Şükrü GEDİK
Dünyayı tehdit eden koronavirüsü, her geçen gün can almaya devam ederken, buna karşı mücadele yöntemleri de geliştirilmektedir. Salgına karşı hemen her konuda fikir üretilmekte, önlemler alınmaktadır. Halk sağlığını korumak için imkanlar seferber edilmektedir. Sağlık alanında bilimsel çalışmalar sürdürülürken, toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik alanına ilişkin de tedbirler geliştirilmektedir. Ülkeler birbirlerinin deneyimlerinden yararlanmaktadır. Toplumsal dayanışma ve ortak mücadele yöntemleri üzerinde durulmaktadır. Salgın hastalığı kontrol altına almak için ortak akıl oluşturulmaya çalışılıyor.
Gel gör ki, Türkiye’nin yönetimi, iktidar erki, kendince bir tarz geliştirmektedir. KORONA salgınına karşı ortak akıl oluşturma yerine, bu salgından siyasi rant ve askeri zaferler elde etme peşine düşmüştür. Salgına karşı önlem alması gerekirken, tersinden yaklaşarak, toplumun salgına açık hale gelmesi için çaba göstermektedir.
En bariz örnek cezaevleridir. İktidara muhalif olan kesimleri bu hastalığın pençesine teslim etmektedir. Düşünce suçu kapsamına girenleri, siyasi tutsakları, insan hakları savunucuları, gazetecileri, avukatları, kapsam dışında tutarak adli tutukluları dışarı salmaktadır. Cezaevlerini boşaltarak önlem alması gerekirken, ayrımcı bir düzenlemeyle iktidara muhalif olanları içerde tutacaklar.
Belediyeler, yerellerde yardım toplayarak halkın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışması, iktidar tarafından engellenmiştir. Bankalarda oluşturulan yardım hesapları bloke edilmiştir. Gerekçe ise “devlet içinde devlet olmaz” imiş.
Devletlere düşen görev, salgın hastalığıyla mücadele için ödenek ayırmaktır. Halk sağlığı için gerekli her türlü önlemi almaktır. Yaşanan mağduriyetleri gidermek için kaynak ayırmaktır. Türkiye, tersinden yaklaşarak halktan yardım toplama kampanyası başlatmıştır. Daha önceden yardım adı altında halktan toplanan fonlar amaca uygun kullanmadıkları için, elde avuçta ne varsa çalıp çırparak tüketen AKP iktidarı, savaşa kaynak bulurken, hastalığa karşı kaynak bulamıyor.
Bu süreci şeffaf yönetmekten ziyade gerçekleri halktan gizleyerek, kendi iktidarını korumanın önceliği içine girmiştir. Ülke içinde kontrolü elden tutmak için salgın hastalığı ‘Allah’ın lütfu’ gören bir zihniyet mevcuttur. Ne yazık ki akıl tutulması yaşanmaktadır.
Dünya KORONAvirüsüyle boğuşurken, Türk devletinin önceliği ise işgal ve yayılmacılıktır. Virüsün gölgesinde kalan siyasi ve askeri faaliyetlerine hız vermiştir. İdlib’e 20 bin civarında asker takviyesi yapmıştır. Libya savaşına daha fazla bulaşarak Türk savaş gemilerinden atışlar yapılıyor. Düşen Türk SİHA’ları basına yansırken, ölen askerler kamuoyundan gizlenerek sessiz sedasız gömülüyor.
BM’nin “savaşlar durdurulsun” çağrısına aldırmadan salgın hastalığı fırsat bilerek saldırılarını yoğunlaştırmaktadır. Medya savunma alanları, Kuzey Doğu Suriye’yi bombalamaktadır. Koronavirüs için Suriye’ye yapılacak yardımlara ciddi bir engel oluşturmaktadır. Ele geçirdiği su kaynağını silah gibi kullanarak Hasekê kentinin suyunu keserek halkı cezalandırmaktadır. Hastalık pike yapar hale gelmişken bir şehrin suyunu kesmek düşmanlığın geldiği noktayı tarif etmektedir.
Halk sağlığını hiçe sayan mantığı anlamak için, alınan sözde önlem paketine bakmak yeterli olacaktır. Hastalıkla alakası olmayan önlem paketi adeta halk ile alay etmek anlamına gelmektedir. Virüsten medet uman devlet yönetiminin ciddi manada akıl sağlığı bozulmuştur. Bu hastalığı önleyecek hazırlıkları zamanında yapmayarak bilinçli bir şekilde halk sağlığıyla oynamışlardır. Test kapasitesinin yetersizliği nedeniyle gerçek vaka sayısı tam olarak ortaya çıkarılmamaktadır. Ölü sayısı bile yeterince net değildir. Gerçeği konuşanlara anında soruşturma başlatılmaktadır. Korku duvarlarını yükselttikçe yükseltiyorlar. Çalışan sağlık personeli, işini kaybetme korkusuyla tehlikeye açık halde mesai yapmak sorunda bırakılmaktadır. Korku yayarak halkı yönetmektedirler.
AKP’nin faşist şefi Erdoğan, KORONAvirüsünden daha tehlikeli uygulamalarıyla Türkiye halklarına karşı bir düşmanlık içinde olduğunu her pratiğiyle ortaya koymaktadır. “Koyun can derdinde kasap et derdinde” misali halkın gündemi açlık, sefalet ve hastalıktan korunma iken, AKP-MHP’nin derdi ise iktidarını korumak, koltuklarını sağlama almaktır.
Bu salgın hastalık sonrası dünya eski dünya olmayacaktır. İnsanlığı tehlikeye atan kan emici bu sistem dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir. AKP’nin faşist şefi Erdoğan’da Türkiye’yi yaşanmaz hale getirerek, kendi tabutuna son çiviyi çakmıştır.
Devletler kendi ulusal kılıfına çekilerek, içe kapanarak, bu salgını savuşturamazlar. Uluslar üstü yeni organizasyonlara gereksinim vardır. Halkların küresel çapta dayanışmasına ve kapitalist sisteme karşı ortak mücadelesine ihtiyaç vardır. Çare sosyalizmdedir, çare demokratik toplum inşasındadır.