Bu ülkede eğer “muhalefet”ten bahsedeceksek, bunu bir tek HDP yapabilir.  

Üstelik bu muhalefetin “günlük faaliyeti”, hiç abartmadan söyleyeyim, “sıfır” maliyetle gerçekleştirebilir. HDP, böyle bir muhalefet için, tek bir “araştırmacı gazeteciye”, tek bir “kamuoyu araştırma kurumuna”, devlet içine “sızmış” tek bir “böcek”e, tek bir “eli bavullu muhabire”, tek bir “dış ülke istihbarat” elemanına v.s. ihtiyaç duymadan Türk siyasetinin “iki kutbuna” karşı beş kuruş ödemeden en “kapsamlı” muhalefet materyallerini üretebilir.
Denir ya, açalım:
Türkiye bir “devlet krizi” yaşıyor.
Devlet cihazı “birbirine paralel” iki yapıya bölünmüş.
Bu bölünme öyle bir bölünme ki, bölünenler, “kendi milli, milliyetçi, islami ve islamcı” hudutları içinde kalamamakta. Dünyadaki herkes gibi, bunlar da ellerini hem birbirlerinin “cebine” daldırmakta, hem de “küresel dünyanın gizli elleri” de bunların her ikisinin “ceplerinde” fır dolanmakta.
Eğer Türk devletinin krizi, sadece “tam bağımsız ve gerçekten milli bir kriz” olsaydı, bilin ki, bu kriz “kol kırılsın yen içinde kalsın” hesabı, “saray içi darbelerle”, bizim ruhumuz bile duymadan çözülürdü.
Ama iş öyle değil.
Türk devletinin “krizi”, “kendi başına” avara kasnak dönmüyor. “Küresel dünyanın” iç çelişkileri ve dünya kapitalizminin krizli gelişmeleri içinde hareket ediyor. Öyle olunca da, artık “devlet krizinin” tarafları kendilerini de,  yedikleri naneleri de saklayamaz hale geliyor. Bir tarafta, akıl sır almaz tekniklerle donanmış “kontr ispiyonaj”ın “Merihliler ve Ufolarla” desteklenmiş muazzam faaliyeti, diğer taraftan bu “ele geçirilmez djital alemin” kapısının, tek bir “bireysel zekanın maymuncuğuyla” açılabilir olması böyle yeni bir ortam yaratıyor. “Küresel kral çıplak!”
“Siyasi kutuplar” yalnız Türkiye’de değil, dünyada da birbirini yiyor, birbirinin evlerine dalıyor, çamaşır sepetini olduğu gibi etrafa saçıyor.
Eğer, kendinize “hakimseniz”, “iradeniz” kuvvetliyse, gazete okuyup, TV seyredip, “korku ya da ekşın” merakıyla kendinizi “iki kutbun” “dizi filmlerine” kaptırmazsanız, yani okuduğunuz gazetenin ya da izlediğiniz TV’nin “tuttuğu kutbun” etki alanına girmezseniz, kendinizi “anti magnetik” bir korumaya alabilirseniz mesele yok.
Bunu yaptığınız anda “üçüncü gücü” oluşturanlardan birisi haline gelirsiniz.
Başlarsınız “zap” yapmaya. “A kutbunun TV’sinden” “B kutbunun” herzelerini, “B kutbunun TV’sinden” “A kutbunun” kepazeliğini bir güzel öğrenirsiniz.
Öğrendikten sonra ne yaparsınız?
Hemen en yakın HDP İlçe binasına gidersiniz, partiye üye olursunuz ve sonra mahalle halkının karşısına geçer, “A kutbunda yer alan şu AKP var ya...” diye başlar, “B kutbunun TV kanalından ve gazetesinden” öğrendiklerinizi bir güzel anlatırsınız; sonra döner, “bu B kutbunda yer alan şu Cemaat ve onun işbirlikçisi CHP var ya, ah kardeşlerim, siz onları bilmezsiniz” diye “Erdoğan ağzıyla”, “A kutbunun kanalından ve gazetesinden” öğrendiklerinizi bir güzel anlatırsınız...Ve keyifli bir hava içinde, bunlar hakkındaki iddiaları biz söylemiyoruz,  kendileri söylüyor, diyerek işin içinden çıkarsınız.
Ve konuşmanızı, “her ikisi de birbiri hakkında ‘doğru’ söylüyor, al birini vur diğerine dediğinizde vatandaş size şunu diyecektir: İyi de biz ne yapalım? El cevap: İki şeyli değneğin bir ucundan tutmayın, hem şey yemeyin, hem sopa yemeyin; gelin “değneksiz ve şeysiz” HDP’de birleşin!”
Siz bunları der demez, “iki ucu şeyli değneğin her hangi bir ucundan tutmuş” bir “aydın” size bağıracak:
“İyi ama, siz de ucu şeyli AKP kutbuyla barış masasına oturuyorsunuz!”
Bu acayip itiraza yanıt vermek isterseniz, hemen Kuto’ya başvuracaksınız. O size şöyle diyecektir:
“Barış için şeyli değneğin barışa razı ucunu kendime tutarım, elime kan bulaşacağına şey bulaşmasına katlanırım, çünkü şeyi Fırat ve Dicle’nin suyuyla temizlemem mümkündür, kanı okyanusun suyu temizleyebilemez; ve de ben Meclis’e girmek için iki ucu şeyli değneğin uçlarından birine sarılanlara katilmeyem...”