800 gün sonra oğlunun bir kutu içine konulmuş kemiklerini teslim alan anne Hayriye Demir (68), 40 yıldır ailesiyle birlikte mücadelenin içinde. Ne esaret ne de şehadet onları alıkoymadı. Çocuğunun kemiklerini de elleriyle yıkadı, kefenledi ve defnetti.
Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılan oğlunun kemiklerini teslim alan Hayriye Demir, savcının kendilerine ”Neden bir kemiğin peşine düştünüz?” dediğini belirterek, ”Onların kemik dediği bizim çocuklarımız” dedi.
Bitlis’in Oleka Jor kırsalındaki Garzan Mezarlığı’ndan 19 Aralık 2017’de çıkarılan PKK’lilere ait 267 cenaze, DNA eşleşmeleri yapılacağı iddiasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) getirildi. Süreç içerisinde 18 cenaze teslim edildi. 18 cenazeden en son ailesine teslim edilen iki cenazeden biri olan Cengiz Demir’in kemiklerini bin bir zorlukla alan ailesi, yaşadıkları süreci anlattı.
800 gün sonra oğlunun bir kutu içine konulmuş kemiklerini teslim alan anne Hayriye Demir (68), hala İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda (ATK) birçok cenazenin tutulduğunu söyleyerek, ailelere, “Onlarda merhamet yok, vicdan yok. Cenazelerinizi gidip alın, yoksa çocuklarımızın kemiklerini çöpe atacaklar” çağrısında bulundu.
PKK’ye 1999’da katılan Cengiz Demir (Sami) Öcalan’ın tek taraflı ateşkes çağrısından sonra sonbahardaki geri çekilme sürecinde şehit düştü. Garzan Mezarlığı’na defnedildi. Anne Hayriye Demir, Garzan Mezarlığı’na yönelik saldırı haberini televizyondan öğrendikten sonra oğlu Cengiz’in cenazesini almak için girişimlere başladı.
Savcı: Neden peşine düştünüz?
Önce Diyarbakır Savcılığına giden anne Demir, buradan da Bitlis’e yönlendirilir. Bitlis’te kan örneği verdikten sonra DNA eşleşmesi sonucu aileye cenazelerini almaları için bilgi verilir. Sarıyer’deki Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’ndan alınan kemiklerin zarar gördüğünü ve kırıldığını belirten anne Demir, şöyle devam etti: “Ben hastalıklarımdan dolayı gidemedim. Oğlum ve kızım gidip cenazeyi aldı. Gittiklerinde sandıkların için de cenazelerle karşılaşıyorlar. Kimsesizler Mezarlığı deniliyor ya, orası mezar değil. Kemikleri kumların içine koymuşlar. Birçok kemik kırılmış. Yine çocuklarım cenazeyi almak isterken, bin bir zorluk ile karşılaşıyorlar. Kızım gidip savcı ile görüşüyor. Savcıya ‘Bize zorluk çıkarıyorlar’ diyor. Savcı ise ona, ‘Neden bir kemiğin peşine düştünüz, ne yapacaksınız?’ diye tepki gösteriyor. Onların kemik dediği bizim çocuklarımız.”
İmamı tehdit etmişler
Oğlunun kemiklerini büyük zorluklarla aldığını belirten Demir, “Cenazeyi Fis Mahallesi Camisi’ne getirdik. Askerler köyü ablukaya almıştı. 4 zırhlı araç bekliyordu mezarlıkta. Ben kemikleri yıkayıp kefenleyip gömmek istedim. Ancak köyün imamı cenazemizi yıkamak istemedi. Görevden atılmakla tehdit edilmiş. Başka imamlar geldi. Kemikleri düzeltip kendi ellerimle yıkadım. Kefenledim, sonra gömdüm oğlumu” diye konuştu.
40 yıldır zulüm
Anne Demir, 2017’den beri oğlunun kemiklerinin peşinde olduğunu hatırlatarak, yaşananları “vahşet” olarak tanımladı. “Kimsenin hakkı yok cenazelere bu işkenceyi yapmaya. Bu durumu kimsenin kabul etmemesi gerekirdi. Çocuklarımızın kemikleri idi onlar. Bu halk 40 yıldır zulüm görüyor devletten” diyerek tepki gösterdi.
Lice’nin Fis köyünden 1983’te gördükleri devlet baskısı sonucu Adana’ya göç ettiklerini anlatan Demir, diğer çocukları ve eşinin de yıllarca baskı ve işkence gördüklerini, çocuklarının gördükleri baskıya karşı PKK’ye katıldıklarını söyledi.
Baba Resul Demir, üç kez tutuklanır. En son 2009’da gözaltına alınıp tutuklan Demir, bir yıl tutukluluğun ardından tahliye olur. Demir, 2011’de yaşamını yitirir.
Oğlu Tekin Demir de 1992’de PKK’ye katılır. 1993’te şehit düşer, ancak cenazesinin nerede olduğu bilinmiyor. Ailenin diğer bireyi Berçem Demir de babasından hemen sonra 2010 ‘da tutuklanır, 2019’da tahliye edilir. Hayriye Demir’in oğlu Abdullah Demir ise siyasi gerekçelerle aldığı müebbet hapis cezası nedeniyle 25 yıldır cezaevinde.
Onurları için yaşadılar
Anne Demir, tüm çocuklarının onurları için yaşadıklarını söyleyerek, çocuklarının mücadele ile tanışmalarını şu sözlerle anlattı: “Adana’da yaşadığımız süre zarfında evimiz her gün basılıyordu. Her baskında Kürtçe kanalları izleyebilmek için aldığım çanaklarım kırılıyordu. Her baskında bana ‘Bu kanalları izlemeyeceksiniz’ diyorlar. Onlarla Kürtçe konuşunca ‘gavur gibi konuşuyorsunuz, Buralardan gidin’ diyorlardı. Her defasında yeni çanak aldım. Çocuklarım bu bilinçle, böyle bir ortamda büyüdü.”
MA/ADANA