, hak ve adalet değerleri karşısında yanacaklardır. Dünyanın en faşist, ahlaksız ve Kürt düşmanı bir siyasi liderle el sıkışanlar tarih karşısında bu durumu yaşayacaklardır.
AİHM ve Almanya mevut tutumlarını bir tarafa bırakmalı, kendi halklarının vicdanına ve seslerine kulak vermelidirler. AİHM’in kararını ve Almanya hükümetinin tutumunu bir daha şiddetle kınıyor, komploculara karşı 20 yıldır mücadele eden ve büyük bedeller ödeyen Kürt halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşmak ve Önder Apo’nun özgürleştirmek için bundan sonra da mücadele edecek, sömürü ve çıkar dünyasına da gereken cevabı verecektir.’’
Tutsaklar da dile getirecek
Tecrit ve AİHM kararına tepki gösteren siyasi tutsaklar, mahkemelerde tecride dikkat çekeceklerinin altını çizerek, Öcalan başvurusunun reddedilmesine ilişkin de AİHM, Avrupa Konseyi ve Adalet Bakanlığı‘na faks çekileceğini kaydetti.
PKK ve PAJK’lı tutsaklar adına yazılı açıklama yapan Deniz Kaya, 10 bini aşkın tutsaklar olarak tecridi asla kabul etmediklerini vurguladı. AİHM kararının, bugün İmralı’da süren, tarihin en ağır tecrit koşullarının ve İmralı tecrit sisteminin Avrupa, AİHM ve CPT’den bağımsız inşa edilip sürdürülmediğini de kanıtladığını belirten Kaya, şunları söyledi: “Kürdistan ve Türkiye’de bulunan PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar olarak Önderliğimiz üzerinde tecridin kaldırılması ve AİHM’in verdiği kararı protesto etmek amacıyla mahkemelerde yapacağımız savunmalarda önceliğimiz Önderliğimiz üzerindeki tecridi gündeme getirmek ve AİHM, AK ve Adalet Bakanlığı’na faks göndereceğiz. Tüm halkımızı ve insanlığı TC devletinin geliştirdiği faşist rejime karşı ses çıkarmaya ve direnmeye çağırıyoruz.”
Keskin:Devletlerden yana
İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, AİHM’in Abdullah Öcalan hakkındaki kararının devletler lehine verildiğini belirterek, “AİHM evrensel hukuktan değil, devletlerden yana” dedi.
Keskin, evrensel hukuka aykırı ve siyasi bir karar olduğunu söyledi. AİHM’in çok uzun zamandır devletler yanlısı bir mahkeme görüntüsü sergilediğini söyleyen Keskin, şimdiye kadar Kürdistan’da yaşanan ayrımcılıkla ilgili yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığını ifade etti. Keskin, “Bir kere başlı başına tecridin kendisi işkencedir. Sadece diğer konuları bir tarafa bırakalım, sadece tecrit boyutuyla dahi ele alınsa AİHM’in lehte karar vermesi gerekirdi. AİHM’in bu yönde karar vermesi Türkiye ile büyük sorunlar yaratacaktı. Bu nedenle bu şekilde kararlar verdi” diye konuştu.
Öcalan hakkında verilen kararın hukukun bu şekilde işlemediğini bir kez daha gösterdiğini dile getiren Keskin, 1990’larda çok daha iyi kararlar gördüklerini hatırlattı. AİHM’in hak ihlalleri noktasında yaptıkları başvurulara olumlu cevaplar da verdiğini anımsatan Keskin, son 8-10 yıldır AİHM’in devlet nezdinde kararlara imza attığını vurguladı.
İnsan hakları savunucularının AİHM’in bir tarafında olmadığını sözlerine ekleyen Keski, şu sözleri kullandı: “Yargı makamının çevresinde değiller. İçinde bir yaptırımları yok. Ama biz sürekli dile getirmeye çalışırız yapılan haksızlıkları, verilen yanlış kararları. Bu konuda uluslararası bir kamuoyu oluşturmaya çalışırız. Bu sadece bizim coğrafyamızda yaşayan hukukçuların eleştirisi değil. Avrupalı hukukçular da memnun olmadıklarını iletiyorlar. Hukukun her türlü önyargıdan uzaklaştırılması bizim ana hedefimizdir. Hukuk mücadelemize devam edeceğiz.”