
HDP başta olmak üzere birçok kurum ve kişi, yıllardır tanımlıyor ve uyarıyor: Antep, felaketin eşiğinde. Kent, zaten yıllardır da felaket alametleriyle anılıyor. Artık Antep denilince akla, DAİŞ, Ehrar el Şam gibi çetelerin tahkimatı, sınırdan geçip insanlık suçu işleyen teröristler, küçücük kız çocuklarına tecavüz gibi tahayyüle sığmaz vukuatlar geliyor.
Antep’te Suriyeli mülteci sayısı, Nisan itibarıyla 300 bini aştı. Kente kayıtlı olmayan ama ekonomik/sosyal olanakları (ve eğer cihatçıysa politik merkez olması) dolayısıyla Antep’i tercih eden Kilis ve Urfa’daki mültecileri kattığımızda, bu sayı bir hayli artıyor. Bu durum ise ortaya çıkardığı kentsel krizin yanı sıra ciddi sosyal problemleri ve Suriye iç savaşında Türkiye’nin oynadığı rolle de bağlantılı olarak radikal İslamcı tahkimatı Antep’e taşıyor.
Gün itibarıyla Antep, radikal İslamcı çetelerin devlet desteğinin konforuyla DAİŞ bayrakları eşliğinde konvoylar düzenleyebildiği, yaşları 9’a kadar düşen Êzîdî kızları kuaförler üzerinden pazarladığı, özel mekanlarda/derneklerde eğitim çalışmaları yaptığı, hastanelerde tedavi olduğu bir kent. Bu bilgilerin tamamı, belgeleriyle birlikte, defaatle haberlere konu oldu. Kısa bir arşiv çalışması, meraklı bir gözün önüne sayfalarca belge, kitaplara kaynaklık edebilecek kadar yorum, albümler dolduracak kadar fotoğraf koyacaktır.
Antep’teki ‘Suriye Hükümeti’
Suriye İç Savaşı henüz başladığında, ABD’nin de o dönemde desteklediği Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ortaklığı, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) namlı çetelere ‘Suriye Hükümeti’ diyordu. Bu ‘hükümet’, İstanbul’daki beş yıldızlı otellerde toplantılar yapıyor ve ‘kararlar’ açıklıyordu. Merkezleri ise Antep’ti. Kentin en işlek noktalarından biri olan Kalyon Kavşağı’ndaki bir bina, ÖSO’ya ‘Suriye Hükümeti’ binası olarak tahsis edilmiş; bina çevresi korumalarla doldurulmuştu. Bu ‘hükümet’, Antep’ten ‘kararlar’ bile yayınlıyordu.
ÖSO’nun sahada ‘hiçleşmesi’, Suriye İç Savaşı’nın DAİŞ, El Nusra gibi örgütlerle başka bir boyut kazanması ve Türkiye’nin tercihini Kürt düşmanı motivasyonlarla çeteleri desteklemek üzerine yapması, Antep’teki tahkimata da yeni boyutlar kazandırdı. Dicle Haber Ajansı (DİHA) başta olmak üzere birçok haber kaynağına, kentte DAİŞ, El Nusra, Sultan Murad ve Ehrar El Şam başta olmak üzere birçok çete örgüt için lojistik destek çalışması yapan derneklerle ilgili haberler yansıdı. Türk devletinin Suriye savaşındaki pozisyonuna göre Antep’te yeni gelişmeler yaşanıyordu.
5 Kürt’ün katledilmesi
Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü, düşecek’ demesine denk gelen günlerde, Kürdistan kentlerinde Kobanê’ye destek eylemleri yapıldı ve 42 kişi yaşamını yitirdi. Antep’te de 9 Ekim akşamı ellerinde kılıç, satır, sopa, tabanca ve pompalı tüfek olan, tekbirler getiren bir grup, Barak ve Vatan mahallelerindeki Kobanê eylemine saldırdı; en küçükleri 15 yaşındaki Süleyman Balcı ile 16 yaşındaki Sevgi Alıcı olan 5 Kürt katledildi; Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki DBP binaları yakıldı. Sorumlular yargılanmadı, örgütleyen merkez sorgulanmadı. Bu olay, kentteki radikal İslamcı tahkimatın AKP öncülüklü Kürt karşıtı devlet blokuyla beraber sokağa çıkıp katliam yaptığı en belirgin örneği oluşturdu.
1 Mayıs 2016’da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne yapılan ve 2 polisin ölmesiyle sonuçlanan DAİŞ saldırısı ise, örgütün kentteki tahkimatını ‘ayar verici’ bir güç olarak da kullanacağının/kullandığının belirtisiydi. Tabir yerindeyse Antep, Türk devletinin Suriye politikası nedeniyle, radikal İslamcı çetelerin eline geçmemiş ise de ‘eline düşmüş’, teröristlerin elindeki ‘koz’a dönüşmüştü.
Toğrul: Dilimizde tüy bitti!
Antep’te, bir Kürt düğününe yönelik gerçekleştirilen ve 50’den fazla insanın yaşamını yitirmesine neden olan son DAİŞ saldırısını kentin yakın geçmişiyle birlikte değerlendirmek, ‘sorumluluğu’ doğru tarif etmenin tek koşulu. Kentin maruz kaldığı tehdidi ve yüz yüze olduğu felaket senaryosunu anlamanın da...
HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Suriye İç Savaşı’nın başladığı günlerden bu yana kentin kıyısında olduğu tehdidi en fazla ve en ‘nitelikli’ gündeme getirenlerden biri. Son katliamın ardından görüştüğümüz Toğrul, duyarsızlığa ve yaratılan ‘cezasızlık zırhına’ isyan ediyor:
“Yıllardır dilimizde tüy bitti. Buradaki yetkililere Antep’in geldiği durumu anlatmaya çalıştık. Tüm çeteler Antep’ten geçip halklara karşı savaştılar, insanlık suçları işlediler. Sonra da tekrar Antep üzerinden geçerek İstanbul’da, Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da, Avrupa’da, Paris’te gidip kendilerini patlattılar. Bu olayların tamamının ayakları bir şekilde Antep’e uzanıyor. Antep’te çok ciddi bir hücre örgütlenmesinin olduğunu da biliyoruz. Ayrıca bize gelen yakın bir bilgiye göre, Minbic zaferinden sonra, orada savaşan çetelerin büyük bir kısmı sınırı geçerek Antep’e ulaştı. Bu meselede bizim duyumlarımız, şimdiye kadar hep doğru çıktı. Özellikle Minbic zaferinden sonra Kürtlere karşı öfkelerinin arttığı biliniyor. Çünkü Kürtler karşısında hiç tutunamıyorlar. Kürtler onurlu bir mücadeleyi, oradaki diğer halklarla birlikte sürdürüyor.”
Kürtlerden öc alma eylemi
Bu bağlamda, Antep’teki son katliamın hedefinin tesadüfi ya da düğün sahibi aileyle sınırlı görülemeyeceğini de belirtiyor Toğrul. “Çok açık, hesaplı bir Kürtlerden öc alma eylemidir” diyen Antep milletvekili, devam ediyor: “Antep’teki Siirtli ailelerimiz, büyük oranda yurtseverdir; bizim de tabanımızı oluşturuyorlar. Bu ailelerin büyük bir kısmı, 90’lı yıllarda evleri barkları başlarına yıkılmış, savaş mağduru insanlardan oluşuyor.”
Çıkarları ortaklaşıyor
Ankara’da, 10 Ekim 2015’te, barış mitingi yapanlara yönelik gerçekleştirilen ve 109 kişinin yaşamını yitirdiği DAİŞ saldırısını düzenleyen Yunus Durmaz ve organize eden İlhami Bali arasındaki basına yansıyan diyaloglarda, Antep’te Kürtlerin düğünlerine yönelik böyle bir saldırının çok önceden planlandığı görülmüştü. Bu bilgiyi de hatırlatan Toğrul, ekliyor: “Düşünün: Aylarca Türkiye’nin tüm il ve ilçelerinde güya demokrasi mitingleri adı altında sokağa inenler için önlemler alınıyor; maalesef sıra bizim toplantılarımıza, düğünlerimize gelince, IŞİD’liler kendilerini patlatıyor. Aslında bu noktada bu iki gücün çıkarlarının ortaklaştığını söylemek pekala mümkün. Bu olayların hiç gündemde olmadığı bir dönemde, ta 2015’in Temmuz ayında, gündüzün gözünde DBP Şahinbey ilçe binasına gidip arkadaşlarımızı tehdit ettiler. Uzun süredir bu kadar cüretkarlardı zaten Antep’te. Durumu Savcılık’la, Emniyet’le de paylaştık.”
Vali HDP’ye ‘küsmüş’!
Kentte giderek görünürleşen ve hatta son katliamdan çok önce Kobanê eylemleri sırasında can alan radikal İslamcı tahkimata dair uyarılar yapan HDP’nin umursanmadığı yetmezmiş gibi bir de 1 yıldan fazla süredir mülki amirlerden blokaj yemiş. Şöyle anlatıyor Toğrul: “Özellikle Vali bize tavır alıyor. Telefonlarımıza çıkmıyorlar, önemli bir sorun yaşandığında bizimle ortaklaşmıyorlar. Bize bir blokaj kondu. 1 yıldan fazladır, hiçbir şekilde telefonlarımıza, görüşme taleplerimize cevap vermediler. Son patlamayla ilgili biz direkt Valilik’e gittik. Yine aynı şekilde bize, ‘Hep Antep, Antep diyorsunuz’ dediler. İşte tam da bu yaşananlar nedeniyle hep Antep diyoruz. Düşünebiliyor musunuz, böyle bir tepki bile verebiliyorlar.”
‘Tavır eksikliği değil, bilinçli’
Antep’te, Mayıs ayında, DAİŞ’e yönelik birkaç operasyon yapılmış, bunlardan birinde çatışma da çıkmıştı. Toğrul, bu operasyonları hatırlattığımızda ise şunları söylüyor: “O dönemde hatırlayın, IŞİD’in çok kriminalize olduğu, Türkiye’nin artık çok fazla arkasında duramadığı, Kilis’e ardı ardına bombaların düştüğü bir dönemdi, bunlar da ona karşı birkaç operasyondu. Ondan sonra hatırlarsanız, hem Kilis’e düşen roketler durdu hem de IŞİD’e yönelik tavır değişti. Şu anda çeşitli dava dosyalarına yansımış ifadelere baktığımızda, Antep’teki IŞİD varlığıyla ilgili Türkiye istihbaratının adım adım her şeyi bildiği görülüyor. Bakın, Ankara Garı’ndaki katliamın sorumlusu Yunus Durmaz’ı ve diğerlerini adım adım izlemişler. Nerede oturur, nasıl yaşar, ne yapar? Hem teknik takip hem birebir takip... Yine sınır emiri olduğu söylenen İlhami Bali’nin Antep’ten ne kadar çeteyi geçirdiğini, buluşma yerlerinden tutun konaklama yerlerine ve aracılara kadar her şeyi biliyorlardı. Şu anda Antep’te, 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürüyen davalara bunlar yansımış durumda. Biliniyor ama nedense önlemi alınmıyor. Buna tavır eksikliği demeyelim, muhtemelen bilinçli bir durumu gösteriyor. Bir devlete yakışan şey, normalde, bu durumları tespt ettiğinde gerekli cezaya çarptırmasıdır. Ama maalesef Antep’te bunu yapmadıklarını görüyoruz.”
Kürtlere, Alevilere ciddi tehdit
Antep’e dair söz söyleyen herkesin ortaklaştığı tespit, kentin çok daha büyük krizlere, acılara ‘hazırlıklı‘ olması gerektiği... Zira kentteki radikal İslamcı tahkimat, yıllar süren göz yumma ve destek sonucu, kolay sökülüp atılabilir olmaktan çoktan uzaklaşmış durumda. Mahmut Toğrul da buna dikkat çekiyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Antep’i şu anda bir geçiş hattı olarak kullanıyorlar ve harcamak istemiyorlar. Ama yarın bu hat kesildiğinde, artık burası kullanılamaz hale geldiğinde, buradakilerle oradakilerin teması kesilecek ve bunlar kendilerini patlatacaklar. Bunu inanın defaatle her yerde anlatmaya çalıştık. İşin doğrusu, Antep bir mayın tarlasının üzerinde. Ne zaman, nerede, ne olacağını kestiremeyeceğimiz bir noktada. Antep’te Kürtlere ve Alevilere yönelik ciddi bir tehdit ortamı yaratılmak isteniyor. Patlamanın olduğu saatlerde milliyetçi güruhlar harekete geçti. ‘Kürtler ayaklanmış, saldırıya geçmiş’ söylentisi yayılıp bazı mahallelerde Kürtlere yönelik saldırıya girişmeye çalıştılar. Şu anda birileri, Antep üzerinden bir kaosu işlemeye çalışıyor gibi görünüyor açıkçası.”
Antep mayın tarlası üzerinde
Antep’in hem sınır kenti hem de ‘tüm halkların bir arada yaşadığı bir Türkiye fotoğrafı’ sunmasından dolayı bilinçli olarak seçildiğini belirten HDP’li vekil, ‘Rojava’da Kürtler bir statüye sahip olmasın diye her şeyi göze almış, dünyaya kör bakar hale gelmiş’ olanların aynı politikaları sürdürdüğünü belirtiyor, kentteki atmosferi ve tehdidi şöyle özetliyor: “Antep’te şu anda öyle bir psikoloji var ki, artık insanlar aynı apartmanda kiminle yaşadıklarını bilmez durumda. Ciddi bir kaygı var; çünkü her mahallede artık büyük ihtimalle bu çetelerin örgütlülüğü var. Önümüzdeki dönem, Kürt koridoruyla Rakka yolunun tamamen kapatılmasıyla birlikte, geriye kalan çetelerin de Antep’e yerleşeceğini ve kentte çok daha ciddi durumların yaşanacağını da tahmin ediyorum. Çünkü bunların kendilerini patlatmak dışında bir yol ve yöntemleri yok. İlkesel bir tutumları, insana dair bir duyarlılıkları zaten yok.”
BİR HATIRLATMA: HDP ‘Araştıralım’ dedi, AKP reddetti
Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un öncülüğünde HDP Meclis Grubu, Antep hakkındaki son önergesini henüz Haziran ayında verdi. Araştırma önergesi hakkında konuşan Toğrul, ‘ülkenin Pakistanlaşma, Antep’in ise Peşaverleşme tehlikesi yaşadığını’ vurgulamış ve şunları söylemişti: “IŞİD çeteleri, sınırda canlı bomba yeleklerinin yakalanmasıyla beraber, bunları Suriye’den taşımak yerine Gaziantep’te bir atölye, canlı bomba yeleği üretim atölyesi kuruyor. Yine bunun yanında, Gaziantep’te sadece bir noktada 120 ton patlayıcı niteliğinde amonyum nitrat gübresi ele geçiriliyor. Şimdi, ortaya çıkan bilgi ve belgelere bakıyoruz ki, aslında polis iki yıl boyunca izliyor, bunları kayıt altına alıyor ama maalesef dün ‘öfkeli çocuklar’ olarak tarif edilen bu kesimin üzerine gidilemediği için ülkemiz kan gölüne dönüşme yolunda hızla ilerliyor.”
Şu cümleler ise HDP’nin 2015’in Aralık ayında verdiği araştırma önergesinin son iki paragrafından: “Gaziantep ve çevresinde çok sayıda IŞİD uyuyan hücresi olduğu, halk arasında özellikle kenar semtlerde yoğun bir şekilde IŞİD terör çetesine ait militanların görüldüğü, çeşitli hastanelerde tedavi gördükleri, farklı isimler altında dernekler kurup örgütlendiklerine dair bilgiler yer almaktadır. Bu kapsamda kamuoyunca bilinen, Gaziantep’in sürekli IŞİD terör örgütünün transit geçiş yaptığını, Gaziantep’i bir üs olarak kullandığını göz önünde bulundurduğumuzda bu durum, kent için ciddi bir kaygıya yol açmaktadır. Bununla birlikte, kentin IŞİD terör örgütünün tehdidi altında olduğu kanısını yaratmaktadır. TBMM’nin bu konuda gerekli önlemleri alması gerektiğini düşünüyor, bu amaçla meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.”
HDP’nin araştırma önergeleri, Genel Kurul’da AKP oylarıyla reddedildi.
OSMAN OÐUZ / HABER MERKEZİ