DBP PM Üyesi Erol Demirhan, cezaevinde tutulduğu dönemde avukat ve ailesiyle mektuplaşması ve konuşmaları gerekçe gösterilerek hakkında “örgüt adına faaliyette bulunmak” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclis (PM) Üyesi Erol Demirhan, 2013’te Adana E Tipi Kürkçüler Cezaevi’nde tutulduğu dönemde avukat ve ailesiyle yaptığı mektuplaşma ve konuşmalar gerekçe gösterilerek hakkında Adana Cumhuriyet Savcılığı tarafından “örgüt adına faaliyette bulunmak” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Konuyla ilgili 27 Ağustos’ta ifadesi alınan Demirhan’ın cezaevinde yaptığı faaliyetler suç olarak gösterilmiş. Soruşturmanın 2013’te açıldığını; fakat çözüm sürecinde rafa kaldırıldığını dile getiren Demirhan, “5 yıl boyunca ertelenmiş. Daha sonra 6 savcı değiştirilmiş. Soruşturmayı inceleyen savcılar, bir sonuca varamamış. 5 yıl ertelenen ve rafa kaldırılan soruşturma raftan alınarak yeniden açılmış” dedi.

Soruşturmanın hukuk dışı olduğunun kaydeden Demirhan, “Cezaevinde olduğum süre boyunca avukatımla yaptığım görüşmelerde ortam dinlemesi yapılıyor. Dosya çerçevesinde avukatımla yaptığım görüşmeler, ‘örgütsel faaliyet’ konuşulduğu, talimat verildiği ve rapor alındığı şeklinde lanse ediliyor. Avukat ile müvekkil arasındaki mahremiyet olduğunu biliyorduk. Aslında bu soruşturmayla birlikte bu mahremiyetin olmadığını gösterdiler” ifadelerini kullandı.

Soruşturma bile yasa dışı

Cezaevinde yaşanan hak ihlallerine karşı yürüttükleri faaliyetlerin “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirilmeye çalışıldığını aktaran Demirhan, bu faaliyetlerin demokratik haklar çerçevesinde olduğunu söyledi. Ailesiyle yaptığı telefon ve kapalı görüşmelerin de kayıt altına alındığını belirten Demirhan, “Ailemle ve avukatımla yaptığım görüşmelerin kayıt altına alınması, hukuka aykırıdır. Gülen Cemaati’nden tutuklananlar tarafından başlatılan ve hukuk dışı olan bu soruşturma, yasanın bile kabul etmediği bir şekilde yürütülüyor. Şu an soruşturmayı yürüten emniyet ve savcı aynı metodu yürütüyor. Bu soruşturmada avukatım ve beni sırf şüpheli kılmak için her türlü yöntem uygulanmış” dedi.

 

ADANA

 
 

Başdaş için CPT’ye başvuru

   

Şakran Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutulan ve yüzde 86 engelli raporuna rağmen tahliye edilmeyen Barış Annesi Mevlüde Başdaş’ın oğlu Metin Başdaş, annesine yapılanın işkence olduğunu belirterek, CPT’ye başvuracaklarını söyledi.

Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta tutuklu listesinde yer alan ve yüzde 86 engelli raporu bulunan Barış Annesi Mevlüde Başdaş’ın (60) durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Görüşe giden oğlu Metin Başdaş, annesinin durumunun kötüye gittiğini belirterek, serbest bırakılmasını istedi. Annesinin kalp, şeker, böbrek, tansiyon gibi birçok hastalığının olduğunu ifade eden Başdaş, ayrıca cezaevinde astım hastalığına yakalandığını söyledi. Annesine Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden yüzde 86 engelli raporu verildiğini de hatırlatan Başdaş, annesinin cezaevinde yaşamını yitirmesinden korktuklarını söyledi.

Cenazesini değil, kendisi çıksın

 Başdaş, annesinin Türkiye’deki barış ortamı için mücadele eden bir kadın olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “Annem yüzde 86 engeli raporuna sahiptir. Durumunu cezaevi yönetimi, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ve İnfaz Kurumu Müdürlüğü gibi birçok kuruma dilekçe olarak yazarak bildirdik. Yüzde 86 raporu olan bir annenin durumunun kötü olmasına rağmen cezaevinde kalması dikkat çeken bir durumdur. Biz Mart’ta annemin raporlarını İstanbul’da bulunan Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderdik. Evet, sonucun olumsuz olduğunu biliyoruz. Çünkü henüz sonuç gelmedi, eğer sonuç olumlu olsaydı kesin çıkardı. Ben annemi sağ istiyorum, cenaze almak istemiyorum.”

Annesinin artık yürüyemez hala geldiğini ve görüşe bile arkadaşlarının yardımıyla çıktığını de sözlerine ekleyen Başdaş, annesinin kendilerini üzmemek adına cezaevinde karşılaşılan hak ihlallerini dahi anlatmadığını dile getirdi.

Nefes almakta zorlanıyor

Annesinin 1 yıldır cezaevinde olduğunu ve 3 yıl 2 ay cezasının daha olduğunu dile getiren Başdaş, şöyle devam etti; “Annem şuan cezaevinde sadece uyuyabiliyor, yatakta uzanıyor. Spor faaliyeti yok. Banyosunu, yemeğini, temizliği en temel ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarının yardımıyla yapıyor. Düşünün içme suyunu bile ona yatağında veriyorlar. Koğuşundaki arkadaşları ona çok iyi bakıyor ama yaşlı bir annedir. Cezaevleri ve koğuşlar ne kadar temiz olabilir? Sadece benim annem değil cezaevinde yüzlerce tutuklu insan var. Cezaevleri tıka basa dolu. Sıcaklık var. Ne kadar sağlıksız bir ortam var siz düşünün. Yaşını almış ve birçok hastalığı olan bir kadın tekrar bir muayeneden geçirseler kesin engelinin arttığı bile görülebilir. Annem nefes almakta bile zorlanıyor.”

Formaliteden hastaneye

 Türkiye’de hasta tutukluların durumu kötüye gittiğini ve son dönemde çok fazla ölüm yaşandığını belirten Başdaş, bu durumunda kendilerini daha fazla endişelendirdiğini söyledi.  Türkiye’deki cezaevlerinden yana umutlarının olmadığını da kaydeden Başdaş,”Annemin bugün ya da yarın cezaevinde yaşamını yitireceğini bunlarda biliyor. Cezaevi yönetiminin annemi hastaneye götürmesi, ilacını vermesi bile iyi niyet çerçevesinde değil. Cezaevinde hastaya sevk edildiği zaman annem diyor ‘Beni formaliteden götürüp getiriyorlar. Sadece sözde götürdük getirdik. Herhangi bir ilaç müdahale yapılmıyor’ diyor. Biz her yola başvuruda bulunacağız. Galiba öyle görünüyor ki cezası elbette bitecek. Ama şuan ki hastalıklar ona hep kalacak. Gerekirse Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) başvuruda bulunacağız. Bu bir hasta tutukluya işkence yapmaktır” dedi.

 
 

Şenyaşar tek kişilik hücrede

 

Dükkanlarında AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın saldırısına uğrayan kardeşlerini korurken yaralanan ve sonrasında tutuklanan Fadıl Şenyaşar’ın avukatı Sevda Çelik Özbingöl, Şenyaşar’ın cezaevinde yalnızlaştırılmaya çalışıldığını belirtti.

 Ramazan Bayramı arifesinde Suruç merkezde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve çetesinin saldırısı sonucu 2 kardeşini ve babasını kaybeden, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede savcı talimatıyla gözaltına alınıp 17 Haziran’da Urfa’da çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanan Fadıl Şenyaşar’ın avukatı Sevda Çelik Özbingöl, müvekkilinin fiziksel ve psikolojik olarak kötü durumda olduğunu söyledi. Şenyaşar’ın cezaevinde tek kişilik hücrede tutularak yalnızlaştırılmaya çalışıldığını dile getiren Özbingöl, tutuklanmasının hemen ardından Elazığ’a gönderilerek ailesinden ve avukatlarından uzak tutulmaya çalışıldığını belirtti. Özbingöl, şöyle devam etti: “Cezaevine girerken vücudunda bulunan yaralar büyük ölçüde iyileşmişti. Ancak olayın üzerinde bıraktığı kötü etki halen devam ediyordu. Yaşanan olayın büyüklüğü yüzünden, ifadesinden ve ses tonundan hissediliyor. Gizlenemeyecek büyülükte bir acıyı kendi içerisinde barındırıyor. Adaletin eninde sonunda tecelli edeceğini söyledi. Kendilerini sahiplenen kamuoyunun gücüyle beraber suçluların cezalarını çekeceklerini aktardı. Dosyanın adli değil siyasi yönünün de farkında. Tutuklanmasını da buna bağlıyor. Yargılama sürecinin uzun süreceğini biliyor. Kendisini de buna hazırlamış durumda.”

Cezaevinde vaktini nasıl geçirdiğine dair de konuştuklarını sözlerine ekleyen Özbingöl, Şenyaşar’ın kendisine televizyonunun olmadığını ve tek kişilik hücrede tutulduğunu söylediğini anlattı. Yaşadıkları ve şuan yaşamaya devam ettiği durumun çok zor olduğuna dikkat çeken Özbingöl, “Bu kadar şeyin üzerine bir de yalnızlaştırılmaya çalışılması ayrı bir mağduriyet yaratıyor” diye ekledi.

 

URFA

 
 

Tutuklu gazeteci Yılmaz’ın ‘kitap taslağı’na soruşturma

Elazığ Cezaevi’nde tutuklu olan gazeteci Uğur Yılmaz, gönderdiği mektupla henüz taslak aşamasında olan şiir ve öykü kitabına el konularak, hakkında “Örgüt propagandası” iddiasıyla disiplin soruşturması başlatıldığını aktardı.

Bitlis Belediyesi’nin basın biriminde çalışırken Temmuz 2017’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne tutulan gazeteci Uğur Yılmaz hakkında, cezaevi savcılığı tarafından disiplin soruşturması açıldı. Yılmaz, “Görülmüştür” ekibine gönderdiği mektupta disiplin soruşturmasının, henüz taslak aşamasındayken “güvenlik” gerekçesiyle el konulan şiir ve öykü kitabından kaynaklandığını aktardı.

Cezaevi idaresinin şikayeti üzerine, “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla soruşturmanın açıldığını belirten Yılmaz, sık sık hakkında açılan disiplin soruşturmalarından kaynaklı kimse ile iletişim kuramadığını dile getirdi.

Kaçmayanlara armağandı

 Kendisine verilen cezaların bitmesiyle birlikte yeni cezalarla karşı karşı kaldığını vurgulayan Yılmaz, el konulan kitap taslağıyla ilgili şunları yazdı: “Yazdığım şiirler ve öyküler nedeniyle yeni bir soruşturma açıldı. Şiir ve sonunda öykü olan bir kitap yazmıştım. Adını ‘Hicran’ koymuştum. Kitabı, Filistin’deki İsrail zulmünden, Nazi zulmünden ve Saddam Hüseyin’in zulmünden kaçamayanlara armağan etmiştim. Ne yazık ki güvenlik gerekçesi ile el konularak, yeni bir disiplin soruşturması açtılar…  Yaklaşık 7 ayı aşkın üzerinde çalıştığım ve büyük emek verdiğim eserimin gasp edilmesinin ardından, büyük bir moralle şafak sökmeden, önceki karanlık anda debdebeli despotik zihniyetlerin gölgesinde yeni bir romanın kapısını çalıyorum.”

Yılmaz, Bitlis’te gazete dağıtımcılığının yanı sıra çeşitli gazete ve ajanslarda muhabir olarak çalıştı. Bir süre sonra Bitlis Belediyesi Basın Biriminde çalışmaya başlayan Yılmaz, 2017 yılının Temmuz ayında, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) yöneticilerine dönük yapılan bir operasyonda gözaltına alındı. Yılmaz, gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla tutuklandı.

 
 

Beğendin takip ettin tamamdır!

 

Amasya Üniversitesi’nde beş öğrenciye, Facebook’tan yaptıkları beğeni ve Twitter’dan takip ettikleri kişiler gerekçe gösterilerek ‘terör örgütü propagandası yapmak’tan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Amasya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre, sosyal medya hesaplarından paylaşım ve beğeni yapan Ahmet Ş., Fuat T., Gülgün K., Serdal D. ve Uğur D. isimli beş öğrenciye soruşturma açılarak evlerinde arama yapıldı.

Şüpheli Ahmet Ş.’nin evinde ‘Black Hunter’ ve ‘Dragon Multibot’ isimli iki oyun CD’si ele geçirildiği, soruşturma kapsamında suç unsuru bulunmadığı belirtildi. Öğrencilerin ‘aranan şahıslar’dan olmadıklarına, Emniyet’te kayıtlarının bulunmadığına da dikkat çekildi. İddianamede, öğrencilerin ‘terör örgütü propagandası’ suçundan cezalandırılması talebine gerekçe gösterilen bazı deliller özetle şöyle sıralandı:

  • Grup Yorum’un ‘Dağlara Gel’ isimli şarkısı ile bazı Kürtçe müzik videoları paylaşmaları.
  • KHK ile kapatılan İMC TV isimli kanalın Facebook sayfasını beğenmek.
  • FETÖ/PDY tarafından devletin gizli bilgilerinin sızdırıldığı Fuat Avni rumuzlu Facebook hesabını, Med Haber isimli internet sitesinin Facebook sayfasını, KHK ile kapatılan Özgür Gündem isimli yayın organının Facebook sayfasını, Sosyalist Halk Platformu isimli Facebook sayfasını beğenmek.
  • Eski HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, eski HDP milletvekilleri İdris Baluken, Ferhat Encü, Faysal Sarıyıldız ile HDP milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Twitter sayfalarını takip etmek.

İddianamede “Şüphelilerin Facebook, Twitter profillerindeki paylaşım ve yorumların ayrı ayrı, silahlı terör örgütlerinin cebir, şiddet içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek, bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda suçunun yasal unsurlarını oluşturduğu” görüşü savunuldu.

İddianame, Amasya Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dava kasım ayında başlayacak.

 

AMASYA